BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİN

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
24 Mayıs 2026 - 19:04
 5  69
BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİN

Bu ülkede canı yanan herkes biraz benim artık.

Yaşadığı topraklarda mağdur edilen herkes biraz benim mesela. Üniversitesinin kapısına kilit vurulan öğrenci de benim, sabah evladını toprağa veren anne de… Akşam eve eli boş döndüğü için çocuklarının yüzüne bakamayan baba da benim, bağımlılıkla savaşırken hayatın kıyısına savrulan genç de…
Ay sonunu getiremediği için kasada ürün eksilten adamın mahcubiyeti, iş bulamadığı için odasından çıkmayan gencin sessizliği, ‘iyiyim’ derken gözlerini kaçıran insanların yorgunluğu benim de yorgunluğumdur…

Bir toplum bazen tam da böyle olmalıdır: Birbirinin yarasını kendi teninde hisseden insanların toplamı… Çünkü aynı gökyüzünün altında yaşayan insanlar, birbirlerinin acısına yabancı kalmaya başladığında toplum olmaktan çıkıp yalnızca donuk bir kalabalığa dönüşür.

Ve biz uzun zamandır birbirimizin acısına yabancılaşmayı marifet sanıyoruz.

Bir çocuğun geleceği karardığında başımızı çeviriyoruz. Bir kadın öldürüldüğünde birkaç gün konuşup susuyoruz. Gençler umutsuzluktan tükenirken “abartıyorlar” diyoruz. İnsanlar geçinemediğini anlattığında sabır öğütlüyoruz. Sonra dönüp aynaya bakmadan “Bu ülkeye ne oldu?” diye soruyoruz.

Bu ülkeye bir şey olmadı aslında.

Biz birbirimize bakmayı bıraktık.

Bir toplum, yalnızca aynı sınırlar içinde yaşadığı için toplum olmaz. Aynı marşı söylemek yetmez mesela. Aynı bayrağın altında yaşamak da yetmez bazen. Toplum olmak; birbirinin derdini yük bilmektir. Hiç tanımadığı bir insanın ağlamasına içinin sızlamasıdır. 

Çünkü bugün sustuğun her adaletsizlik, yarın senin kapını çalabilir. İşsizlik yalnızca işsizlerin meselesi değildir. Eğitimde yaşanan adaletsizlik yalnızca öğrencilerin problemi değildir. Şiddet yalnızca mağdurun yükü değildir. Çünkü toplum dediğimiz şey, acının nöbetleşe dolaştığı büyük bir insan hikâyesidir.

Hayatın en acı gerçeği budur: Kimse yalnızca başkasının hikâyesini yaşamıyor bu ülkede. Bugün manşette gördüğün kişiyle arandaki tek fark, kaderin sana henüz sıra vermemiş olması olabilir.

Belki bu yüzden artık biraz daha az kibirli, biraz daha fazla vicdanlı olmak zorundayız. Çünkü insanlar artık geçim sıkıntısından çok, anlaşılmamaktan yoruluyor. Herkesin içinde büyük bir kırgınlık dolaşıyor. Gençler yorgun. Anneler endişeli. Babalar suskun. Çocuklar bile olması gerekenden erken büyüyor bu ülkede.

Ve en kötüsü ne biliyor musunuz? İnsanlar artık birbirine güvenerek değil, birbirinden korunarak yaşamaya çalışıyor. Oysa bir ülkeyi ayakta tutan şey ekonomi kadar vicdandır da. Merhamettir de. Birbirine omuz vermeyi unutmayan insanlardır. Güzel kalpli insanlardır: Bizim bugün en çok onlara ihtiyacımız var.

Sosyal medyada alay etmeyi meziyet sanmayanlara… Bir felaketin altına kahkaha emojisi bırakmayanlara… Kendisi tokken başkasının açlığını düşünebilenlere… Çocukların korkmadan büyümesini isteyenlere… Haksızlık karşısında susmayı “akıllılık” saymayanlara…

Çünkü bu ülkeyi kurtaracak olanlar en güçlüler değil; hâlâ insan kalabilenler olacak.

Elbette yalnızca duygularla ayakta kalamayız. Bu ülkenin eğitime, adalete, üretime, refaha ve güvene de ihtiyacı var. Çocukların korkmadan büyüyebildiği, gençlerin hayal kurabildiği, insanların sevdiği mesleği yapabildiği bir düzen kurabilmek zorundayız. Eve ekmek götürmenin kahramanlık sayılmadığı; yaşamanın yalnızca hayatta kalmaya indirgenmediği günleri yeniden inşa etmek zorundayız. Bir insan tek başına dünyayı değiştiremez belki. Ama bir insan başka bir insanın karanlığını azaltabilir. Sonra bir başkası daha… Ve bir başkası daha…

Ve belki bir gün, birbirimizin yarasına sırtımızı dönmek yerine omuz verdiğimizde; bu ülke yeniden nefes almaya başlayabilir. Çünkü bazen bir memleketi ayakta tutan şey, sadece güzel yürekli insanların hâlâ tükenmemiş olmasıdır.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı