Ütopya Kavramı Hakkında

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
20 Mayıs 2026 - 12:40
20 Mayıs 2026 - 12:40 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 9  33
Ütopya Kavramı Hakkında

Bilindiği gibi Ütopya kavramı Thomas More’un aynı adlı kitabından çıkmıştır. Thomas More kitabında Ütopya adlı ideal bir ada ülkesinden bahseder. Onların devlet yapısını, kültürünü ve ahlakını över. Bu kitap dönemin yozlaşmış İngiltere’sine sert bir tepkidir. Tabi Ütopya kavramı zamanla anlam genişlemesine uğrayarak, olması gereken yer, ülke ya da doğrudan ülkeyi yöneten sistem anlamını kazanmıştır. Aynı zamanda bazı sistemlerin gerçekleşemeyeceğini ifade etmek için, hakaretvari bir şekilde de kullanılmıştır.

Peki ya ideal olanlar niye hep Ütopya Adası’nda kaldı? Neden XVI. Yüzyılın Geç Rönesans’ından bu yana hatta insanlık tarihin başından beridir olması gerekenler olmadı? İdeal olan gerçekte neydi ve göre göreydi? Bu yazdığım yazıda bunların cevabını arayacağım.

Cevap aramaya son sorudan başlayalım. En başta ideal nedir? İdeal sözcüğü, ulaşılmak istenen bir ülkü, hedef anlamına gelir. Buna göre ideal olanın iyi ya da kötü ile alakasının olmadığını düşünüyorum. İdeal kavramının aslında bir hedef olmasından ötürü, iyi ya da kötü ile ilgisinin olmaması, bu hedefin nedensiz olduğu anlamına gelmiyor. Örneğin, Kolomp’un Amerika’yı keşfine bakalım. Hedef Hindistan’a bir alternatif yol bulmaktır. Amaç ise ticaridir. Her ne kadar o hedefine ulaştığını sansa da bulduğu yer Hindistan olmadığından aslında hedefine ulaşamamıştır. Bu böyle olsa da bulduğu yerde kendine başka bir hedef bulmuştur. O da bu hinterlandı sömürgeleştirmektir. Amaç ise buradan İspanya’ya zenginlik aktarılmasıdır. Bu örneğe bakarsak, burada etik değerlere uygun iyi bir ülkü yok. Tam aksine halkların sömürülmesi gibi insanlık dışı bir hedef var. İşte bu noktada şunu anlıyorum ki ideal olan iyilik veya kötülükle değil doğrudan yararcılıkla bağlantılıdır. Çünkü pragmatik anlayış nötr bir tutum sergiler. Bir ülküde düşünülen, etik değerlere ne kadar uyulduğundan çok o hedefin sonucunun ne kadar fayda sağlayabileceğidir. Peki o zaman, ideal olan neden hep iyi şeylerdir? Çünkü bazı sistemlerin yozlaşarak çökmesi, toplumları her açıdan büyük zararlara uğratır. Zamanla bu eski sistemlere özlem duyulur. Bu özlemle yine bu yitik sistemler romantize edilir. Romantize edilen sistemler fikren geliştirilerek kuramlaştırır ve ideal olana dönüşür. İdeal olanın da kökünde yine yararcı bir anlayış vardır. Çünkü, yitirilen sistemlerin bozulmadan önceki halleri kuramlaştırarak geliştirilir. Ardından bir ideale dönüştür. Bu durumda tamamen pragmatiktir. Bunun nedeni de oluşturulan idealin, bozulan sistemlerin toplumlarda yarattığı olumsuz etkiyi ortadan kaldırmayı amaçlamasıdır.

Peki ideal olan neden hep ütopyalarda kaldı? Çünkü ekonomi doğru hamlelerle düzeltilir. Eğitimde reform yapılabilir. Yargı modernleştirilebilir ama toplumsal yozlaşmanın önünü almak bunlara göre daha zordur. Bunun yanında yozlaşma ile ekonomi, eğitim ve yargı alanları birbiriyle ilişkilidir. Ortada bir yozlaşma varsa, bu saydığım alanlar da yozlaşmadan nasibini almıştır. Bu üç temel alan düzeltilmedikçe de yozlaşma önlenemez. Tabi bu alanların düzeltilmesi uzun zaman alır. Bundan ötürü de değişerek ve gelişerek oluşturulan yeni sistemler ideal olanın çizgisinden uzaklaşır. Böylece bu idealler Ütopya Adası’nda mahsur kalır. Bu durumu yine sömürgecilikten bir örnekle açıklayalım. İlk önce hedef sömürgecilik değildi. Hindistan ve Çin gibi dünya ticaretinin döndüğü bölgelere alternatif yollar aramaktı. Bunun sebebi ise yozlaşmış ekonominin düzeltilmesiydi. Hindistan yerine Amerika Kıtaları bulundu ve sömürgecilik fikri hızla gelişti. Bunun sonucunda ekonomi düzeltilse de ideal olandan uzaklaşıldı. Bu da yozlaşmayı daha da artırdı. Dünyamızı her şeyin alınır satılır metalar olduğu bir sisteme sürükledi.

Sonuç olarak, insanlık yitirdiği sistemlerin sonucunda yozlaştı ve bu yozlaşmaya alternatif olarak ütopyalar tasarladı. Bu ütopyalar da bozulan sistemlerin ve yozlaşan toplumun etkisiyle sadece ütopya olarak kaldı.

Gerçekleşen barış içerisindeki ütopyaların bulunacağı bir dünya da buluşmak dileğiyle…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Okan Ildız 1995 yılında İstanbul’da doğdum. Balıkesir Üniversitesi Tarih bölümü mezunuyum. Erken yaştan beridir yazmaya ilgi olsa da öykü yazmaya üniversite yıllarında başladım. Öykülerim Panzehir, Enikonu, Birmetingiriniz, Kirpi Edebiyat, Kayıp Rıhtım gibi e-dergi ve platformlarda yayımlandı.