GÖRÜNMEZ ZİNCİRLERİMİZ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
24 Haziran 2026 - 21:15
 1  58
GÖRÜNMEZ ZİNCİRLERİMİZ

İnsanlık tarihinin muhtemelen en özgür döneminde yaşıyoruz. İstediğimiz bilgiye saniyeler içinde ulaşabiliyor, dünyanın öbür ucundaki insanlarla anında konuşabiliyor, canımız ne isterse sipariş edip kapımıza kadar getirtebiliyoruz. Kısacası özgürüz.

Özgürüz ama garip bir şekilde de sürekli bir şeylere bağlıyız. Bağlı olduğumuz şeyler ise çok tehlikeli çünkü çoğunun farkında bile değiliz. Daha önce zincirlerimiz hiç bu kadar görünmez olmamıştı. Eskiden bağımlılık denince akla birkaç yasaklı madde, birkaç kötü alışkanlık gelirdi. Şimdi ise insanlar sadece maddelere değil; bildirimlere, algoritmalara, ilgiye, onaya, tüketmeye, gösterişe, hatta kendi mutsuzluklarına bile bağımlı hale geldiler.

Otobüste beklerken telefon, asansörde telefon, tuvalette telefon, yatmadan önce telefon, uyanınca yine telefon… Bu sayede kendimizle hiç baş başa kalamıyoruz. Sanırım sebebi de kendimizle yalnız kaldığımız o birkaç dakikada zihnimizin bize göstereceği şeylerden korkuyor oluşumuz. Ertelenmiş kaygılarımız, yarım kalmış hayallerimiz, çözemediğimiz problemlerimiz ve yüzleşmek istemediğimiz duygularımız böylece ekran ışığının altında saklanabiliyor… 

Tarihte hiçbir nesil günde yüzlerce insanın hayatını izleme fırsatına sahip olmamıştı. Bu yüzden eskiden insanlar komşularıyla kıyaslanırken şimdi milyonlarla kıyaslanıyor. Bir sabah kahveni içerken aynı anda bir girişimcinin milyon dolarlık başarısını, bir fitness fenomeninin kusursuz vücudunu, bir çiftin romantik tatilini ve bir influencerın Bali'deki gün batımını görüyorsun. Sonra dönüp kendi hayatına bakıyorsun: Çamaşırlar yıkanacak. Kira ödenecek. Dolapta sadece yarım limon var. Ve bir anda kendini başarısız hissediyorsun.

Bir başka bağımlılığımız ise meşgul görünmek. Kimse aslında o kadar da yoğun değil, ama herkes çok yoğun görünmek istiyor. Çoğu asgari maaşla çalışıyor ama bir şirketin CEO’su gibi karşılanmak istiyor. Mesajlara geç dönmek prestij göstergesi oldu. Takvimler dolu. Ajandalar dolu. Zihinler dolu. Ama içleri ne kadar dolu, orası tartışılır.

Çağımızda insanlar yorgunluktan değil, sürekli meşgul olduklarını ispat etmeye çalışmaktan tükeniyor. Bir de elbette tüketim bağımlılığımız var. İhtiyacımız olan şeyleri almıyoruz artık. Kendimizin daha iyi bir versiyonunu satın almaya çalışıyoruz. Yeni telefon. Yeni ayakkabı. Yeni kahve makinesi. Yeni hedef. Hatta elimizde olsa yeni bir hayat satın alacağız.

Çağımız, insanlara sürekli bir sonraki şeyi vaat ediyor. Bir sonraki ilişkiyi, bir sonraki maaşı, bir sonraki tatili ve bir sonraki mutluluğu. Hep bir sonraki durakta yaşayacağımızı söyledikleri o hayatın peşindeyiz. Bu yüzden de bugünü ıskalayıp duruyoruz.  

Peki çözüm ne? Çözüm her şeyi bırakıp dağa yerleşmek değil elbette. Çözüm, bağımlılıklarımızın merkezine bakabilmek. Bir davranışı yapmadan önce kendimize şu soruyu sorabilmek: "Ben şu an gerçekten buna ihtiyaç duyuyor muyum?" Telefonu açmadan önce, alışveriş yapmadan önce, bir saat daha sosyal medyada kaybolmadan önce bunu kendimize sormalıyız. Çünkü insan ihtiyacını doğru tanımlayamadığında, onu yanlış yerlerde aramaya başlıyor. Susuzluğu deniz suyuyla gidermeye çalışmak gibi. İçtikçe daha çok susuyor.

Ve özgürlük dediğimiz şey, çoğu zaman büyük kararların, radikal kopuşların ya da hayatı baştan yazmaların içinde değil; telefonun ekranını gereksiz yere açmamakta başlıyor. Can sıkıntısından kaçmak yerine onunla birkaç dakika aynı odada oturabildiğimizde, yalnızlığı hemen tamir edilmesi gereken bir arıza gibi görmediğimizde, eksik hissettiğimiz her anı tüketimle, bildirimle ya da yeni bir şey satın alarak doldurmadığımızda bir zinciri daha kırıp atıyoruz. Ve zamanla öğreniyoruz: Gerçek özgürlük hiçbir şeye ihtiyaç duymamak değil; ihtiyaç duyduğu şey ile bağımlı olduğu şeyi birbirinden ayırabilmekmiş… 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı