Sınanmamışlığın Kibri

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Birinin yokluğunda sabah kahvesini hazırlarken elinin alışkanlıkla iki fincan çıkarmasını yaşamamış biri, ayrılığın ne kadar uzun sürebileceğini nereden bilebilir ki?

14 Ağustos 2026 - 08:08
14 Ağustos 2026 - 08:08 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 10  72
Sınanmamışlığın Kibri

Yarayla alay eder yaralanmamış olan. - William Shakespeare

Derler ki, “Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir.” Kendimiz hakkında çok kolay konuşuyorsak, henüz ciddi bir imtihana tabi tutulmamışızdır. Sözde ne kadar dayanacağımızı, neyi affetmeyeceğimizi, hangi durumda çekip gideceğimizi iyi biliriz. Başkasının başına gelen bir şeyi dinlerken de hemen kesin hüküm veririz. ‘Ben olsam öyle yapmazdım.’  

Nasıl böylesine fütursuzca cümleler kurabiliyoruz anlamıyorum. Bir başkasının yerinde olmakla, onun hayatını taşımak aynı şey değildir. Dışarıdan bakınca bazı kararlar son derece basit görünür. Birinin yıllarca kaldığı bir evden neden çıkamadığını anlamayız. Bile bile kendisine zarar veren birinin yanında neden durduğunu sorgularız. Kırıldığı halde neden konuşmadığını, aldatıldığı halde neden affettiğini, kendisine haksızlık edildiğinde neden sesini yükseltmediğini merak ederiz. Ama cevap yine aynıdır, ‘Ben olsam çoktan giderdim.’ Bunu söylemek kolay, tabii henüz o kapının önünde beklememişken. 

Başımıza gelecekleri maalesef önceden seçemiyoruz. Fakat başımıza gelmeyenler hakkında çok rahat hükümler verebiliyoruz. Açıkçası bunun biraz tuhaf olduğunu düşünüyorum. Hiç aç kalmamış birinin açlık üzerine konuşması gibi değil de, daha çok hiç ateşi olmayan birinin yanmanın nasıl bir şey olduğunu tarif etmeye kalkışması gibi. Acının kendisini değil, dışarıdan görünen halini biliyoruz. O da bize yetiyor, en azından öyle sanıyoruz. Daha sonra öyle bir vakit geliyor ki, asla dediğimiz eşikte duruyoruz. Gururu bir kenara bırakıp birinin kapısını çalıyoruz. Bizi kıran birinin mesajını bekliyoruz. Affetmeyeceğimizi söylediğimiz halde affediyoruz. Gitmemiz gerektiğini bildiğimiz bir yerde biraz daha kalmak için çabalıyoruz. Bazen de bunların hiçbirini yapamıyoruz. Kendimizi dışarıdan izler gibi, neden böyle davrandığımızı anlamaya çalışıyoruz. Yani sınanmamış insanın kendisine olan güveni gücünden değil, karşılaşmadığı şeylerden besleniyor da diyebiliriz. Kaybetmenin neye benzediğini bilmeyen biri kolayca, ben kaybetsem de yoluma bakarım diyebiliyor.  

Birinin yokluğunda sabah kahvesini hazırlarken elinin alışkanlıkla iki fincan çıkarmasını yaşamamış biri, ayrılığın ne kadar uzun sürebileceğini nereden bilebilir ki? 

Bunları yaşayınca da insan, başkalarına eskisi kadar kızamıyor. Bu, herkesin yaptığını doğru bulmak anlamına gelmiyor. Sadece hüküm vermeden önce durup düşünmeyi öğreniyorsun. Birinin neden kaldığını, neden döndüğünü, neden sustuğunu bilmediğini hatırlıyorsun. Çünkü insanın dışarıdan görünen davranışıyla, o davranışa kadar geçen saatler arasında kimsenin bilmediği bir hayat var. Bunu öğrenmek için de illa büyük bir felaket yaşamak gerekmiyor belki. Bazen birinin sana söylediği tek bir cümle, uzun zamandır beklediğin bir telefonun gelmemesi veyahut da evde herkes uyuduktan sonra mutfakta tek başına otururken aklına gelen herhangi bir şey. 

'Ben olsam...’ 

Sen olsan diye birşey yok. Bize hiç sorulmamış sorunun cevabını ne kadar da kolay veriyoruz. Peki ya asıl cevap?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Sahra Demirer İnsanlar tutarsızken, cümleler nasıl tutarlı olabilir ki zaten?