TANIDIK YABANCI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
29 Haziran 2026 - 19:51
 3  108
TANIDIK YABANCI

Yabancı.

Türk Dil Kurumu'na göre; ‘başka bir milletten olan, aileden veya çevreden olmayan, tanınmayan kişi’ anlamına gelir. Kelimenin kökünde mesafe vardır. Bir bilmeyiş, bir tanımayış hâli. 

İngilizcedeki stranger kelimesi de benzer bir anlam taşır; yoldan geçen, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz insanı tarif eder. Fransızcadaki étranger yalnızca yabancıyı değil, ait olmayanı da anlatır. Almancadaki fremd ise yalnızca başkasını değil, insanın kendine yabancılaşma halini hatırlatır bize. 

Oysa bazı yabancılar vardır ki onları tanımadığımız için değil, fazla tanıdığımız için artık yabancı olmuşlardır. 

Hayat olağan seyrinde sürerken bazen olağandışı bir şey olur. Çok yakın bildiğiniz, çok "sizin" olan biri artık bu "sizin olma" hâlinden çıkmak ister. Ya da bunu siz istersiniz. Bazen büyük bir kavga yaşanır, bazen bir ihanet olur, bazen de hiçbir şey olmaz. İnsanların birbirinden uzaklaşması için her zaman dramatik sebepler gerekmez. Hatta bazen fark edilmeyecek kadar küçük şeyler de sebep olabilir: Sohbetler biraz kısalır. Mesajlar biraz gecikir. Kahkahalar biraz eksilir. Aynı cümleye eskisi kadar gülünmez. Birinin anlattığı hikâye diğerinin dikkatini eskisi gibi çekmez. Sonra bir gün fark edilir ki konuşacak konu bitmemiştir; asıl biten konuşma isteğidir...

Aynı evde yaşayıp birbirine yabancılaşan insanlar vardır. Belki de yabancılaşmanın en acı biçimi budur. Çünkü ayrılık mesafeyle değil, yakınlıkla yaşanır. Aynı mutfakta çay demlenir, aynı koridorda yürünür, aynı kapılar açılıp kapanır ama artık yakınlık yoktur. Ve önce mutfakta karşılaşmamak için su içmek ertelenmeye başlar. Ardından aynı evin içinde birbirine çarpmamaya çalışan iki insanın sessizce oynadığı görünmez bir köşe kapmacaya döner bu hal. Üstelik aynı çatı, aynı masa, aynı duvarlar hâlâ ortakken.

Ve çoğu zaman iki taraf da neden bu noktaya geldiklerini tam olarak bilmezler. Çünkü bir ilişkinin ölüm belgesi çoğu zaman düzenlenmez. Kimse tarih atmaz. Kimse "bugün birbirimize yabancı olduk" demez. Ama bir gün fark edilir ki artık aynı şeye gülünmemektedir. Gözlerinin içine bakmak zor gelir. Aramayı unutursun. Sonra aramadığını da fark etmezsin. Eski yakınlıkların tüketilmesidir bu. Farkında olmadan harcanmasıdır. Bir dostluğun, bir aşkın ya da bir aile bağının yavaş yavaş kendi gölgesine dönüşmesidir...

Zamanla insan, artık görüşmediği o kişiyi merak eder. Acaba şimdi nerededir? Ne yapıyordur? Mutlu mudur? Evlenmiş midir? Çocuğu olmuş mudur? Başka bir ülkeye mi taşınmıştır? Hakkında uzaktan haberler gelir. Bir tanıdığın ağzından, bir sosyal medya paylaşımından, ortak bir arkadaşın cümlesinden bir havadis öğrenilir. Ama o haberlerin doğruluğu hiçbir zaman öğrenilmez. Çünkü doğrulatacak kadar yakın değilsinizdir artık.

Yıllar geçer. Okullar biter. Şehirler değişir. Evlilikler yapılır. Boşanmalar yaşanır. Saçlara aklar düşer. Hayat, bütün ciddiyetiyle akıp gider. Ve bir zamanlar hayatınızın merkezinde duran o insan, bütün bunların hiçbirine tanıklık etmemiştir: Ne mutluluğunuza. Ne mutsuzluğunuza. Ne korkularınıza. Ne de umutlarınıza. İnsanın içinde doldurulamayan bazı boşluklar tam da böyle oluşur.

Bazen akla daha ürkütücü bir soru da gelir: Acaba ölsem haberi olur mu? Ya da o ölse öğrenebilir miyim?

Ve öğrensek bile artık çok geçtir. Çünkü sırtımızda söylenememiş cümlelerin, yarım kalmış özürlerin ve geç kalınmış teşekkürlerin ağırlığını taşırken bir de ‘geç kalmışlık’ eklenir üzerlerine…

Bir gün aynı ortamda karşılaşırsınız. Belki kalabalık bir düğünde. Belki bir cenazede. Belki bir sokak köşesinde veya bir kafede. Kalabalığın içinde göz göze gelirsiniz. Ve hafızanız inanılmaz bir hızla çalışmaya başlar: Karşınızda duran kişinin kahveyi şekersiz içtiğini bilirsiniz. Çocukken neden karanlıktan korktuğunu bilirsiniz. En büyük hayalini, en büyük utancını, ağlarken nasıl sustuğunu bilirsiniz. Hangi şarkıda gözlerinin dolduğunu, hangi kelimeden incindiğini, hangi mevsimi sevdiğini bilirsiniz. 

Ama gidip bir "Nasılsın?" bile diyemezsiniz.

İnsan bazen hakkında hiçbir şey bilmediği biriyle saatlerce sohbet edebilir de her şeyini bildiği biriyle tek bir cümle bile kuramaz. Peki neden? 

Çünkü yabancılar geçmişinizi bilmez. Oysa birbirini çok iyi tanıyan iki insanın arasında yalnızca anılar yoktur; ortak bir ömür vardır. O iki insanın arasında görünmez bir bağ, ortak bir hafıza ve bir geçmiş vardır. Yine de artık karşılıklı tek kelime konuşulmaz: Çünkü bilgi ile yakınlık aynı şey değildir. Hatta bazı bilgiler, yakınlık ortadan kalktığında insana yük olur. Bir zamanlar anahtar olan şeyler, artık açılmayan kapıların önünde kalmış paslı bir demir parçalarına dönüşür.

Biz, birbirimize yabancı olmuyoruz. Yabancılığı öğreniyoruz. Çünkü hafıza unutmayı beceremiyor: Bir şarkı duyuluyor, onun sesi geliyor kulağımıza. Bir sokaktan geçiliyor, yıllar önceki bir yürüyüş hatırlanıyor. Bir cümle duyuluyor, onun gülüşü zihnin bir yerinden çıkıp geliyor. İnsan, hafızasını kapatamıyor. Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkarlar ama hikâyemizden çıkamazlar: Belki yıllarca konuşmayız. Belki bir daha hiç görüşmeyiz. Belki isimleri yalnızca eski fotoğrafların arkasında kalır. Ama bir zamanlar hayatımızın en önemli parçalarından biri oldukları gerçeği hiçbir zaman değişmez.

Bu yüzden de çok yakın iki insan yabancı olmaz. Yabancıyı oynar.

Ve bizi en çok üzen de bir zamanlar bizi en iyi tanıyan kişinin, bugün bize en uzak insanlardan biri olması değildir. Hâlâ bizi en iyi tanıyan insanlardan biri olmaya devam etmesidir.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı