BİR KÜLAH MUTLULUK

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Pencereden sarkan fesleğenler… Bir annenin balkondan “eve gel artık” diye seslenmesi… Ve herkesin, hiç fark etmeden birbirinin hayatına değmesi…

20 Mayıs 2026 - 12:36
20 Mayıs 2026 - 12:36 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 2  39
BİR KÜLAH MUTLULUK

BİR KÜLAH MUTLULUK 

Mahallenin en küçük dükkânıydı belki ama en çok insanı içine sığdıran yer orasıydı. Sokağın köşesinde, sararmış tentesi güneşten biraz solmuş, camında eski çıkartmaların izleri kalan o bakkal… İçeri girince kavanozlarda renk renk şekerler, tavandan sarkan cips paketleri, bir köşede gazoz kasaları ve tezgâhın hemen yanında duran kocaman çekirdek çuvalı karşılar, insana sanki “acele etme, biraz burada kal” derdi.  Yaz akşamları mahalle başka olurdu zaten. Güneş yavaş yavaş apartmanların arasına çekilirken kaldırımlar günün sıcağını hâlâ saklar, pencere önlerinde oturan teyzelerin sesleri birbirine karışırdı. Bir yerlerden taze demlenmiş çayın kokusu gelir, çocuklar son kez “bir el daha” diye bağırarak saklambaç oyununu uzatmaya çalışırdı.  O mahallenin en neşeli çocuğu İdil'di.  Saçlarını hiçbir zaman düzgün toplayamazdı. Mutlaka bir tutam saç yanağına düşerdi. Ceplerinde bazen renkli taşlar, bazen kopmuş bir düğme, bazen de neden sakladığını kendi bile bilmediği minicik şeyler taşırdı. Ama her akşam üstü cebinde mutlaka birkaç bozukluk olurdu.  Çünkü o bozuklukların bir görevi vardı.  Koşarak bakkala gitmek. Kapıdaki zile hafifçe vurup içeri girmek.  Gülümseyerek:  “ Amca, bana bir külah çekirdek verir misin?” demek.  Bakkal Ahmet Amca çekirdekleri öyle alelacele doldurmazdı. Önce kâğıdı dikkatlice kıvırır, külahı yapar, sonra küreği çuvala daldırıp çekirdekleri ağır ağır birazda fazlaca doldururdu. Sanki sadece çekirdek vermiyor da küçük bir akşam hazırlıyordu. İdil külahı eline alınca soluğu sokağın başındaki dut ağacının altında alırdı.  Orada hep birileri olurdu.  Taburede oturan komşular…Ellerinde ince belli bardaklarla çay içen anneler…  Bisikletlerini yere bırakıp nefeslenen çocuklar…  Gökyüzünün turuncudan mora döndüğü o yumuşacık saatler…  İşte o anlarda hayat çok büyük görünmezdi kimseye. Çok güzel görünürdü.  İdil çekirdekleri tek tek çitlerken yanındaki arkadaşlarına uzatırdı. Külah küçük olurdu ama nedense hiç yetmezlik hissi olmazdı. Çünkü gerçekten de… “Küçücük bir külahın içinde sadece çekirdek değil.. Mahalle sohbetleri, çocuk kahkahaları ve saf mutluluk vardı.”  Bir avuç çekirdekten daha fazlasıydı o.  Bir teyzenin “bizim zamanımızda…” diye başlayan hikâyesi…Bir çocuğun dizindeki yaraya rağmen oyuna geri dönmesi…  Sokaktan geçen dondurmacının sesi…  Pencereden sarkan fesleğenler…  Bir annenin balkondan “eve gel artık” diye seslenmesi…  Ve herkesin, hiç fark etmeden birbirinin hayatına değmesi…Yıllar geçti.  Mahalle değişti.  Dut ağacı bir fırtınada devrildi.  Bakkal kapandı. Yerine parlak ışıklı başka bir dükkân açıldı.  Çocukların sesleri azaldı. Kaldırımlarda eskisi kadar uzun sohbetler kalmadı.  İdil büyüdü öğretmen oldu.  Bir gün, uzun zaman sonra eski mahallesine döndü.  Akşam üstüydü yine.  Gökyüzü aynı renklerdeydi.  Ama sokak daha sessizdi.  Eski bakkalın olduğu yere baktı uzun uzun.   Sonra çantasından küçük bir kâğıt çıkardı. Yoldan aldığı çekirdekleri içine doldurdu. Kendi elleriyle minicik bir külah yaptı.  Kaldırım kenarına oturup bir  çekirdek çitledi.   O sesle birlikte yıllar geriye açıldı sanki.  Çocuk kahkahaları yeniden koştu sokakta. Bisiklet zilleri çaldı.  Bir yerden çay kokusu geldi hayaline.  Ahmet Amca gülümsedi.  Dut ağacının gölgesi yeniden düştü kaldırımlara.   Bazı mutluluklar büyük anların içinde saklanmıyordu.  Bir yaz akşamında… Bir avuç çekirdekte…. Bir mahallenin kalbinde… İnsanın yıllar geçse de içinden hiç çıkmayan o ışıl ışıl çocukluğunda yaşıyordu.  Çünkü bazı hatıralar eskimez. Sadece insanın içine yerleşir, orada küçük bir lambayı hep açık bırakır. O yüzden yıllar sonra en sıradan bir çekirdek sesi bile insanın kalbini usulca aydınlatabilir.

                      DİLEK SARIKAYA 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow