DÜNDEN KALANLAR 3. Bölüm "Aysun"

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Gizemin yeni halkası Aysun...

17 Mayıs 2026 - 20:43
17 Mayıs 2026 - 20:43 ⏱ 18 dk Okuma Süresi
 3  49
DÜNDEN KALANLAR 3. Bölüm "Aysun"

   2025...İstanbul

 Akıllı telefon Muse grubunun Map of the Problematique şarkısını bangır bangır çalıyordu. Şarkının dinamik ve hafif karanlık melodisi tıpkı kendi gibi bir odanın içinde yankılanıyordu. Açık pencerelerden içeri dolan rüzgarla uçuşan koyu gri perdelerle uzun beyaz tüller, açık gri renkli duvarların üzerinde akşam güneşinin son ışıklarıyla grotesk gölge oyunları oynuyordu.  Hafif bir eğimle batıya bakan pencerelerden içeriye düşmeyi başaran tek bir ışık hüzmesi bu tabloya son dokunuşu yapıp ortama uhrevi bir hava veriyordu ama odanın sahibesi bu görsel şöleni fark edecek durumda değildi. Kızgın ve nefes nefeseydi.

  Ev sahibesinin adı Aysun’du. Kırklı yaşlarındaydı. Biraz düzenbaz olması göz ardı edilirse çok yaman bir gazeteciydi. İyi bir haberin kokusunu günlerce öncesinden alabilirdi. Ayrıca sektörde ellerini hiç çekinmeden rahatça kirletebilmesiyle meşhurdu. Şimdi yine çok gizli bir örgütün peşine düşmüştü. Ciddi bir kara para aklama ve dolandırıcılık çetesiydi araştırdığı. Saim, yani her türlü ortama girebilen köstebek ve müthiş hacker onun bir numaralı yardımcısıydı. Saim neredeyse hayatı pahasına ona müthiş bilgiler bulmuş ve bir belleğe kaydetmişti ama gel gör ki Aysun onu daha dizüstü bilgisayarına bile takamıyordu. Neredeyse anında söylenmeye başlamıştı bile.

   Kızgındı, çünkü tam da yıllardır araştırdığı bir konunun delillerinin olduğu flash belleği bir heyecanla yere düşürmüştü. Nefes nefeseydi çünkü artık eskisi gibi zayıf değildi, göbeği yüzünden eğilemiyordu.

  Flash bellek de çalışma masasıyla duvarın buluştuğu o en zor noktaya girmişti işte. Aysun söylene söylene eğilip tam da belleği eline aldığında telefonundaki Muse susmuş yerine yumuşak bir gitar sesi ortalığı doldurmuştu. Kadının telefonu hep en olmadık zamanlarda çalardı, eh bunda şimdi de bir değişiklik olmamıştı. Aysun çalan telefonu duyunca bir refleksle ayağa kalkmak istedi ve kafasını bir güzel masanın alt kısmına vurdu.

  “Hay ananı!” deyip elinde flash bellekle masanın altından güç bela çıktı. Canı o kadar yanmıştı ki gözünden birkaç damla yaş inmişti. Can havliyle kalktı. Gözünün önünde yıldızlar uçuşuyordu.

  Vay anasını çizgi filmlerdeki şu olay gerçekmiş ha! Başını çarpınca yıldızları sayıyormuşsun gerçekten!  diye düşündü elleri otomatik olarak telefonunu bulup onu açarken. Hayattaki en değerlilerinden biri arıyordu, kafatası boynunun üzerinde bir kafa daha oluşturacak şekilde şişse bile o telefonu açardı.

  “Aloooo,” dedi capcanlı bir ses.

  “Özlem! Naber, napıyorsun!”

  “Aysun yine ne oldu? Sesin bir tuhaf…”

“Kız senin üçüncü gözün falan ya da her ne zımbırtıysa adı işte o gerçekten açık ha! Birkaç saniye önce kafamı çarptım!”

  “Yani şaşırdım dersem yalan olur... ama Aysuncuğum bu senin her zamanki halin! Sürekli ya bir tarafını kesersin, ya çarparsın ya da düşersin! Allah’a emanet yaşıyorsun resmen! Dur ya kafamı karıştırma! Seni şey için aradım ben… o geri zekalı ile konuşmuyorsun değil mi?”

  Ya bu kız gerçekten erenlere karışmış! diye düşündü Aysun. Hafiften ürpermişti. Özlem ve sezgileri üzerine kitap yazılır vallahi!     

   Zihni bunları söylerken ağzı tam tersini söyledi: “Yok canım ne konuşması! Yüzünü bile görmüyorum o salağın!”

  “İnşallah öyledir!” dedi Özlem. Derin bir nefes aldı. Aysun kadim arkadaşının ona çok önemli bir şey söyleyeceğini anında anladı. Hep kritik bir şeyleri dile getirmeden önce derin bir nefes alırdı Özlem. Nitekim “Şu turne uzayacak bir ay daha. İzmir’in ilçeleri de bizim oyun için sıraya girmişler. Tire ve Bergama’da da oynayacağız! Sen annemle babamı arada kontrol eder misin? Umut çocuklara ancak yetiyor.” diye gelmişti nefesin devamı.

  “Elbette,” dedi Aysun. Bariz bir şekilde rahatlamıştı ve Özlem şu anda kendinin rahatlayıveren yüzünü görmediği için de çok memnundu. Yoksa anında hala Serkan’la görüştüğünü anlardı. Aslında Serkan’la Özlem arasında kalsa doğrudan Özlem’i seçerdi ama Serkan şu anda ona çok lazımdı. Bunu da Özlem’e anlatamazdı. Özlem’in etik kuralları adeta demirdenken Aysun’unkiler deyim yerindeyse neredeyse lastik gibiydi. O yüzden Özlem en yakın arkadaşının sevgilisinin bir suç örgütü lideri olduğunu kabul edemezdi ki etmemişti de zaten. O yüzden Özlem işinde gücünde, evli, mutlu, çocukluyken Aysun yalnız, hayattan hapse girmek dahil her türlü kazığı yemiş, acı çekmektense acı çektiren olmayı yeğlemiş biriydi. Gerçi hapse kendi hırsı yüzünden girmişti ya neyse…

   Odayı bir kez daha dolduran gitar sesini duyunca zihnindeki yıldızlar bu kez Aysun’un gözlerine geçmişti. Bu kez arayanın Serkan olduğunu çok iyi biliyordu.

    Telefon ekranında Serkan’ın adını görür görmez gözlerindeki sevinç ışıltısı yerini avının peşine düşmüş bir yırtıcı parıltısına bırakmıştı. Telefonu açtı ama az önce gözlerinin içinde beliriveren yırtıcıdan   şimdi eser yoktu. Adeta ete kemiğe bürünmüş dişil enerjiydi konuşan.

  “Aloooo,” dedi Aysun. “O” ları hafif kısık ve uzatarak söylemişti. Bunun Serkan’ın içini nasıl titrettiğini çok iyi biliyordu.             

  “Hayatım!” dedi Serkan. Onun sesi de güneşte hafiften erimeye başlamış dondurma gibiydi. “Sokağın başındayım, hadi aşağıya gel… Aslında düşündüm de evde mi kalsak!”

  “Hayatta olmaz Serkan! Henüz seni affetmedim ona göre!”         

  “Öfff tamam, tamam! Hadi birlikte vakit geçirelim ona da tamam…” dedi Serkan. Sesi bu kez oldukça rahatsız bir şekilde tınlıyordu. Aysun genç adamın yakışıklı yüzünde belirmiş minik ter damlalarını görür gibi oldu.

  “Çıkar ağzındaki baklayı Serkan!”

   “Ya her şeyi anlarım kızım tamam da… Hani sinemaya gidelim, yürüyüş yapalım, hatta anasını satayım alışverişe bile gidelim, ben senin torbalarını taşıyayım falan ama gözünü seveyim poligon nedir ya!”

  “Hayır, poligona gideceğiz ve itiraz istemiyorum!”

  “İyi de neden?”

 “Çünkü sen poligona gitmek istemiyorsun ve inan bana ben de sana bu şekilde işkence etmeye bayılıyorum!”

  Hattın iki ucunda da kısa süreli bir sessizlik olmuştu. Uzun süredir Aysun’la Serkan’ın ilişkisi bir satranç oyununa dönmüştü. İkili birbirini seviyor mu yoksa nefret mi ediyor belli değildi ama tek bir gerçek vardı ki o da ilişkileri artık karşılıklı hamleler üzerine kuruluydu.

  “İyi tamam ya!” dedi Serkan. “Hadi aşağı in bekliyorum!”

   Bu partiyi Aysun kazanmıştı.

   Hayıflanarak elindeki flash belleğe baktı ama tereddüt etmeden onu masaya bırakıp üzerine deri ceketini giydi ve dışarı çıktı.

  Aysun gür, siyah dalgalı saçlarını savurarak apartmandan çıktı. Haziran başıydı ve hava muhteşemdi. Beykoz’un güzel yaz akşamına adımını atar atmaz Ya acaba gerçekten dışarıda mı vakit geçirsek? diye aklından geçirdi. Derken gözleri Volvo XC 60’ın içinde kasıla kasıla oturan genç adama takıldı. Fikir aklına geldiği çabuklukla uçtu gitti, çünkü Serkan, yakışıklı esmer yüzündeki ela gözlerini ona kilitlemişti. Kadını görür görmez anında bir gülüş oturdu yüzüne.

  “OOO Kraliçem! Hoş geldiniz!”

 “Merhaba hayatım!” Aysun tek hamlede arabaya bindi.

 “Eee anlat bakalım!” dedi Serkan. “Yine kimin peşine düştün sen?”

  “Aaaa nereden anladın büyük bir balığın peşine düştüğümü?”

  “Nereden olacak pençelerin çıkmış! Konuşurken bile belli oluyor!”

   Aysun birden çınlayan o meşhur kahkahasını attı.

  “Akıllı adamsın vesselam!” deyip gülmeye devam etti. Serkan, Aysun’un bitmeyen enerjisine ve neşesine hayrandı. İçte içe kadının keskin zekasına da hayrandı… ancak bu zeka onu bazen korkuttuğu için bu sulara girmezdi hiç. Aysun… Aysun Hale’den ne kadar da farklıydı! Hale’den önce Aysun’la karşılaşsaydım dediği çok zamanlar olmuştu. Hale buz, Aysun ateşti. Hale yalan dolandı, Aysun gerçek. İki kadın da güçlüydü ama Hale ona ihtiyaç duymazken Aysun duyardı ama aynı muhtaç Aysun canı yanarsa çok tehlikeli biri olabilirdi. Kadın bu yüzden Serkan’ın yumuşak karnıydı. Serkan onu biraz da kendi ve Hale’nin güvenliği için gözünün önünde bulunduruyordu. Günün sonunda Serkan’ın hayatında iki önemli kadın vardı. Serkan’ın kalbi ve aklını ikiye bölen kadınlardı bunlar. Aklına Aysun, kalbine Hale hükmediyordu. Çok önemli diğer bir organına kısa süreli hükmedenleri zaten saymıyordu Serkan.

  Bu işte tek bir sıkıntılı nokta vardı. Aysun Hale’yi yaklaşık altı ay önce öğrenmişti. Öğrenmişti ve Serkan, İsrafil’in Sur’a üflemesinin ne demek olabileceğinin ufak bir fragmanını görmüştü. Türlü yalan dolanla Hale ile sadece iş ortaklığı olduğunu Aysun’a anlatıncaya kadar akla karayı seçmişti. Sonunda ikna edebilmişti neyse ki. Şimdi de şüphe çekmemek, biricik aşkı Hale’yi güvende tutabilmek için Aysun’un her türlü kaprisine katlanıyordu. İşin gerçeği şuydu ki Aysun mükemmel bir gazeteciydi ve şimdi kokusunu aldığı yeni suç örgütünün gizli lideri Serkan’dı. Hale de kara paralarını akladığı özel bankanın müdiresiydi. Aysun’a inşaat işine girdiğine ve eski 

işleri bıraktığına dair yemin üzerine yemin etmişti. Yine de Aysun’un hiç olmadık bir şeyden başlayıp hiç olmadık yollardan ilerleyerek hangi sonuçlara ulaşabileceğini daha önce kendi gözleriyle görmüştü. Kendini bazen kasırgaya göz dikmiş bir rüzgar gülü gibi hissetmesine neden oluyordu bu kadın.

  Serkan Aysun’u yeniden ikna etmişti etmesine ama kadının fazlasıyla ateşli tabiatında bu kez insanı üşüten bir şey vardı. Dört ay önce birden oluvermişti bu. Aysun boğazın kenarındaki buluşmak için sözleştikleri yere gözlerinde ilk kez görülen bir duyguyla gelip oturmuştu. Serkan bunu nasıl tarif edeceğini tam bilememişti. Panik dese değildi, korku dese değildi, üzüntü dese değildi… Hesaplaşma diyecekti neredeyse… İçsel bir hesaplaşma… İyi de kiminle veya neyle…O içsel şey her neydiyse artık Aysun o soğuk ocak gününden beri değişmişti ve bu değişiklik Serkan’ı daha çok korkutur olmuştu. Kadın iki hafta önce ancak rahatlamıştı. Serkan onu iki hafta önce iri gri gözleri olan başarılı ressam Hediye Betül Akat’ın sergisinden aldığından beri öyleydi. Değişik bir enerji gelmişti ona, şu poligon işi de o zamandan kalmaydı.

   İkili kendi dünyalarına dalmış ve sessizce poligona kadar gelmişlerdi. Serkan suratını asa asa Aysun’un peşi sıra içeri girdi. Poligon boştu. Hemen kulaklıkları takıp silahları kaptılar. Önce Aysun ateş etti, hepsi karavanaydı.

  “Allahtan ateş etmek için ellerimi değil de aklımı kullanıyorum,” dedi kahkaha atarak.

  “Her seferinde vurabildiğini sanmıyorum onda da!” deyip güldü Serkan da.

  “Evet!” dedi Aysun sesinde oldukça zehirli bir tonla. “Yapabilseydim o Hale denen şıllığın kafasına sıkardım önce!” Yüreği hop eden Serkan Aysun’un sesinden ve gözlerinden damlayan o koyu yeşil zehri adeta görebildiğini düşündü bir an.

  “Sana o kadınla aramızda öyle bir şey yok demiştim!” giderek sinirleniyordu.

  “Ah! Telefon kayıtlarınız öyle demiyor ama!”

  “Onlar senden önceydi kaç kere söyleyeceğim sana!”

  Serkan bu noktada aklıyla gurur duydu. Aysun’la tanışır tanışmaz onun kendi için (işleri için ama kalbi için değil) çok önemli olacağını anlamış Hale ile görüşmek için başka bir hat ve telefon bulmuştu. Birkaç kez Hale’yi eski telefondan aramış, bunu da Aysun’a Hale ile yaptığı ayrılık görüşmesinin kayıtları olarak göstermişti. Dolayısıyla Hale sadece eski gözü yaşlı mağdur sevgili pozisyonuna düşmüş, Aysun da böylece sonradan gelip de “yuva yıkan” ikinci kadın oluvermişti.

 “Aaaahhh sen sinek küçük ama mide bulandırır lafını hiç duymamışsın galiba be canım! O kadın yine de senin etrafında! Biliyor musun? Eğer yapabilsem gerçekten şu silahı alır onun ağzına sokar ve sıkabildiğim kadar sıkarım!”

  “Yeter dedim Aysun!”

  “Ah hani o kadın hiçbir şeyindi! Neden bir anda koruyorsun şimdi onu!”

  “YETER DEDİM SANA!”

  “Aranızda hala bir şeyler var değil mi ha Serkan!”

   Aysun giderek Serkan’a sokulmuştu. Kendi küçücük boyuna bakmadan upuzun boylu adamın gözlerinin içine bakıyordu. Serkan ciddi ciddi tehdit altından hissetmişti kendini.

  “YETER DEDİM LAN YETEEEERRRRR!” dedi ve poligondaki zavallı kağıt adama tam on el ateş etti. İkisi hariç sekiz adet kurşun hedefi on ikiden vurmuştu. diğer iki adet de karavana sayılmazdı hani.

  “İŞTE BU BENİM SEVGİLİM YAAAA HEYT BE!” deyip alkışlamaya başlamıştı Aysun.

  “Ne … neler oluyor be!” diyebildi Serkan soluk soluğa. Fazlasıyla adrenalin salgılamıştı. Kalbi çarpıyordu ve ağzı kupkuruydu.

  “Abi sen ne yaptın ya!” dedi şaşkınlıkla dolu bir ses. “Abi buranın rekorunu kırdın! Hey maşallah benim abime!”

  Ufak tefek, kel kafalı ve gözleri şaşkınlıkla açılmış bir adam içeriye girmiş, zavallı kağıt hedefe bakıyordu. Aysun o çınlayan berrak kahkahasını atıp adama karşılık verdi.

  “Sinirlendirmezsen bir halt yapamıyor da sinirlenince içinden bir keskin nişancı çıkıyor!”

  “Ha yani derdiniz buydu öyle mi Aysun Hanım!”

 Aysun Serkan’ın gözlerinin içine bakıp işveli bir şekilde başını evet anlamında salladı. Serkan derin bir nefes alıp güldü. “Te Allah’ım nelerle sınıyorsun beni!”

  “Aaa ama bunu kanıtlamamız gerek! Değil mi abi?” diye sordu Aysun kel kafalı adama. Adam sanki bu fırsatı bekliyormuşçasına taramalı tüfek gibi söze girdi:

  “Abi gözünü seveyim ben buranın sahibiyim! Seni şu mahvettiğin kağıt hedefle fotoğraflarını çekip sosyal medyaya koyayım ha abim olur mu? Reklam yapayım biraz!”

  “E iyi hadi yap madem!” deyip kasıla kasıla poz verdi Serkan. Halinden memnundu. Aysun’un güzel gözleri ve saçları da fotoğrafı doldurmuştu. Yanında hoş bir kadınla on ikiden hedefini vurmuş zengin ve yakışıklı bir adam olarak sosyal medyada yer almayı hangi erkek istemezdi ki?

   Reklamın iyisi kötüsü olmaz, diye düşündü yanındaki Aysun’a bakarken. Helal olsun ne de güzel oynamıştı Aysun rolünü.

  Gerçekten rol müydü acaba? dedi çok derinlerinden bir ses. Roldü tabii ya ne olacaktı. diye sertçe yanıtladı içindeki bu zayıf sesi Serkan. Bu kadın değil mi içten içe başka bir kadını sevdiğimi anlamasına rağmen benim arkamdan ağlayan hatta intihara kalkan? Arkadaşı Özlem olmasa başaracaktı da… Aysun ateşten bir gömlek gibi ayarı kaçırırsam beni de yakar Hale’mi de… O yüzden ona çok dikkat etmeliyim… Hepsi bu…

  İçsel teskin konuşmasından sonra Aysun’la yemek yemişler ve Kanlıca sahilde yürüyüşe çıkmışlardı. Aysun’un çok sevdiği Kanlıca yoğurdunu da yemişlerdi tabii. Kadın yine onu çokça güldürmüştü. Bazen hayatında sadece Aysun olsun istiyordu ama bu anlar çok nadiren geliyordu. Bu akşamın başlangıcında olmasa da geri kalanında hissettiği buydu. Hatta gecenin geri kalanını kadının evinde geçirirken de aklında bu vardı. Hale uzak bir düş gibiydi, asla ulaşılamayacak bir düş gibi…

  Serkan, Aysun’un yatağında uyur ve uykusunda imkansız düşlerinin peşinde koşarken Aysun gayet uyanıktı ve gerçeklerin peşindeydi. Serkan çalışırken onu rahatsız etmesin diye adamın içtiği sodaya uyku ilacı karıştırmıştı. Serkan derin nefeslerle uyurken Aysun flash belleği bilgisayarına takmıştı ve ekranda açılan görüntüye sandalyesine mıhlanmışçasına bakıyordu.

Tam bu sırada telefonu çaldı. Arayan Saim’di.

  “Aysun naber?” dedi derinden gelen robotik bir ses.

  “Ayyyy… Benimle de mi bu zımbırtıdan konuşacaksın Saim? Biraz rahat olsana ya!”

  “Seni kimin dinlediğini hiç bilemezsin!” dedi Saim’in yapay zeka ile değiştirilmiş sesi.

   “Seninle tam da bu yüzden iş birliği yapıyorum sanki ha?”

   “Tedbirli olmak sonradan dövünmekten iyidir Aysuncuğum! Hoş sen tedbir falan nedir bilmezsin ama ben varım Allahtan yanında.”

   Aysun gözlerini devirdi.

   “Haberleri gördün mü?” diye devam etti Saim.

   “Gördüm! Veli Tanbudak’la Deniz Polatkan’ı anladım ama şu şef ve motokrosçuyla ne ilgisi var bir türlü anlayamadım! Bu adamlar kim suç örgütü içinde olmak kim Saim?”

  “Eh biraz araştırırsan bulursun! Gazeteci ruhunu göster bakalım! Gerçi ben sana büyük bir kıyak geçip seni asıl gerçeğe götürecek kişinin adını vereceğim!”

  “Söyle!”

  Saim Aysun’a kadının tüylerini diken diken eden ismi söylediğinde Aysun çoktan ekrandaki görüntülere odaklanmıştı. 

  Görüntüler, hareketli Türkiye gündeminde kendilerine haber payesi verilmeyen ama hepsi de Aysun’un beyninde depremler yaratan cinsten şeylerdi. Toplam dört adetti.

  Birinci haberde kurnaz bir borsacının durdurulamaz yükselişi vardı. Veli Tanbudak delici mavi gözlerini kameraya dikip kollarını göğsünde kavuşturarak poz vermişti.

  İkinci haber Türkiye’nin yeni emlak kralıyla ilişkiliydi. Deniz Polatkan başında baretle İzmir’de denize karşı yükselen gökdelenlerin önünde ağız dolusu gülümseyerek poz vermişti. Ona Türkiye’nin Trump’ı diyorlardı.

  Üçüncü haber Michelin yıldızlı bir Türk şef ile ilişkiliydi. Emin Ezineli yirmi yedi yıl sonra ilk kez Türkiye’ye dönüyordu. Türk gastronomisi bayram ediyordu resmen. Emin şef içten ama hüzünlü bir gülüşle kameraya bakmıştı.

  Dördüncü haberse ünlü motokrosçu Cihan Derbent ile ilgiliydi. O da çok uzun zaman sonra Türkiye Motosiklet Federasyonun çağrısı üzerine Türkiye’ye geliyordu. Cihan bey oldukça afili kaskı ile poz vermişti.

   Demek oyunu böyle oynayacağız ha! diye düşündü Aysun. Muhattabı henüz kendini belli etmemiş bir düşmandı. Aysun’un en sevdiği türden bir düşman… Kedi fare oyunundan hoşlanıyorsun… Yalnız unutma bu oyunda kolaylıkla kediler fareye, fareler de kediye dönebilir. Senden başka kimse bu oyunu kuralsız oynayamaz sanıyorsun öyle mi… Öyleyse sana cehenneme hoş geldin demekten başka bir çarem yok!

  Gözleri Emin Ezineli’nin hafif hüzünlü gülümsemesine kilitlenmişti.

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Aysun Ertaş Doktor, Yazar Efsanelerin Şafağı Serisi Ejderin Günü Satılık Kalp Umut Bahçesi Kollektif Eserler Vicdan Kollektif Şiirler Gece Nöbeti ( kitappad)