Hayat Bizden Sessizce Geçiyor

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Belki de mesele uzun yaşamak değildir. Mesele, bize verilen zamanı gerçekten yaşamaktır.

7 Ekim 2026 - 13:33
7 Ekim 2026 - 13:33 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 0  3
Hayat Bizden Sessizce Geçiyor

İnsan, hayatın hep önünde durduğunu sanıyor. Sanki yarınlar hiç bitmeyecek, ertelenen bütün cümleler bir gün mutlaka kurulacak, söylenmeyen sözlerin zamanı yeniden gelecekmiş gibi…

​Oysa hayat, insanın planlarına aldırmadan geçip gidiyor. Bir sabah uyanıyoruz; çocukluğumuz biraz daha uzaklarda kalmış oluyor. Aynaya bakıyoruz, yüzümüzde dün olmayan bir çizgi görüyoruz. Bir zamanlar bize uzun gelen yılların, şimdi nasıl da kısaldığını fark ediyoruz.

​Meğer hayat, büyük olaylarla değil; küçük ayrılıklarla eksiliyormuş. Bir daha uğramadığımız sokaklar, aramadığımız insanlar, ertelediğimiz ziyaretler, "sonra konuşuruz" deyip bir daha konuşamadıklarımız… Hepsi hayatın sessizce bizden aldığı şeyler. Bazı insanlar hayatımızdan çıkıp gidiyor. Bazıları ise yanımızda kalıyor ama biz yine de onlara yetişemiyoruz. Çünkü insan bazen sevdiklerinin yanında yaşarken bile onlarla geçireceği zamanın sınırlı olduğunu unutuyor. Bir annenin sesini, bir babanın nasihatini, bir çocuğun küçücük ellerini, bir dostun içten gülüşünü sıradan sanıyor.

​Sonra bir gün anlıyor ki hiçbir şey sıradan değilmiş. Bugün elimizde olan, yarın hatıra olabilir. Bu yüzden hayatı sürekli "bir gün"lere bırakmamak gerekiyor.

​Bir gün giderim. Bir gün ararım. Bir gün söylerim. Bir gün affederim. Bir gün severim. Bir gün kendime de vakit ayırırım... O "bir gün"lerin çoğu, hayatın takviminde hiç yazılı değil.

​Belki de yaşlanmak, yalnızca saçların beyazlaması değildir. Yaşlanmak; "keşke"lerin çoğalmasıdır biraz da. Keşke daha az kırılmış olsaydım. Keşke başkalarının ne düşündüğünü bu kadar önemsemeseydim. Keşke kendimi ertelemek yerine biraz da kendim için yaşasaydım.

​Hayat bize ikinci bir prova vermiyor. Geçen gün geri gelmiyor. Çocukluk geri gelmiyor. Bazı insanlar geri gelmiyor. Bazı fırsatlar, bazı bakışlar, bazı vedalar bir daha yaşanmıyor. İnsan, bütün bunları fark ettiğinde hayatın aslında ne kadar kısa olduğunu değil, ne kadar kıymetli olduğunu anlıyor.

​Belki de mesele uzun yaşamak değildir. Mesele, bize verilen zamanı gerçekten yaşamaktır. Bir fincan çayı acele etmeden içmek… Sevdiğimiz birinin sesini biraz daha uzun dinlemek… Bir çocuğun sorusuna sabırla cevap vermek… Kırdığımız birinden özür dilemek… Ve bütün bunları yarına bırakmamak... Çünkü hayat, biz daha hazır olduğumuzu düşünmeden geçiyor. Dün elimizden kaydı. Yarın henüz elimizde değil. Bize kalan yalnızca bugün. Belki de hayatın en büyük sırrı burada saklı: Geçip giden zamana üzülmek yerine, hâlâ elimizde olan zamana hakkını vermek.

​Bir gün geriye dönüp baktığımızda, hayatın ne kadar hızlı geçtiğini değil; o hayatın içinde gerçekten ne kadar var olduğumuzu hatırlayacağız. Keşke dememek için, bugünü biraz daha dikkatli yaşamak gerek. Hayat biz daha adını koyamadan, sessizce geçip gidiyor.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Zeynep Kıvanç 1986 Bartın doğumluyum. İstanbul da yaşıyorum. Ben konuşamasam da kalemim konuşur; içimde sakladıklarımı kâğıda döker, yükümü hafifletir.