Kendini Tanı İyilikle Harekete Geç

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İyilik

10 Mayıs 2026 - 13:37
10 Mayıs 2026 - 13:37 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 4  90
Kendini Tanı İyilikle Harekete Geç
İyi ruhlar güzelleştirir dünya'yı...

Bazı şeyler durup dururken olmaz. Yağmurun yağması için bulutların sıcak ve soğuk olarak birbirine temas etmesi gerekir. Depremler durup dururken meydana gelmez. Yer altındaki fay hatlarının kırılması gerekir. Bir kuş tek kanatla uçamaz, her iki kanadının da sağlam olması gerekir. İnsan, tabiat ve hayvanat su içmeden yaşayamaz. Ateş yanıcı ve yakıcı bir maddedir, ancak ateş olmazsa ısınamayız... Güneş ve gece lambası olmazsa karanlıkta kalırız. Şu muazzam kâinatta 4 temel element vardır: Toprak, su, hava ve ateş.

1.Toprak:

 İstikrarı, katılığı ve temel yapıyı temsil eder.

2.Su: Duygusal derinliği, uyumu ve akışkanlığı temsil eder.

3.Hava: Zihinsel hareketliliği, iletişimi ve düşünceyi temsil eder.

4.Ateş: Enerjiyi, tutkuyu, iradeyi ve dönüşümü temsil eder.

Bunlardan biri eksik olsa yaşam dediğimiz şey olmazdı. Kâinat o kadar kusursuz yaratılmıştır ki ancak Yaratıcının müsaade ettiği kadar kâinat ve içindekileri kavrayabiliriz. Kâinatın yaratılışı kadar insan ve hayvanın da yaratılışı mucizelerle doludur. İnsan su ve toprak karışımı balçıktan (çamurdan) yaratılmıştır. İnsanoğlunun fıtratında sevgi kadar nefrette vardır. Zira yeryüzünde ilk katliâmı Adem'in (as) oğlu Kâbil kardeşi Hâbil'i öldürerek yapmıştır.

Meşhur bir söz vardır: "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz" diye. Şu soruyu sorarak başlamak istiyorum: "Sizce günümüzde cereyan eden olağanüstü durumlar bir tesadüf mü yoksa komplo teorisinin birer parçası mı?"

Depremler, savaşlar, salgın hastalıklar ve hızlı ölümler... Aile bağlarının git gide çözülmesi, toplumun gündemine bomba gibi düşen haberler, sokakta birbirini hiç tanımayan insanların taşlı sopalı kavgaları, ekseriyetle aldatma, ihânet, gösteriş ve boşanmaların konu edindiği gündüz kadın programları, yerli yabancı dizi ve sinemalar... Yazımın başında bir şeylerin olması için başka bir şeyin olması gerektiğini ifade etmemin asıl sebebi buydu aslında. Bu saydıklarımdan yola çıkarak açık bir şekilde ifade etmeliyim ki, bu yaşananlar ve yaşanmakta olan büyük hâdiselerin hiç birisi tesâdüf değildir. Allahın kanunlarına baş kaldıran ve yeryüzünü kaosa sürükleyen ortak akıl şeytâni plânları devreye sokarak dünyayı kendi istedikleri kadar insan ve robotlarla geleceğe hazırlamak istiyorlar. Robot çağında dünya nüfusunun aşağıya çekilmesi için her yöntemi deniyorlar: Salgın hastalıklar, savaşlar, sosyo-ekonomik krizler, hızlı ölümler... Bugün her yere giren internet ve telefonlardan tutun yapay zekâ uygulamalarına, sağlıktan gıdaya, eğitime kadar her şey bu senaryoya zemin hazırlamaktadır. Hastaneler eskiye kıyasla hınca hınç dolmaktadır. Kanser çeşitleri adeta hortlamaktadır.Yediğimiz içtiğimiz hiç bir şey doğal ve sağlıklı değildir. Süt ve süt ürünleri bedenimizi toplamak yerine güçten düşürmektedir. İlaç lobisi önce insanları hasta etmekte sonra da onlara antibiyotik ağırlıklı türlü türlü ilaçlar satmaktadır. Çarşı pazarda fiyatlar artırılmakta ve insanımızın hem ekonomik gücünü hem de psikolojik durumunu kötüleştirmektedir. Hastalık ve ölümler durup dururken gerçekleşmez, bir sebep lâzımdır. Günümüzde ise bu sebepler azımsanmayacak kadar çoktur: Sağlıklı beslenememe, düzensiz uyku, çarpık ilişkiler, saatlerce başımızı gömdüğümüz sosyal medya mecraları, sağlıksız gıdalar ve içecekler, sinir, stres gibi tüm vücut fonksiyonlarını etkileyen unsurlar, ekonomik yetersizlik bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu saydığım konular insanların hem aile içindeki hem de yaşamak zorunda olduğu toplumdaki durumunu ciddi anlamda etkilemektedir. İntihar veya intihar girişimleri bunu doğrulamaktadır.

Borç batağına düşen insanlar dişiyle tırnağıyla kazandığı evinden edilmek isteniyor bu yeni dünya düzeninde! Düşünün ki, ev sahibi bankaya borcunu ödemek için evini satıyor ve kiracı durumuna düşüyor... Ne kadar acı bir tablo değil mi?

Aynı tablo kiracı için de geçerlidir. Dün 10 liraya oturduğu eve bugün 30 lira isteniyor, kiracı semt semt, sokak sokak dolaşıp "Acaba bana uygun bir ev bulabilir miyim, çoluk çocukla altına gireceğimiz bir çatı bulabilecek miyim?" diyerek kara kara düşünüyor.

Zenginin daha zengin fakirin daha fakir olduğu bir ortamda adâlet ve merhamet kimin umurunda!

İşte böyle dehşetli bir ortamda ayakta tutunmaya çalışıyoruz, hakkı hakikâti bas bas haykırmaya, en azından bir çift sözle anlatmaya çalışıyoruz...

Her hafta açılan semt pazarında aramızda aynen şöyle bir konuşma geçti;

-Abi, Allah aşkına bir kg domates 120 lira olur mu? Bu insanlar ne yiyecek, ne içecek?

-Ben orasını bilmem, benim de çoluk çocuğum var, ben nasıl yaşıyorsam onlar da yaşar.

-Abi, tarladan alıyorsunuz 10'a,15'e tezgâhta satıyorsunuz 100'e 120'ye... Bu nasıl bir ticarettir, bu nasıl helal kazançtır. Bana bunları anlatma, ayrıca kendini haklı çıkarmak için de Allahın ve peygâmberimizin adını anma!

Ben de esnâfım ve iyi de bir insan tüccârıyım, poşetteki domatesleri boşaltabilirsin, Allah'ın adını kirli ve haram ticaretine karıştırdığın için senden hiçbir şey almıyorum!

Bu sadece bir örnek sevgili okur...

Sonra da kalkıp şikâyet ve isyan ediyoruz,başımıza gelen belâ ve musibetlere...

Dünya'yı değiştirmek istiyorsak önce kendimizi değiştirmeliyiz. Attığımız adımlar ne kadar isâbetli?

İnsanlar bizden emin mi?

Ticaretimiz helal mi haram mı?

Aile ve toplum içindeki hâl ve hareketlerimiz birer güzel örnek oluşturuyor mu?

Doğru sözlü olmayı doğru işler yapmayı başarabiliyor muyuz?

Ne için öğreniyoruz ne için okuyoruz ne için harıl harıl çalışıyoruz?

Bu dünyaya ne için geldik, nasıl gidiyoruz?..

İnsanlık ve kulluktan nasibimizi alabiliyor muyuz?

Hakkı hak bilip yaklaşmak, bâtılı batıl bilin uzaklaşmak hayatımızın neresinde kalıyor?

Bize bahsedilen emanetlere ne kadar sahip çıkabiliyoruz?

Hayatımızdaki bu hızlı döngünün cevapları bu sorularda gizlidir.

Bizler büyük bir medeniyetin çocuklarıyız, Bize boş hesaplar peşinde koşmak yakışmaz. Her birimiz bir ucundan tutarak bu medeniyeti ayakta tutan birer sütun olmalıyız. Ancak o zaman alıp verdiğimiz nefes göğsümüze bir yük olarak binmez. Ancak o zaman yaptığımız her işte manevî huzur iklimine girebiliriz.

Unutmayın;

Ateş her türlü yanar ve yakar, asıl mesele ise o duman hangi sebeple çıkıyordur.

Attığımız her adım bizi biraz daha iyiliğe ve güzelliğe çıkarsın.

Kendine bir iyilik yap, bu iyilik sadece geçici dünyamızda değil ebedî ahiret yurdunda da sana fayda sağlasın.İki taraf arasında sıkışırsan, sen iyiliği tercih et. İç dünyanı keşfetmeden dış dünyanı anlayamaz, açıklayamazsın bunca hayret verici olayları...

Sen Allah'ın bir tanesisin.Yeryüzünün halifesisin.

Her şey zıttıyla vardır, ya iyi ya kötü...

Ya aydınlık ya karanlık...

Kötülük ve karanlık ruhlu insanlardan uzak durmalısın. Sebep-sonuç ilişkisi içinde tezahür eden olayların iyi tarafında olmaya gayret et.

Zira dünyamızı karanlığa boğan her şeyin altında kötülük yatmıyor mu!?

Abdulaziz ADAKAN 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Abdulaziz ADAKAN Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrasında Yeşeren Ümitler adlı eserlerin müellifi. Abdulaziz Adakan, 1985 yılında Van’ın Gevaş ilçesinde, sert bir Şubat soğuğunda dünyaya geldi. Eğitim hayatına Gevaş’ta başlayan Adakan, lise öğrenimini Van Mehmet Akif Ersoy Lisesi Yabancı Dil (İngilizce) bölümünden mezun olarak tamamladı. İlk ÖSS sınavında iki yıllık İlahiyat Fakültesini kazanmasına rağmen, maddi ve manevi imkânsızlıklar nedeniyle bu hayalini gerçekleştiremedi. Çocukluğundan beri yakasını bırakmayan sağlık sorunları nedeniyle eğitimine uzun bir ara vermek zorunda kalan Adakan, içinde ukde kalan üniversite hayalini yıllar sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Turizm Rehberlik bölümünü okuyarak gerçekleştirdi. Birden fazla ajanstan farklı diziler için oyunculuk teklifi almasına rağmen manevî sebeplerden ve bu sektörün ahlâkî değerlerden gün be gün uzaklaşması nedeniyle bu teklifleri reddedip sektörden uzak durmayı tercih etti. Şu anda memleketinden uzakta, inşaat sektöründe çalışmakta olan Adakan, zorlu çocukluk, gençlik ve evlilik dönemlerine rağmen sevgi, umut ve mücadeleyle dolu yaşamından ilham alarak kalemini edebiyat dünyasına adadı. Hem yaşadığı feci bir kaza nedeniyle ulaşamadığı çocukluk ve gençlik hayallerini hem de gerçek yaşam öyküsünü eserlerine yansıtan Adakan, yazın dünyasına güçlü bir giriş yaptı. 2025 yılında yayımladığı ilk romanı Uzun Bir Hikâye ve ilk hikâye kitabı Hayallerinin Peşinden Koş ile edebiyat dünyasına adım atan yazar, kalemiyle ilham vermeye devam etmektedir. Ayrıca, yazmakta olduğu yeni eserleriyle de edebiyat yolculuğunu sürdürmektedir. Yazdığı eserler'le gönül'den gönüle köprüler kurmayı hedefleyen Adakan,Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrası'nda Yeşeren Ümitler adlı kitaplarla Manevî Edebiyat'a Katkı ödülüne layık görülmüştür. Hâlâ yazmaya devam ettiği eserlerle edebiyat yolculuğuna kararlılıkla devam etmektedir. Abdulaziz Adakan, 2025 yılı itibarıyla Fikirizleri.com platformunda köşe yazarı olarak yer almakta ve yazılarıyla okurlarına dokunmaktadır. Son olarak Adakan, hayatını özetlerken şu sözleri dile getirmektedir: "Hâlâ nefes alıp verebiliyorsam, bunu sevgiye ve inanca borçluyum."