Geleceksin Biliyorum

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
21 Nisan 2026 - 00:56
21 Nisan 2026 - 00:56 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 9  73
Geleceksin Biliyorum

Sabah erken kalktım. İçimde bitmemiş bir umut ve çocuksu heyecanımla hazırlanıp evden çıktım. Mis gibi temiz bahar havası, etrafı hafiften ısıtan güneş, ılık ılık esen rüzgâr… Aşağı sokakta ki parka gittim. Çay ocağına geçip çıtır çıtır bir simitle, tavşankanı çayımı alıp dışarı çıktım. 

Oturduğum bankta fark ettim birçok şeyi. On yıldır ilk kez mi hava bu kadar güzel bu kadar aşka davetkârdı? Gökyüzü hep masmavi miydi? Ağaçlar bu kadar yeşil miydi? Bu kuşlar hep böyle güzel mi öterdi? Simit bu derece çıtır, çay böyle lezzetli miydi? 

Dışarıdan bakan otuz yaşında adam der ama içimde ki çocuğu kimse göremez. Bugün bana bayram. Bu gün bana Bahar. Bir de… Bir de dileğim kabul olursa düğün dernek…

Simit bittikten sonra bardakta ki son yudum çayı içip kalkıyorum masadan. Önce pazara gidelim evin eksiklerini almaya. Anam patlıcanları küçük, domatesleri sert, biberi acı, üzümü çekirdeksiz istedi. Peder bey ise ‘’Bıktım be kadın! Gel kendin seç. Her defasında beğenmiyorsun’’ diye söyleniyordu. ‘’Ben giderim’’ dediğimde oldukça şaşırdılar. Haklılar tabi. Bu yaşıma kadar bir işlerinin ucundan tutmuşluğum yok.  

Pazara geldiğimde özenle seçtim hepsini. Tam da anamın istediği gibi… Evin yoluna koyuldum. Yolda birkaç komşu ile karşılaşıp ayaküstü sohbet ettik. Gören herkes gözlerinin içi gülüyor, hayırdır diye soruyor. Yok, bir şey deyip gülüyorum. Kalp bir taht, tahtın sahibi geldi diyemiyorum. Bahar geldi, Bahar’ım geldi diyemiyorum. 

Eve poşetleri bırakmaya geldiğimde bizimkiler kahvaltı masasında görüyorum. Anam illa gel çay iç diyor. İçeri geçip masaya oturdum. Anam üst çekmeceden ince belli bardağı alıp geldi ve çayımı doldurup verdi. Ardından yerine oturup, gözlerini kaçırıp ama sözlerini tam isabet ettirerek konuşmaya başladı. 

‘’Bahar gelmiş mahalleye. Gördün mü sen?’’

Nedenini dahi bilmeden tebessüm ettikten sonra:

‘’Gördüm. Ne olmuş?’’

‘’Belli oluyor gördüğün Akif. Gözlerinde yeniden aşkın o ateşi yanıyor.’’

‘’Yok, öyle bir şey ana.’’

‘’Var oğlum. Neden saklıyorsun bizden? Bahar senin ilkin, Bahar senin çocukluğun, gençliğin…’’

‘’Ana olacak iş mi bu saatten sonra?’’

‘’Saat daha çok erken Akif Efendi. Yaşamayı umut geçiyor. Bir inatla hem kendini hem Bahar’ı mahvettin. Yeter artık, dur de şu inadına!’’

‘’Ana kız boşanmış bir de oğlunu almış gelmiş. Sen ne diyorsun?’’

‘’Ne o? Gurur mu yapıyorsun yoksa? Bahar evlenirken neredeydi o gurur?’’

‘’Ben öyle mi dedim ana?’’

‘’Elbet Bahar’a zaman ve anlayış göster. Lakin bu kez Bahar’da senin elini tutarsa, tuttuğun o eli bir daha bırakma.’’

Hiç sesi çıkmayan babama bakıyorum. Elinde gazetesi var ancak o bizi dinliyor. Baktığımı fark edince gözlüklerin altından bakıp, gözlerini kırptı. Ailem de Bahar’ı severdi. Bu konuşma bana cesaret verdi. Çayımı bitirip kalktım masadan. Aşağı indim. 

Bahar’ın kapısının önüne gidip beklemeye başladım. Pencereden geldiğimi görünce, gelecek sandım. Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Gelmedi zalimin kızı. Saatlerce bekletti kapısında. İnat ettim gitmedim. Elbet çıkacak o kapıdan diye akşama kadar bekledim. Gelen geçenle konuştum. Kahveci Hasan abiden tabure aldım oturdum orada. Sıkıldığımı anlayan Hasan abi bir ara kaptı tabureyi sehpayı geldi yanıma, iki el tavla attık. Mahallenin çocuklarıyla maç yaptık, camdan izledi bizi. Tabi ki yendik. Senin içindi attığım goller Bahar… 

Akşam oluyor. Kahve kapandı, seyyar satıcı Ahmet ab evine gitti, çocukları anaları eve çağırıyor. Ezan okunmaya başladığı an kalbimde bir sancı belirdi. Tam umudumu kaybedecekken Bahar’ı gördüm karşımda. Hiç değişmiyorsun Bahar. Ne yaşarsan yaşa yıllar sadece güzelliğine güzellik katıyor.

Beline kadar uzun, dalgalı, kahverengi saçları, saçlarından koyu toprak kahvesi gözleri beni gül bahçesinde gezdiriyor sanki. Siyah uzun bir etek giymiş, üzerinde minik beyaz çiçekler var. Beyaz da badi giymiş, sütten beyaz teniyle yarışıyor. Ah o gelişin hafızam da hiç unutulmayacak yerlere kazınıyor Bahar…

‘’İşte karşımda mahallenin ağır abisi Kartal Akif’i. Uzun boylu, yeşil gözlü, kumral Akif. Sakalların her ne kadar yüzüne renk katsa da, görünce binlerce tövbe bozduracak gamzelerini gizlemeye yetmiyorlar. Gidelim yanına da gitsin artık gelmek için geç kaldığı yerden…’’

 ‘’Hoş geldin Bahar.’’

‘’Ne işin var Akif, kapımın önünde sabahtan beri?’’

‘’Seni bekledim Bahar.’’

‘’Beklemek için geç kalmadın mı sanki?’’

‘’On yıldır beklemişim şimdi mi geç kaldım Bahar?’’

‘’Geç kaldın ya, yıllar süren bir evlilik ve altı yaşında bir çocuk kadar geç kaldın!’’

‘’Allah bilir, sen bilmezsin Bahar.’’

‘’Amenna lakin bildiğim bir şey varsa senin beni on yıl önce terk ettiğin ve hiçbir şekilde gelmediğin. Bugün de gelme bundan sonra da gelme Akif.’’

Arkasını döndü gitmek için, kolundan tutup kendime çevirdim. Gözleri gözlerime değdi bir kere. İstese de gidemez şimdi.

‘’Böyle gitme Bahar…’’

‘’Neredeydin Akif? On yıl önce neredeydin? On yıldır neredeydin? Benim canım paramparça olurken sen neredeydin? 

Bir kez olsun gelmedim mi aklına. Bir kez olsun o kalbin sızlamadı mı bana? Şu hasret denen illet gece gelip girmedi mi koynuna? Neden bıraktın beni?’’

‘’Affet be kızım. Cahildim. Bilemedim sensiz bu kadar kötü olacağımı. Yine bilemezdim seni bir kez görünce hayat bulacağımı. 

Sanma ki ben iyiydim, sen kötü. Aramıza yıllar, yollar, insanlar girdi. Aramıza doğumlar ve ölümler girdi. Cahildim anla işte gelemedim. Çok selam gönderdim sana ama kötü niyetle değil asla. İyi olduğunu bilmek için. Hiç haberin gelmedi Bahar.’’

‘’Senin de hiç selamın gelmedi Akif! Yeni bir dava değilsin bende. Sevdim ben seni, daha çocuk yaşta. Yirmi yaşımda yine sen vardın yanımda. Ama artık otuzumda sadece oğlum var. Bu saatten sonra bizden ne köy olur ne kasaba. Var git gayrı.’’

Arkasını döndü yine, gidiyor. İçimde kaç papatya öldürüp, kaç gül yeşerttiğini bilmeden.

‘’Bahar…’’

Durdu ama dönmüyor gül yüzünü. Susma bu kez dilim. Kalbine kulak ver. Söyle hadi ona sevdiği!

‘’Bunca yıldan, bunca olandan sonra hala konuşurken seni benden ayırmayıp biz diyorsun ya, Sivas şahidim olsun Bahar; ben seni seviyorum çocukluğumdan beri. Bir gün geleceksin biliyorum, çocukluğum.

O gün hesapsız, kitapsız başımın da gönlümün de üstünde yeriniz var. Senin de senden doğanın da…’’

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Gül Leyl Leyla ve Hüzünlü Veda Olmayacak Duaya Amin Gölgesi Konuşan Camii - Ahmet Şah ve Gizemli Sır Gölgesi Konuşan Camii - İlham Annesi Turan Melek Gölgesi Konuşan Camii - Taşları Konuşturan Adam Hürrem Şah Gölgesi Konuşan Camii - Cami-i Kebir'in Çocukları kitaplarının yazarı. (Umut Öğretmen, Geleceksin Biliyorum, İbn-ün Nefs, Benden Bana, Yüzleşme) hikâyelerinin yazarı