Babadağ’ın Eteklerinde Muhabbet Üzerine

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kalabalıkların gürültüsünden sıyrılıp gerçek muhabbeti bulmak üzerine birkaç kelam.

30 Haziran 2026 - 13:09
30 Haziran 2026 - 13:09 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 1  35
Babadağ’ın Eteklerinde Muhabbet Üzerine

Geçen yıl ağır yalnızlık hissiyle savaşırken insanın kalabalıklar içinde nasıl da sağır edici bir gürültüye maruz kaldığından dem vurmuştum. Şimdi Babadağ’ın eteklerinde esen rüzgârın serin ve telaşsız ritmine bırakırken kendimi, zihnimde yepyeni bir pencere aralanıyor. Hayatın zorunlu koşturmacalarından, mesailerden, rutinlerden tamamen sıyrıldığımız geniş zamanlarda insan gökyüzünün sonsuzluğuyla beraber karşısındakinin içini de çok daha berrak görebiliyor. Hani kelimelerin gürültüden sıyrılıp hakiki bir anlama dönüştüğü ince bir çizgi vardır ya. İşte muhabbet tam da sınırda başlıyor.

Muhabbet yalnızlıktan kaçmak için uydurduğumuz geçici oyalanmalardan çok farklı. Oyalanmak içimizdeki boşluğu ne pahasına olursa olsun doldurma telaşıyken, muhabbet aynı boşluğu iki kişiyle, omuz omuza seyredebilme cesaretidir aslında. Gerçek bir sohbetin içinde sessizliği bastırmak için sarf edilen sahte kelimelere hiç yer kalmıyor. Karşındakinin gözünün içine bakarak edilen sahici iki çift laf, insanın kendi içindeki görünmez cepheleri bir süreliğine de olsa ateşkese zorluyor.

Bilirsiniz ki en derin muhabbetler, insanın kendi yalnızlığıyla barıştığı anlarda filizleniyor. Kendiyle kalmayı öğrenememiş birinin bir başkasına sunabileceği yegâne armağan kendi gürültüsü oluyor genelde. Fakat Babadağ’ın ulu ve göğe uzanan sessizliğinde, insanın kendi iç sesini duyabildiği bir yerde edilen sohbet, iki ruhun birbirine dolaysız temasına dönüşüyor. Bir düşünceyi, bir anıyı ya da anlık bir hissi karşındakine usulca bırakmak ve bir başka kalpte yankı bulduğunu görmek gerçekten paha biçilemez. Artık esas mesele yalnızlığı yenmekten ziyade beraberce paylaşılabilir, yaşanabilir kılmaya evriliyor.

Yalnızlık kendimizi duyamayacak kadar büyük bir gürültünün içinde kaybolmaksa, muhabbet tüm gürültüyü susturup bir başkasının sessizliğinde huzurla dinlenebilmekmiş. Zamanın yavaş aktığı bu yerin bana hatırlattığı şey de tam olarak böyle hissettiriyor.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Hüseyin Aslan 12 Eylül 1994’te Göztepe’de, babamın dadaş vakarı ile annemden miras kalan Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında, çok sesli bir kültürün içine doğdum. Çocukluk düşlerimde ağaca dokunmak, ona şekil veren bir marangoz olmak vardı ancak rasyonel yaşam beni 2018 yılında bir Endüstri Mühendisi olarak hayatın devasa pazarına bıraktı. O günden beri Proje Yöneticisi unvanıyla sistemlerin ve karmaşanın ortasında yol alıyorum. Kelimelerle olan hakiki münasebetim ise 2016 yılında başladı. 2022’de şahsi blogumda inşa etmeye çalıştığım yazın dünyası, iş ve hayat dengesinin o bitmek bilmeyen savaşına bazen yenik düşse de, yazmaktan vazgeçmedim. İş hayatının gri dünyasından her fırsatta kaçıp, hiçbir zaman tam olarak bırakmadığım o kadim limana, şimdi tekrardan, edebiyata sığınıyorum.