Neye Yetişmeye Çalışıyoruz?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bazen geç kaldığımızı sanıyoruz. Oysa belki de başkalarının saatine göre yaşıyoruz. Zamanın, beklentilerin ve kendimize yetişme çabasının arasında bir durup düşünme hâli.

14 Ağustos 2026 - 11:50
14 Ağustos 2026 - 11:50 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 10  1045
Neye Yetişmeye Çalışıyoruz?

Bazen bir yere geç kalmaktan değil, hayata geç kalmaktan korkuyorum.

Bunun ne zaman başladığını bilmiyorum. Belki insanların birer birer hayatlarını kurmaya başladığı zamanlarda… Birilerinin evlendiğini, birilerinin başka şehirlere taşındığını, birilerinin yıllardır kurduğu hayallere ulaştığını gördükçe içimde sessizce büyüyen o tuhaf duyguyla başladı. İnsan bir noktadan sonra kendi hayatını yaşamaktan çok, başkalarının hayatlarına bakmaya başlıyor. Kim nerede, kim ne yaptı, kim neyi başardı, kim hayatını ne zaman kurdu diye düşünürken fark etmeden kendi hayatını onlarınkiyle ölçüyor. Sonra da her ölçümün sonunda kendine biraz daha eksik bakıyor.

Ben de yaptım bunu. Hatta bazen kendime, kimseye söylemeyeceğim kadar acımasız sorular sordum. “Şimdiye kadar burada olmam gerekmiyor muydu?”, “Daha fazlasını yapmış olmam gerekmiyor muydu?”, “Bunca zaman geçti, elimde ne kaldı?” gibi soruların etrafında dolaştım. İnsanın kendisine sorduğu bazı soruların aslında cevabını aramadığını zamanla anlıyor. Çünkü bazen bir cevap bulmak için değil, kendini yargılamak için soruyor insan.

Belki de geç kalma korkusu tam burada başlıyor. Bir şeylere geç kaldığımızı düşünürken, aslında neye yetişmeye çalıştığımızı unutuyoruz. Çocukken büyümek için acele ediyorduk. Bir an önce kendi kararlarımızı vermek, kendi hayatımızı kurmak istiyorduk. Büyüyünce ise bu kez gençliğimizi özlemeye başladık. Bir zamanlar sahip olmak için sabırsızlandığımız hayatın içinde, şimdi geçmişte bıraktığımız bazı şeylerin peşinden koşuyoruz. Ne garip… İnsan bazen ulaşmak istediği yere vardığında, oraya giderken kaybettiklerini düşünüyor.

Belki de hayatın en büyük yanılgılarından biri, herkesin aynı zamanda yaşlanması gerektiğini sanmak. Oysa insanın yaşı ilerliyor diye hayatı da aynı hızda ilerlemiyor. Kimi insan yirmisinde kendini buluyor, kimi kırkında. Kimi ise yıllarca kendisine ait olmayan bir hayatı yaşadıktan sonra bir sabah uyanıp ilk kez kendi sesini duyuyor. Buna geç kalmak denir mi, bilmiyorum. Belki de bazı insanların yolu sadece daha uzun.

Ben uzun yolları biraz fazla iyi tanıyorum. Bazı şeylere erken sahip oldum, bazılarını geç öğrendim. Bazı insanları hayatımın en doğru yerinde tanıdım, bazılarını ise yanlış zamanda. Bazı hayallerimi büyüttüm, bazılarını sessizce toprağa bıraktım. Bir zamanlar gerçekleşeceğine inandığım şeylerin bazılarından vazgeçtim, bazılarını ise hâlâ içimde taşımaya devam ediyorum. Ve bütün bunların arasında zaman geçti.

Zamanın en acı tarafı da bu zaten. Hiçbir şey sormadan geçiyor. Hazır olup olmadığını sormuyor, bir şeyleri geride bırakabilecek misin diye beklemiyor. Son kez baktığın bir yüzün, son bakışın olduğunu söylemiyor. Bir günün diğerinden farkı yokmuş gibi ilerliyor, sonra dönüp baktığında aradan yılların geçtiğini fark ediyorsun.

O zaman geçmişteki kendini görüyorsun. Daha az yorulmuş, daha çok inanan, bazı şeylere hâlâ şaşırabilen ve belki biraz daha saf bir hâlini… İçinden, kimseye söylemeden “Nereye gittin?” diye soruyorsun. Çünkü insan yalnızca geçmişte bıraktığı insanları özlemiyor; bazen geçmişte bıraktığı kendisini de özlüyor.

Belki de insanın en büyük geç kalmışlığı kendisine oluyor. Kendi sesine, kendi hayallerine, kendi istediği hayata… Başkalarının ne beklediğini düşünmekten, kendimizin ne istediğini unutuyoruz. Birileri “Artık zamanı geldi.” diyor, birileri “Bunu çoktan yapmış olmalıydın.” diyor. Birileri yaşımızı hesaplıyor, birileri başarılarımızı. Ama hiç kimse geceleri yatağa girdiğimizde içimizde neyin eksik kaldığını bilmiyor. Kimse bir hayalin insanın içinde kaç yıl boyunca sessizce bekleyebileceğini, bazı yaraların iyileşmek için takvimdeki doğru günü beklemediğini bilmiyor.

Bu yüzden artık kendime “Geç kaldım mı?” diye sormak yerine başka bir şey soruyorum: Ben gerçekten nereye yetişmeye çalışıyorum?

Çünkü belki de mesele geç kalmak değildir. Belki mesele, başkalarının saatine bakarak yaşamaktır.

Herkesin bir zamanı var. Birinin baharı erken gelir, diğerinin biraz geç. Birinin yolu düz olur, diğerinin yolu sürekli virajlıdır. Birisi kalabalıklarla yürür, birisi uzun süre yalnız kalır. Kimi insan hayatının ilk yıllarında ne istediğini bilir, kimi ise yıllar boyunca aradıktan sonra bulur. Ama sonunda herkes kendi hayatının içinden geçer. Kimsenin yolu diğerinin ölçüsü değildir.

Ben artık bunu anlamaya çalışıyorum.

Belki bazı şeyler benim için geç olacak. Belki bazı kapılar hiç açılmayacak. Belki yıllardır beklediğim bazı şeylerin aslında bana ait olmadığını anlayacağım. Ama yine de geç kalmış sayılmam. Çünkü hayatın bana verdiği zamanı, başkasının hayatına yetişmek için harcamak istemiyorum artık. Kendime yetişmek istiyorum; yıllardır susturduğum tarafıma, yarım bıraktığım cümlelere, bir kenarda beklettiğim hayallere ve belki de çocukluğumdan beri içimde taşıdığım o küçük çocuğa…

Belki ona hâlâ söylemem gereken birkaç şey vardır. Mesela, “Merak etme. Her şey istediğimiz gibi olmadı ama hâlâ buradayız.” Bazen hayatın bütün cevabı bu kadar basit geliyor bana. Hâlâ buradayız. Hâlâ bazı şeyleri hissedebiliyoruz. Hâlâ bir şarkı içimizi burkabiliyor, bir insanın sesi uzun zamandır unuttuğumuzu sandığımız bir duyguyu yeniden hatırlatabiliyor, bir cümle yazarken içimizde bir şey kıpırdayabiliyor.

Demek ki tamamen geç kalmış değiliz.

Belki sadece biraz yorulduk. Belki biraz durduk. Belki yolumuzu başkalarının yollarıyla karıştırdık. Ama hayatın hâlâ devam ediyor olması, bana bazen ikinci bir şans gibi geliyor. Çünkü insanın elinden alınan her şeyin yerine yenisinin geleceğine inanmıyorum artık. Bazı şeyler gerçekten gider ve bir daha dönmez. Fakat hayatın güzelliği de biraz burada saklı galiba. Her şeyi geri getirmese bile, insanın önüne başka bir yol çıkarabiliyor.

Bu yüzden artık nereye yetişeceğimi düşünmekten çok, nerede olduğuma bakıyorum. Çünkü belki de hayat bir yarış değildir. Belki bazı yollar, acele etmeden yürünsün diye uzundur. Belki bazı gecikmeler, bizi yanlış bir yere varmaktan korur. Belki insanın kendisine varması, ulaşabileceği bütün yerlerden daha önemlidir.

Hâlâ bazı geceler geç kaldığımı düşünüyorum. Hâlâ önümde ne kadar zaman olduğunu bilmiyorum. Bazen yılların benden bir şeyler aldığını hissediyorum. Bazen de geriye dönüp baktığımda, bütün o kayıpların beni bugün olduğum yere getirdiğini fark ediyorum. Hangisinin doğru olduğunu bilmiyorum. Belki ikisi de doğrudur.

Ama artık en azından şunu biliyorum: Herkes bir yerlere yetişmeye çalışırken, insanın bazen durup kendisine bakması gerekiyor. Çünkü koşarken insan yalnızca yolunu değil, neden koştuğunu da unutabiliyor.

Belki cevabı bulduğum gün, geç kalma korkum da bitecek.

Belki o gün anlayacağım ki ben hiçbir yere geç kalmamışım.

Sadece kendi zamanıma gelmemişim.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ümit Oklu Ümit Oklu, 1 Ağustos 1995 tarihinde Adana’da doğdu. Kamu personeli olarak aktif iş hayatını sürdürürken, hayatının merkezinde her zaman kelimeler, duygular ve insanın iç dünyasına duyduğu merak yer aldı. İnsanların içinde sakladığı duyguları, sustuğu cümleleri ve geceye bıraktığı düşünceleri yazıya dönüştüren Oklu; yazılarında modern insanın yalnızlığını, içsel kırılmalarını, umut arayışını ve kendini bulma çabasını sade ama derin bir anlatımla ele almaktadır. Melankolik ve sinematik bir üslubu benimseyen yazar, çoğu zaman sessizlikte büyüyen duygulara, insan ruhunun görünmeyen yaralarına ve insanın kendisiyle yüzleştiği anlara odaklanır. “Bir Ümit” ve “Bir Tesadüf” adlı eserleriyle edebiyat dünyasında yer alan Oklu için yazmak; bazen anlaşılmak, bazen susulan şeyleri duyurmak, bazen de insanın kendi kalbine bakabilmesidir.