CAMIN İÇİNDE UYANMAK

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

"Ve uyanıyorsun. Ama bu kez cam bir dünyada değil. Kendinde."

22 Haziran 2026 - 16:13
22 Haziran 2026 - 16:13 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 3  29
CAMIN İÇİNDE UYANMAK

  CAMIN İÇİNDE UYANMAK 

 Öteki kişi bir gün, camdan bir dünyanın içinde tek başına uyanır. İlk hissettiği şey, sessizliğin bile bir sesi olduğudur. Burada sanki ses hiç icat edilmemiştir. Ne rüzgârın uğultusu ve uzaklardan gelen bir kuş çığlığı ne de toprağın altındaki o belirsiz kıpırtı. Hiçbiri yoktur. Sadece cam. Gözlerini açtığında gökyüzü bile camdan yapılmış gibidir. Şeffaftır ama kırılgan değildir. Soğuktur ama dokunulabilir değildir. Başının üzerinde bir gökyüzü var sanırsın. Elini uzatırsın, parmakların boşlukta kaybolur. Sanki dünya, birinin nefesini içine hapsetmiş de onu geri vermeyi unutmuştur.

Ayağa kalktığında zeminin de cam olduğunu fark edersin. Altında sonsuz gibi görünen bir boşluk vardır. Ama ne düşersin ne de yükselirsin. Sadece durursun. Sanki zaman bile burada yer değiştirmeyi unutmuştur.

Etrafına baktığında bir şehir görürsün. Ama bu, bildiğin şehirlerden değildir. Binalar, sokaklar, yollar hepsi ince bir cam ustasının elinden çıkmış gibidir. Fakat içinde yaşam yoktur. Bir kahve fincanının buğusu, bir kapının gıcırtısı, bir insan adımı hiçbiri yoktur. Sadece sen varsındır. Bir süre nereye gittiğini bilmeden yürürsün. Ayakların cam zemine her değdiğinde ince bir tıkırtı yayılır. Ama bu ses sana ait değildir. Sanki evren, attığın her adımı dinler. Fakat sana hiç cevap vermez.

Sonra bu dünyanın seni yansıtmadığını fark edersin.  Cam binaların yüzeyinde siluetini görürsün. Ama eksiktir. Gözlerin vardır ama bakışların yoktur. Ellerin vardır ama tutmak için yaratılmamış gibidir. Sanki tamamlanmamış bir düşüncenin içinde sıkışıp kalmışsındır. Bir noktada durursun. Çünkü yürümek bile yorucu gelmeye başlamıştır. Ama yorgunluk bedeninde değil içinde. Göğsünün tam ortasında, ağır bir şey büyüyor. Derin bir nefes alıyorsun. "Ben buraya nasıl geldim?" diye fısıldıyorsun. Sesin bile sana yabancı geliyor. Cam dünyada yankılanıyor ama geri dönmüyor. Sanki kelimelerin bile buradan çıkmaya izni yok. İşte o anda bu dünyanın boş olmadığını anlıyorsun. Sadece bekliyor. Seni değil... Seni hatırlayacak bir şeyi. Belki bir anıyı... Belki yarım kalmış bir vedayı... Belki yıllardır görmezden geldiğin bir pişmanlığı... Belki de en çok unuttuğun kendini. Yavaşça elini uzatıyor ve cam duvara dokunuyorsun. Soğukluk parmak uçlarından damarlarına doğru ilerliyor. Ama elini çekmiyorsun. Çünkü burada ilk kez direnç hissediyorsun. Cam çatlamıyor. Ama senin içinde bir şey, usul usul çatlamaya başlıyor. Ve o çatlakların arasından bir ses yükseliyor. Tanıdığın hiç kimseye ait olmayan bir ses. Sanki uzun zamandır susturduğun kendi sesin. Fısıldıyor sana. "Sen yalnız değilsin... Sen içindesin." O an burasının bir dünya olmadığını anlıyorsun. 

Burası, yıllar önce içeride bırakıp gittiğin yer. Ve uyanış, dışarı çıkmak değilmiş. İçeride kaldığını ilk kez fark etmekmiş. Camın yüzeyine dokunduğun yerde bir süre hiçbir şey olmuyor. Ne bir kırılma sesi ne de bir değişim. Sadece sessizlik. Ama elini çekmediğin için, zaman sanki seni izlemeye başlıyor. Sonra camın içinde, tam parmak uçlarının değdiği yerde bir titreşim beliriyor. Önce suya atılan tek bir taş gibi. Sonra o taşın büyüttüğü halkalar gibi yayılıyor. Ve bu halkalar dışarıya değil, içine doğru genişliyor.

O anda dünyanın seni geri çağırdığını fark ediyorsun. Ama nereye? Birden hatırlamaya başlıyorsun. Net olmayan, parçalanmış görüntüler. Bir ses... Bir yüz... Bir sabah ışığı... Yarım kalmış bir cümle... Bir vedanın içinde donmuş bakışlar. Sanki camın içinde sıkışmış küçük ışık kırıntıları gibi, tek tek beliriyorlar. Göğsündeki ağırlık artık korku gibi değil, daha çok unutulmuş bir şeyin geri dönme çabası gibi. Bir adım geri atıyorsun. Cam sarsılmıyor. Ama senin içindeki dünya sarsılıyor. Çünkü burada olan şey bir cezalandırma değil. Bir saklanma, kendinden saklanma. Dayanamayıp olduğun yerde başını eğiyorsun. Ve ilk kez cam dünyaya değil, kendi içine bakıyorsun. Orada da aynı şey var. Cam, ama bu cam dışarıyı değil içini gösteriyor ve orada en derinde uzun zamandır dokunulmamış bir sen duruyor. Sadece beklemekten yorulmuş. O an dudaklarından  "ben neyi unuttum?" diye bir cümle düşüyor.  Çünkü bazı cevaplar söylenmez, hatırlanır. Cam dünyadaki her şey bir anda duruyor. Sokaklar, binalar, boşluk... Hepsi seni izliyor gibi. Ama aslında izleyen onlar değil. Sen kendini izliyorsun.

Sonra Cam içeriden çatlamaya başlıyor. İnce ince, sessizce, acele etmeden. Ve bu kez çatlama bir yıkım değil. Bir çözülme. Bir bırakma. Ve sen ilk kez kaçmak istemiyorsun. Camın son çatlaklarından biri açılıyor. İçeriden sadece bir kahkaha duyuluyor. Toprağa çıplak ayakla basan, gökyüzüne sebepsizce bakan, yağmurdan kaçmak yerine onun altında dönen bir çocuğun kahkahası. O ses, camın içini dolduruyor. Sanki uzun zamandır sessiz kalan bir şey ilk kez nefes alıyor. O an anlıyorsun unuttuğun şey sadece çocukluğun değil. O çocuğun içinde yaşayan sensin. Onu unuttuğun gün, kendini de unutmuşsun. Kendini unuttuğunda ise yaşamayı bırakmamışsın ama yaşamayı hissetmeyi bırakmışsın. Cam parçaları sanki hiç var olmamış gibi bir anda yok oluyor. Boşluk kalıyor. İlk kez temiz. İlk kez sakin bir boşluk. Gözlerini kapatıp açıyorsun. Ve artık bir cam yok. Şehir yok. Boşluk yok. Sadece sen varsın.  Ama bu kez eksik değil, tam. Ve uyanıyorsun ama bu kez cam bir dünyada değil. Kendinde.

               DİLEK SARIKAYA 

Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow