İÇİMDEKİ PRİZMA

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kırıldığı yerlerden parlamanın ne demek olduğunu şimdi tüm evren sessizce izliyordu.

7 Ekim 2026 - 11:25
7 Ekim 2026 - 11:25 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 0  3
İÇİMDEKİ PRİZMA

İÇİMDEKİ PRİZMA

​Zaman, tenin üzerinde kül rengi bir tabaka hâlinde donmuştu. Kil ve mermerin katılaşmış, nefessiz sessizliği içinde yüzyıllar birbiri ardına devrilirken, ne bir kalp atışı ne de bir rüzgârın hayaleti kalmıştı geriye. Üzerindeki kalın dokulu, eskimiş keten kumaş bile rüzgârda dalgalanmayı unutup kaskatı kesilmiş, toprağın ve kayanın rengine bürünmüştü. Beden, dış dünyadan tamamen yalıtılmış, derin ve karanlık bir uykunun demir leblebisi gibi sabitti.

​Ve sonra, karanlığın katmanlarını yırtan o ilk sıcaklık sızdı içeriye. Dorukta açılan görünmez bir çatlaktan süzülen saf, kehribar rengi bir ışık huzmesi, buz tutmuş mermer omuzlara dokundu. Bu dokunuş, donmuş hücrelerde bin yıllık bir uyanışın ilk kıvılcımını yaktı. Soğuk taş, içeriden gelen bu coşkulu enerjinin baskısıyla sarsıldı; içeride bir şeylerin büyüdüğünü, genişlediğini ve bu dar kabuğa sığamadığını fark etti.

​Kırılma, sessiz ama devasa bir çatırtıyla başladı. İlk yarık göğüs kafesinin ortasından derin bir uçurum gibi açıldı. Ardından kollar, bacaklar ve boylu boyunca ince örümcek ağı gibi yayılan çatlaklar, mermer dokuyu paramparça etti. Yer çekimi, kopup dökülen taş parçalarını ve kurumuş toprak parçalarını karanlık boşluğa doğru çekerken, havada asılı kalan o küçük enkaz adeta zamanın durduğu anın heykelleri gibi asılı kaldı.

​Ancak bu bir yıkım değil, uzun zamandır hapsedilmiş bir hakikatin dışarı taşmasıydı. Kabuğun derin karanlığından, gözleri kamaştıran mor ve erguvan tonlarında kristal sütunlar fışkırıyordu. Ametistten oyulmuş gibi parlayan bu pürüzsüz, keskin ve kusursuz formlar; yıllarca acının, sabrın ve bastırılmış hayallerin birikip nasıl bir mücevhere dönüştüğünün kanıtıydı. Göğsünden ve karnından dışarı taşan bu mor ışık, çevresindeki karanlık boşluğu boydan boya aydınlatmıştı. Kırılan parçaların arasından sarkan ince, damar misali kökler havada salınırken, beden artık toprağa değil, gökyüzünün sonsuzluğuna ait olduğunu hatırlıyordu.

​Başını geriye, o ilahi ışık kaynağına doğru zarif bir kavisle bırakan yüz hatları tamamen yumuşadı. Taşın sertliği yerini, hafifliğin getirdiği o kusursuz huzura bırakmıştı. Artık o; ağırlığından arınmış, kendi içindeki en saf cevheri dünyaya sunan ve ışıktan örülü bir nehir gibi yukarıya doğru süzülen ışıltılı bir ruhtu.

​Kırıldığı yerlerden parlamanın ne demek olduğunu şimdi tüm evren sessizce izliyordu.

​DİLEK SARIKAYA

​Menajer: İlayda Can & Dilara Sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow