HİLALDEN DOLUNAYA

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Hilal kadar narin bir önsözden, dolunay kadar kararlı son söze... Sahi, sen hangi evredesin?

1 Temmuz 2026 - 06:57
1 Temmuz 2026 - 06:57 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 3  84
HİLALDEN DOLUNAYA

Aşk denilen tuhaf kimyasal karışım hakkında bugüne kadar milyarlarca şiir yazıldı, şarkılar bestelendi. Aşk edebiyatı yapanlara bakacak olursak bu mevzu sanki gökyüzünden süzülen ipek bir şal, masum bir kuş gibidir. Ne kadar da garip geliyor bana aslında. Herkes öyle bir anlatıyor ki şahlandıra şahlandıra, sanırsınız arkadan sürekli keman sesleri duyuluyor. Ama dürüst olmakta fayda var. Aşk diye dillendirdiğimiz şey aslında insanın kendine karşı açtığı ve her seferinde gönüllü olarak kaybettiği komik bir savaştır. Hele ki bu savaşın iki büyük cephesi vardır ki insanı saniyeler içerisinde hakem koltuğuna oturtur. Önsöz ve son söz. Başka bir deyişle, hilalden dolunaya.

Önsöz:

Maceranın ilk perdesi yani ilk aşk, hayatımızdaki belki de en şapşal, hatta en şuursuz olduğumuz dönemdir. Henüz olacaklardan haberimiz yoktur. Buzdolabı ihtiyacını karşılamamış, hayatın sillesini yememiş bir beynin maksimum üretebileceği trajikomik rüyası bu olsa gerek. Mesela kalbimiz çarpmaya başladığında karnımızda kelebekler uçuştuğunu sanırız ama o aslında heyecandan düğümlenmiş bağırsaklarımızın ağrısıdır. E haliyle ilk aşkta gurur, özgüven ve karizma sıfıra sıfırdır.

İlk aşk insanı deneyimsiz bir casusa dönüştürür bir nevi. Sırf o pencereden bakacak diye mahalledeki bakkalın önünde günlük kırk tur atan, sevdiği kız ya da oğlan “Selam” dediğinde dili dolanıp “Teşekkürler, güle güle.” diye saçmalayarak cevap veren abartısız canlıya da aşık denir. Eğer sevilen kişi koridorun solundan yürüyorsa, siz de sağ tarafta aniden belirip duvarları inceliyor gibi yaparsınız. Sırf o görecek diye aynanın karşısında saatler harcanır, her sabah saçlar jilet gibi yapılır ya da kilolarca jöle sürülüp kirpi gibi etrafta gezilir. O dönemin felsefesi de basittir. “Biz ölünce bile ayrılmayacağız, mezarlarımız yan yana olacak.”

Sonra ne mi olur? Klasik son ama tabii ki bu bir genelleme, o ilk aşk lise bitince ya da taraflardan biri saçma sapan bir mesaj atınca tozlu raflara kaldırılır. Bu aşkın ardında kalan kişi ise odanın ışıklarını kapatıp, sanki elli yıllık eşinden boşanmış acılı bir arabesk sanatçısı gibi tavana bakarak bir süre yastık çürütür.

Son Söz:

Yıllar geçer, büyürüz. Bir ev tutarız, işe gireriz ve kalbimiz defalarca kırılır. Yani hayat bizi kiralarla, faturalarla ve bin bir türlü yanlış insanlarla bir güzel hırpalar. Artık bir ilişki gazisi olup her şeyden umudu kestiğimizde, bıkkınlık evresine geçtiğimiz o anda karşımıza biri çıkar. O da maceranın ikinci perdesi, yani son aşk.

Ama buradaki aşk öyle ilki gibi körü körüne değildir. Tecrübenin ve hafifçe aşınmış diz kapaklarının zaferidir belki. Artık karşınızdakine bakarken amansız bir heyecan basmaz, sadece dedektiflik yaparsınız. Son aşk bir lunapark treni değil, pazar günü giyilen bel lastiği gevşemiş dünyanın en rahat eşofmanıdır. İlk aşkta sevdiğinizin yanında hapşırmamak için kendinizi boğulurcasına tutarken, son aşkta koltukta ağzı açık uyurken salyası akan birine bakıp “Aman, ne güzel uyuyor, üstüne bir battaniye örteyim bari.” dersiniz. Estetik kaygısı bitmiştir ama dünyanın en güvenli yeri de orasıdır. İnsanı içten içe ayrıca delirtir.

Bu dönemin romantizm anlayışı da bence son derece müthiştir. İlk aşkta “Sana gökyüzündeki yıldızları toplayacağım.” vaatleri verilirken, son aşkta romantizmin zirvesi hastayken yapılan bir tas çorba olur. Çünkü gerçek sevginin ne olduğunu, yapılan bir tas çorbayı sevdiğimizin ellerinden içtiğimizde öğreniriz. Sadakat bile artık sosyal medyada değil, Netflix şifresinin ortak kullanımında aranır. Aynı diziyi beraber izlerken diğerinden gizli bir sonraki bölüme geçmek en büyük kavga sebebi olur.

Tabii ki ilk aşk da önemli bir tecrübedir ama aynı zamanda hayal gücümüzün bize oynadığı şuursuzca da bir oyundur.

Eğer şu an bu iki duraktan birinde yolunu kaybetmiş bir faniysen, hayat kurtaracak küçük bir öğüt vermek isterim. Kendini Romeo ile Juliet sanıp balkondan balkona atlamaya kalkışmak yerine kalan son pasta dilimini sevdiğine verecek kadar sıkı sarıl. Yine de dediğim gibi, ilk aşk hayal gücünün, son aşk ise sabrın zaferidir. Her iki durumda da kalbini birine teslim ediyorsan zaten akıl sağlığını baştan feda etmişsin demektir. O yüzden galiba tadını çıkarmalısın.

Peki, siz şu an bunları hayatınızın hangi evresinden okuyorsunuz? Hilal mi, dolunay mı?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Sahra Demirer İnsanlar tutarsızken, cümleler nasıl tutarlı olabilir ki zaten?