<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Gül Leyl</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/gul-leyl</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Gül Leyl</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>Seni Sevmek</title>
<link>https://fikirizleri.com/seni-sevmek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/seni-sevmek</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2427b57df05.webp" length="76174" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:16:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun bir yolculuğun ardından eve dönmek gibi seni sevmek.  Sıcak temmuz güneşinin ardından gelen meltem rüzgarı gibi. Hem yara hem bandı. Hem derdim hem dermanım gibi... Dört mevsimi bir günde yaşamak gibi seni sevmek. </p>
<p>‎Zor ve zahmetli bir iş. Fakat kalbim seni ilk gördüğünde boyun eğdi aşkına...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ben Hallederim Kızı</title>
<link>https://fikirizleri.com/ben-hallederim-kizi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ben-hallederim-kizi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f91de168988.webp" length="36642" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 05 May 2026 01:30:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Böyle olmayı ben mi seçmiştim yoksa mecbur mu kalmıştım? Hani yıllarca anlatırsınız anlaşılmaz, konuşursunuz duyulmaz ya... Şımaracak kimseniz, gidecek bir yeriniz, sırtınızı yaslayacak dağınız olmaz ya... Varken yoksundur, yoksan zaten sorun yoktur. Onun gibi işte biraz... </p>
<p>‎Kendi kendini büyütmek zorunda kalan her kız gibi bende güçlü olmak zorundaydım. Demirden zırhımı giydiğim o günü dâhi hatırlamıyorum ama neden hâlâ çıkaramadığımı biliyorum. </p>
<p>‎Sen herkese canla başla koşarsın ama sana kimse adım atmaz ya... İnsanlar senden çok kolay yardım ister, sana çok güvenir ve bütün dertlerini verir ama sen ne başını koyacak omuz ne de sırtını yaslayacak kimse bulamazsın. </p>
<p>‎Yardım isteyemezsin mesela kimseden. "O halleder ya..." derler hep. Öyle de olur zaten. Sen hep kendin halledersin her şeyi. </p>
<p>‎Sahi böyle olmayı ben mi istemiştim? Böyle bir gücüm var diye ben hep yalnız bırakılmak zorunda mıyım? Bir şeyi yapabiliyor olmak güzel ama her şeye tek koşmak yorucu değil mi? Demirden zırhım mı gözünüzü boyayan? Çıkarsam görür müsünüz ne kadar ezildiğimi? </p>
<p>‎Çıkarmam... Yaralarım kanasa da zırhımı sizin önünüzde çıkarmam. Zırhıma güvendiğim kadar güvenemiyorum ki size. Ve bunun suçlusu ben miyim yoksa siz mi? Onu bile bilemiyorum... </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sönen Ateşin Sancısı</title>
<link>https://fikirizleri.com/soenen-atesin-sancisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/soenen-atesin-sancisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69efe408427a4.webp" length="81622" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 01:33:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>‎Yılların yorgunluğumu birikti içimde yoksa hayal kırıklarım mı batıyor artık cana bilmiyorum. Büyüyor muyum sahiden artık? Solumda ağırlık varken bozulmayan dengem ağırlık hafifleyince neden bozuldu? Ne yerle bir etti beni hatırlamıyorum. Nasıl geldim bu zamana?  Ne oldu çektiğim onca acıya? Birkaç güzel hatıran vardı ne ara sinemde hançer oldu kaldı? </p>
<p>‎Sen bana ne yaptın yahu? Kendimi tanıyamaz bir hâl aldım. Yıllardır bende yanan ateşin neden sönünce acıttı canımı? Omuzlarım çöktü bu sevdanın ağırlığından. Belki de tek başıma kaldırmaktan... Yıllar yılı kulaç çektim de karaya varınca mı yoruldum? Boğulmayı mı sevmiştim ben? </p>
<p>‎Hep bildiğim şey neden bugün canımı alıyor benden. Söylesene, ben şimdi kime kızayım? Beni hiç sevmeyen sana mı? Senden vazgeçmeye teşebbüs etmiş kendime mi? </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Benden Bana</title>
<link>https://fikirizleri.com/benden-bana</link>
<guid>https://fikirizleri.com/benden-bana</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e7dc540952d.webp" length="62004" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ahsen yorgunluktan ağırlaşmış adımlarını salona çevirdi. Girer girmez tam karşısında büyük pencereler ve kar beyaz tüller onu karşıladı. Soluna baktığında duvarı takip eden kahverengi büyük kitaplığını gördü. Kitaplarına göz gezdirerek yürüdü ve pencerenin karşısında ki beyaz kanepeye çantasını ve montunu bırakıp, pencerenin önüne gitti. Yorgun ama gururlu gözlerle pencerenin ardında ki ağaçlı bahçesini izlemeye başladı. Geceniz karanlığı, kış mevsiminin sessizliği, evinin sıcaklığı onu orada hayli bir ayakta tuttu. </p>
<p>Ne kadar kaldığının farkında dahi değildi. Yardımcısı Ezgi gelip ses verene kadar.</p>
<p>‘’Ahsen Hanım, hoş geldiniz.’’</p>
<p>Ahsen duyduğu ses ile irkilse de Ezgi olduğunu görünce rahatladı.</p>
<p>‘’Ezgi’cim gel canım.’’</p>
<p>‘’Kusura bakmayın korkacağınızı tahmin edemedim.’’</p>
<p>‘’Sorun yok canım, boş bulundum.’’</p>
<p>‘’Yorgun görünüyorsunuz.’’</p>
<p>‘’Çok…’’</p>
<p>‘’Ben evin düzenini istediğiniz gibi ayarladım. Siz isterseniz bir duş alıp rahatlayın bende size yiyecek bir şeyler hazırlayayım.’’</p>
<p>Ahsen saatine baktığında artık gece içine sadece ruhu dinlendirmesi gereken zamanları gösteriyordu.</p>
<p>‘’Çok iyi olur ama saat geç olmuş. Ben bir duş alayım, çıktığımda da kahve içelim birlikte Ezgi’cim.’’</p>
<p>‘’Ben kahvenizi yapayım size ama bu gecelik müsaadenizi isteyeyim.’ diyerek tebessüm etti Ezgi.</p>
<p>‘’Peki, teşekkür ederim.’’</p>
<p>Ahsen evinde ilk gecesini huzurlu geçirmek istiyordu. Duştan sonra kırmızı kareli pijamalarını giyindi, bakımlarını yaptı, saçlarını biraz kurutup aşağıya indi. Daha merdivenlerde onu sevdiği bir koku karşıladı. Salona gittiğinde Ezgi henüz orada değildi. Kanepeye oturup Ezgi’ye seslendi.</p>
<p>‘’Ezgi tarçın mı kokuyor?’’</p>
<p>Ezgi elinde küçük bir tepsi ile içeri girdi.</p>
<p>‘’Evet, Ahsen Hanım. Kahveniz çok azdı bende sıcacık salep yaptım size.’’ diyerek kupayı Ahsen’in önünde ki kahverengi, orta sehpaya koydu. </p>
<p>Ahsen:</p>
<p>‘’Eline sağlık Ezgi’cim.’’</p>
<p>‘’Afiyet olsun Ahsen Hanım. Bu sırada bu mektup bugün size geldi ama kimden geldiğini bilmiyorum.’’</p>
<p>Ahsen mektubu aldığında sadece üzerinde Ahsen’e yazıyordu. Neydi bu gizemli mektup? Kim göndermişti? Cevaplar zarfın içinde onu beklerken Ahsen ilk olarak Ezgi’yi uğurladı. Ardından ışıkları kapatıp, orta sehpanın üzerinde duran mumları yaktı. Kanepeye oturup zarfı açtı. İlk gözüne çarpan kelime gözlerinin dolmasına sebep oldu.</p>
<p>‘’Sevgili Ahsen,</p>
<p>Eğer bu mektup eline geçtiyse, sen kendine verdiğin sözleri tutmuşsun demektir. Kolay olmayacağını biliyorduk. Dışarıdan bir heves gibi görünen şeyin içeriyi yakan kocaman bir orman yangını olduğunu biliyorduk. Her zaman söylediğin gibi hayat hep iki kitap arası geçti senin için. Ya okuyordun ya da yazıyordun. </p>
<p>Üniversite hayalin vardı hani. Edebiyat okuyacaktın ama ailen okuma yaşının geçtiğini söylemişti. Şu an bu mektubu Edebiyat öğretmeni bir yazar olarak okuduğunu biliyorum. İlk sözün buydu kendine. Zamanı geçmedi, henüz gelmedi diyordun. İkinci sözün ise vazgeçmemekti. Sen ne kadar yalnız ve kimsesiz başlasan da bu yola, yol ilerledikçe kendine binlerce kişilik bir aile kuracaktın. Büyüklü küçüklü okurların senin ailen olacaktı. Son sözün ise hayalinde ki bahçeli iki katlı müstakil bir ev almaktı kendine. Bu mektup eline geçtiyse sen o evi de almış ve kendine verdiğin sözleri tutmuşsun demektir.</p>
<p>Sana on yıl önce ki, yirmi beş yaşında ki Ahsen olarak; hiç vazgeçmediğin için hayal kurmayı hiç bırakmadığın ve kendine verdiğin sözleri tuttuğun için teşekkür ederim. Canının yandığı da oldu, yorulduğunda. Yalnız kaldın bazen kalabalıklara karıştın ama sen başardın. Sende şimdi kalkıp aynada bak bize. Bana teşekkür etmeyi unutma delilik gibi görünen bu cesaret ateşini yaktığım için. </p>
<p>Sarıl bize güzel kızım, iyi iş çıkardık…</p>
<p>Benden bana….’’</p>
<p>Ahsen mektubu bitirdiğinde dışarıda kar lapa lapa yağmaya başlamıştı. Tarçınlı salebi soğumuş, mum yarıya kadar yanmıştı. Dışarısı soğuktu ama evi sıcacık bir yuvaydı. Gözyaşlarını silip girişteki boy aynasına gitti. Uzun uzun baktı kendine. </p>
<p>‘’Teşekkür ederim güzel kızım. Sen o ateşi içeriden yakmasan ben belki hiç cesaret edemezdim. İyi iş çıkardık…’’</p>
<p>Aynada kendine baksa da gördüğü on yıl önce yalnız bırakılmış Ahsen’di. Salona döndüğünde kanepenin üzerinde duran kırmızı şalı alıp uzandı. Soğuk Ocak gecesi, bembeyaz karlar, mumdan çıkan sıcak sarı ışık ve sımsıkı sarıldığı mektubu ile gece artık tamamen kendi içine dönüyordu. Aklından neler geçiyordu. Kâh ağlıyor kâh gülüyordu. </p>
<p>En az herkes kadar oda her gece kendi içine dönerdi. Yorulduğunda, kırıldığında bir önce gece olsun ve kendi kendime kalayım diye beklerdi. Okuduğu, yazdığı, araştırdığı, düşündüğü, hayal ettiği ve ağlayabildiği zamanlardı. Canının en çok yandığı ama en çok güçlendiği zamanlardı. Bu başarının ardında ödediği ilk bedel uykusuzluk, ikincisi ise ara sıra kalp sancılarıydı.</p>
<p>Umudu kadar hüznü de vardı gecelerinde. Rüyaları kadar hayalleri, hayalleri kadar da gerçekleri. Buruk bir mutluluk çokça yalnızlığı vardı. Yine de vicdanı rahat kalbi umutluydu…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hükmü Verilmiş Bir Sevda</title>
<link>https://fikirizleri.com/hukmu-verilmis-bir-sevda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hukmu-verilmis-bir-sevda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e7df7caa620.webp" length="28418" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sana mı geçmiyor sözüm yoksa kendime mi yetmiyor gücüm? Ne kendimi sana sevdirebildim ne de kalbimi senden vazgeçirebildim. Sen hep yoksunda ben bu aşkın neresindeyim? </p>
<p>‎Ben başlatmadım ki bu savaşı. Ben yazmadım ki bu kara sevdayı. Neden bütün yükünü ben çekiyorum? </p>
<p>‎Haklı kimdi? Suç kimdeydi? Suç, bir kişiyi tüm kalbinle sevmek miydi? </p>
<p>‎Bir yanlış nasıl olurda hayattaki tüm doğruları silebilir ki?  Ne hâle getirdin baksana. Sen sana aşık kadını tek düşmanın gibi gördüğünden beri, aşk savaş oldu, suç oldu, yanlış oldu. Bir tek yalan olmadı. Senin tüm vefasızlığına, kaderin tüm savaşlarına rağmen o kadar gerçek ki aşk... </p>
<p>‎Keşke aşk kadar gerçek olsaydın sende...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Umut Öğretmen</title>
<link>https://fikirizleri.com/umut-ogretmen</link>
<guid>https://fikirizleri.com/umut-ogretmen</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e7dacd201c6.webp" length="47142" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmurlu bir sonbahar günü, vakit akşamüstü, yer öğretmenler odası… Ortada duran beyaz masanın, etrafında oturan öğretmenlerden hiç ses çıkmıyordu. Leman Hanım kitap okuyor, Saim Bey bulmaca çözüyor ve Mehmet Bey ise telefon ile oynuyordu. Her birinin önünde duran ince belli bardaktaki, karanfilli çayın kokusu içeriyi daha da sıcak yapıyordu. Sessizliği ise okul müdürü Kemal Bey’in içeriye girişi bozdu.</p>
<p>‘’Merhaba arkadaşlar!’’</p>
<p>Onu görünce öğretmenler ayağa kalktı. </p>
<p>‘’Merhaba hocam’’ diye karşılık verdiler. </p>
<p>Kemal bey eline bir çay bardağı alıp, arkasında duran küçük masanın üzerindeki semaverden çay doldururken kendisine, Mehmet Bey’in sesi duyuldu. </p>
<p>‘’Kemal hocam yeni gelecek öğretmeni tanıyor musunuz? Kolejden geliyormuş diye duydum.’’</p>
<p>Kemal bey çayını alıp yavaş adımlarla masaya ilerledi. Sandalyesini çekip oturduktan sonra çayından bir yudum alıp, gözlüklerinin altından Mehmet Bey’e baktı. Ardından söze girdi:</p>
<p>‘’Evet, Mehmet hocam tanıyorum. İlkokul öğrencim olur kendisi. Altı yüz otuz sekiz Umut Payam.’’</p>
<p>Söze Leman Hanım girdi.</p>
<p>‘’Aa ne kadar hoş bir duygu sizin için hocam.’’</p>
<p>‘’Öyle Leman hocam. Çocukluğundan belliydi okuyup adam olacağı. Çok çalışkandı Umut kızım.’’</p>
<p>‘’Kız mı? Umut ama kız mı hocam?’’ dedi Mehmet öğretmen.</p>
<p>‘’Evet, Mehmet hocam. Anne babası çok büyüktü Umut’tan. Önünde iki ablası vardı ama babası ilkokuldan sonra onları okutmadı. Küçük yaşta da evlendirdi iki kızını. </p>
<p>Umut için köylüler evlendir yanında da otursun, yaşlısınız size bakar dediler hep. Ama Arif Efendi iki kızını okutmamış olmanın ve hayırsız cahil adamların eline bakmaya mecbur bırakmış olmanın vicdan azabı ile Umut’u okuttu.</p>
<p>Umut Ankara’da öğretmenlik yapıyordu. Ne zamandır gelmek istiyordu buraya ama ihtiyaç olmadığı için gelemiyordu. Ebru Hanım’ın hamilelik sebebi ile aramızdan ayrılışı ile Umut’a bir kapı açıldı.’’</p>
<p>Çok fazla Umut demişlerdi ki kapı vuruldu ve içeriye Umut öğretmen girdi. Minyon tipliydi, buğday tenine toprak kahvesi gözleri ve saman sarısı saçları renk katıyordu. Birkaç adım attıktan sonra olduğu yerde durdu ve etrafına bakındı. İlk göz göze geldiği yüz Kemal öğretmen oldu. Birkaç saniye baktıktan sonra öğretmeninin yanına gidip elini öptü.</p>
<p>‘’Kemal hocam çok özlemişim sizi. Nasılsınız?’’</p>
<p>Kemal öğretmen oldukça mutluydu. </p>
<p>‘’Seni gördüm daha iyi oldum Umut hocam. Aramıza hoş geldiniz.’’ deyip güldükten sonra öğretmen arkadaşları ile tanıştırdı Umut’u. </p>
<p>Ardından birlikte Umut’un öğretmeni olacağı sınıfa gittiler. Öğrencileri yeni öğretmenleri ile tanıştırıp sınıftan çıktı Kemal Bey. Saat son dersin son dakikalarını gösteriyordu. Umut masasına geçip oturdu.</p>
<p>‘’Arkadaşlar bugün tanışmak için çok vaktimiz yok ama yarından sonra nasılsa hep birlikteyiz. Yine de merak ettiğiniz bir şey varsa sorabilirsiniz.’’</p>
<p>İkinci sıradan Murat isimli öğrenci parmağını kaldırıp söz istedi.</p>
<p>‘’Öğretmenim’’</p>
<p>‘’Efendim canım?’’</p>
<p>‘’Öğretmenim Umut erkek ismi değil mi?’’</p>
<p>Tüm sınıf bir anda gülmeye başladı. Umut ise onların güzel gülüşüne gülüyordu.</p>
<p>‘’Kadınlarda kullanabiliyor bazen.’’ demişti ki zilin sesi duyuldu.</p>
<p>Çocuklar duyar duymaz ‘’iyi akşamlar öğretmenim’’ diyerek koşar adımlarla sınıftan çıktılar. Umut’ta çantasını alıp yavaş adımlarla çıktı okuldan. Mutlu, heyecanlı ama bir kanadı kırıktı. Eve dönüşte komşularını görüp sohbet etti. Komşuları çocukluğunu bildikleri bu güzel ve naif kadının şimdi öğretmen olup ayakta dimdik duruşuna hayran kalıyor olsalar da bazıları için yirmi birinci yüz yılda halâ boşanmak ve çocuk sahibi olmamak tuhaf karşılanabiliyordu. </p>
<p>Eve geldiğinde yorgundu Umut. Yorgunluğu ise Ankara’da yaşadığı üç yıllık sıkıntılı evliliğinden kaynaklanıyordu. Yeni boşanmış olduğu için gönül yorgunluğunu henüz tam atamamıştı. </p>
<p>Ayrıca doğup büyüdüğü evdeydi, gözünün gördüğü her yerde hatıraları vardı ama anne babası artık yoktu. Onların yokluğuna alıştığını sandığı zaman da gelmişti hatıraların onları yaşattığı eve. Bu kolay olmayacak belki sık sık can yakacaktı. </p>
<p>Bir ara gözü oturma odasında ki mavi duvarda asılı duran küçük çerçeveye takıldı. Anne ve babası işte oradaydı. Umut yeni doğduğu zaman onlar çoktan kırklı yaşlarını görmüşlerdi. Babası sabahtan akşama kadar çiftçilik yapıyor eve geldiğinde ise yorgun oluyordu. Annesi ise ev işleri ile uğraşıyor ablalarının çeyizini diziyordu. Umut ise ablaları ile küçük bahçelerinde oynuyordu. Anne babası yanındayken bile özlerdi onları. Çünkü onlardan doya doya sevgi görmemişti. Aralarında hep duvarlar vardı. Böyle öğrenmişti ailesi çünkü. Çocuklarına, sevgilerini hissettirmek ayıp gibi gizlice içlerinde saklarlardı. Bu yüzden değil miydi Umut’un iki güzel sözü sevgi sanıp, tanımadan evlenmesi ve ardından geçen mutsuz üç yılı.  </p>
<p>Geçmişi arkasında bırakıp gelmişti ama içinden söküp atmak sandığı kadar kolay değildi. Baba ocağında ana kucağına ihtiyacı vardı. Kimseyle kolay kolay dertleşemez, hep içine atardı dertlerini. Genel olarak sakin ve durgun bir yapıya sahipti. Kararlı ve azimli yanı ise toprak kahvesi gözlerinden belli olurdu hep. Çocuk yaştan kendisine hedefler koymuş çok zorlansa da bu hedeflerine ulaşmış ve öğretmen olmuştu. </p>
<p>O gece zor geçti Umut için. Canı yandı ama en çok anne ve babasının onun köylerinde öğretmen olduğunu göremeyişlerine. Geç saatlere kadar oturduktan sonra uyuması gerektiğini hatırlayarak gidip yatağına yattı. </p>
<p>Sabah Umut gözlerini açtığında saatin geç olduğunu fark etti. Hızlıca hazırlanıp evden çıktı. Koşarak okula gitti. Sınıfa yaklaştığında hiç ses gelmiyordu ve bu çok tuhaftı. İçeride başka bir öğretmenin olacağını düşünerek kapıyı usulca açtı ve içeri girdi. O girer girmez öğrencileri alkışlamaya başladılar. Öğretmenler günüydü ve ilk iş gününe denk gelmişti. Umut’un mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Öğrencileri ile tek tek sarılıp hediyelerini aldı. Kimisi iğne oyalı yazma kimisi patik kimisi el örgüsü lif getirmişti. Umut hepsini çok beğenip teşekkür etti öğrencilerine. O günkü dersleri çok eğlenceli geçti hem Umut için hem öğrenciler için. Umut gecenin kasvetini üstünden atmayı bu minik kalpler sayesinde başarmıştı. Son ders bittiğinde çocuklar yine koşar adımlarla sınıftan çıktılar. Umut ise toplanıp bahçeye çıktı. Yapması gereken önemli bir işi vardı. Bahçeye çıkıp Atatürk büstünün önünde durdu. Gözleri dolu doluydu. İlk başta boğazında bir şeyler düğümlü gibi olsa da sonradan kendisini toparlayıp konuşmaya başladı. </p>
<p>‘’Merhaba Başöğretmenim. Ben öğretmen Umut Payam. Çiftçi Arif’in ve maalesef okuma yazma bilmeyen Zehra’nın kızı. Bu köyün bu köylülerin kızı ama en çok sizin kızınız. </p>
<p>Babam ablalarımın hayatını mahvettikten sonra kız çocuklarının neden okuması gerektiğini anlayarak beni okutup öğretmen yaptı. Onlara da teşekkür ederim elbet ama benim asıl teşekkürüm sizedir. </p>
<p>‘’Kadınlarını okutmayan milletler yıkılmaya mahkûmdur’’ diyerek bizlere okumanın önemini kazandırdığınız için. Otuz beş yaşımda koluma altın bir bilezik takıp, dünyanın her yerinde iş bulma fırsatı verdiğiniz için, bir erkeğe muhtaç kalmayıp ayaklarım üzerinde hayatımı devam ettirme gücü verdiğiniz için, alın terimle kazandığım kazancım ile kendi arabamı alacak imkân sunduğunuz için, bize miras bıraktığınız bu cennet vatan ve daha nicesi için çok teşekkür ederim başöğretmenim.  </p>
<p>…</p>
<p>‘’Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.</p>
<p>Varlığım Türk varlığına armağan olsun.</p>
<p>Ne mutlu Türk’üm diyene!’’</p>
<p>Başöğretmenine, Ata’sına teşekkürünü edip bu büyük gururla yavaş adımlarla okuldan çıktı Umut öğretmen. Kalp hissediyordu yeni hayatının ilk günü olduğunu ve tesadüfen böyle gelişmediğini. </p>
<p>Eve gittiğinde yüklerinden kurtulmuş gibi hafiflemiş ve muyluydu Umut öğretmen. Geçmişi arkasında bırakıp yarından umutluydu.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Geleceksin Biliyorum</title>
<link>https://fikirizleri.com/geleceksin-biliyorum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/geleceksin-biliyorum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e6a0fdc45f9.webp" length="84072" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:56:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah erken kalktım. İçimde bitmemiş bir umut ve çocuksu heyecanımla hazırlanıp evden çıktım. Mis gibi temiz bahar havası, etrafı hafiften ısıtan güneş, ılık ılık esen rüzgâr… Aşağı sokakta ki parka gittim. Çay ocağına geçip çıtır çıtır bir simitle, tavşankanı çayımı alıp dışarı çıktım. </p>
<p>Oturduğum bankta fark ettim birçok şeyi. On yıldır ilk kez mi hava bu kadar güzel bu kadar aşka davetkârdı? Gökyüzü hep masmavi miydi? Ağaçlar bu kadar yeşil miydi? Bu kuşlar hep böyle güzel mi öterdi? Simit bu derece çıtır, çay böyle lezzetli miydi? </p>
<p>Dışarıdan bakan otuz yaşında adam der ama içimde ki çocuğu kimse göremez. Bugün bana bayram. Bu gün bana Bahar. Bir de… Bir de dileğim kabul olursa düğün dernek…</p>
<p>Simit bittikten sonra bardakta ki son yudum çayı içip kalkıyorum masadan. Önce pazara gidelim evin eksiklerini almaya. Anam patlıcanları küçük, domatesleri sert, biberi acı, üzümü çekirdeksiz istedi. Peder bey ise ‘’Bıktım be kadın! Gel kendin seç. Her defasında beğenmiyorsun’’ diye söyleniyordu. ‘’Ben giderim’’ dediğimde oldukça şaşırdılar. Haklılar tabi. Bu yaşıma kadar bir işlerinin ucundan tutmuşluğum yok.  </p>
<p>Pazara geldiğimde özenle seçtim hepsini. Tam da anamın istediği gibi… Evin yoluna koyuldum. Yolda birkaç komşu ile karşılaşıp ayaküstü sohbet ettik. Gören herkes gözlerinin içi gülüyor, hayırdır diye soruyor. Yok, bir şey deyip gülüyorum. Kalp bir taht, tahtın sahibi geldi diyemiyorum. Bahar geldi, Bahar’ım geldi diyemiyorum. </p>
<p>Eve poşetleri bırakmaya geldiğimde bizimkiler kahvaltı masasında görüyorum. Anam illa gel çay iç diyor. İçeri geçip masaya oturdum. Anam üst çekmeceden ince belli bardağı alıp geldi ve çayımı doldurup verdi. Ardından yerine oturup, gözlerini kaçırıp ama sözlerini tam isabet ettirerek konuşmaya başladı. </p>
<p>‘’Bahar gelmiş mahalleye. Gördün mü sen?’’</p>
<p>Nedenini dahi bilmeden tebessüm ettikten sonra:</p>
<p>‘’Gördüm. Ne olmuş?’’</p>
<p>‘’Belli oluyor gördüğün Akif. Gözlerinde yeniden aşkın o ateşi yanıyor.’’</p>
<p>‘’Yok, öyle bir şey ana.’’</p>
<p>‘’Var oğlum. Neden saklıyorsun bizden? Bahar senin ilkin, Bahar senin çocukluğun, gençliğin…’’</p>
<p>‘’Ana olacak iş mi bu saatten sonra?’’</p>
<p>‘’Saat daha çok erken Akif Efendi. Yaşamayı umut geçiyor. Bir inatla hem kendini hem Bahar’ı mahvettin. Yeter artık, dur de şu inadına!’’</p>
<p>‘’Ana kız boşanmış bir de oğlunu almış gelmiş. Sen ne diyorsun?’’</p>
<p>‘’Ne o? Gurur mu yapıyorsun yoksa? Bahar evlenirken neredeydi o gurur?’’</p>
<p>‘’Ben öyle mi dedim ana?’’</p>
<p>‘’Elbet Bahar’a zaman ve anlayış göster. Lakin bu kez Bahar’da senin elini tutarsa, tuttuğun o eli bir daha bırakma.’’</p>
<p>Hiç sesi çıkmayan babama bakıyorum. Elinde gazetesi var ancak o bizi dinliyor. Baktığımı fark edince gözlüklerin altından bakıp, gözlerini kırptı. Ailem de Bahar’ı severdi. Bu konuşma bana cesaret verdi. Çayımı bitirip kalktım masadan. Aşağı indim. </p>
<p>Bahar’ın kapısının önüne gidip beklemeye başladım. Pencereden geldiğimi görünce, gelecek sandım. Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Gelmedi zalimin kızı. Saatlerce bekletti kapısında. İnat ettim gitmedim. Elbet çıkacak o kapıdan diye akşama kadar bekledim. Gelen geçenle konuştum. Kahveci Hasan abiden tabure aldım oturdum orada. Sıkıldığımı anlayan Hasan abi bir ara kaptı tabureyi sehpayı geldi yanıma, iki el tavla attık. Mahallenin çocuklarıyla maç yaptık, camdan izledi bizi. Tabi ki yendik. Senin içindi attığım goller Bahar… </p>
<p>Akşam oluyor. Kahve kapandı, seyyar satıcı Ahmet ab evine gitti, çocukları anaları eve çağırıyor. Ezan okunmaya başladığı an kalbimde bir sancı belirdi. Tam umudumu kaybedecekken Bahar’ı gördüm karşımda. Hiç değişmiyorsun Bahar. Ne yaşarsan yaşa yıllar sadece güzelliğine güzellik katıyor.</p>
<p>Beline kadar uzun, dalgalı, kahverengi saçları, saçlarından koyu toprak kahvesi gözleri beni gül bahçesinde gezdiriyor sanki. Siyah uzun bir etek giymiş, üzerinde minik beyaz çiçekler var. Beyaz da badi giymiş, sütten beyaz teniyle yarışıyor. Ah o gelişin hafızam da hiç unutulmayacak yerlere kazınıyor Bahar…</p>
<p>‘’İşte karşımda mahallenin ağır abisi Kartal Akif’i. Uzun boylu, yeşil gözlü, kumral Akif. Sakalların her ne kadar yüzüne renk katsa da, görünce binlerce tövbe bozduracak gamzelerini gizlemeye yetmiyorlar. Gidelim yanına da gitsin artık gelmek için geç kaldığı yerden…’’</p>
<p> ‘’Hoş geldin Bahar.’’</p>
<p>‘’Ne işin var Akif, kapımın önünde sabahtan beri?’’</p>
<p>‘’Seni bekledim Bahar.’’</p>
<p>‘’Beklemek için geç kalmadın mı sanki?’’</p>
<p>‘’On yıldır beklemişim şimdi mi geç kaldım Bahar?’’</p>
<p>‘’Geç kaldın ya, yıllar süren bir evlilik ve altı yaşında bir çocuk kadar geç kaldın!’’</p>
<p>‘’Allah bilir, sen bilmezsin Bahar.’’</p>
<p>‘’Amenna lakin bildiğim bir şey varsa senin beni on yıl önce terk ettiğin ve hiçbir şekilde gelmediğin. Bugün de gelme bundan sonra da gelme Akif.’’</p>
<p>Arkasını döndü gitmek için, kolundan tutup kendime çevirdim. Gözleri gözlerime değdi bir kere. İstese de gidemez şimdi.</p>
<p>‘’Böyle gitme Bahar…’’</p>
<p>‘’Neredeydin Akif? On yıl önce neredeydin? On yıldır neredeydin? Benim canım paramparça olurken sen neredeydin? </p>
<p>Bir kez olsun gelmedim mi aklına. Bir kez olsun o kalbin sızlamadı mı bana? Şu hasret denen illet gece gelip girmedi mi koynuna? Neden bıraktın beni?’’</p>
<p>‘’Affet be kızım. Cahildim. Bilemedim sensiz bu kadar kötü olacağımı. Yine bilemezdim seni bir kez görünce hayat bulacağımı. </p>
<p>Sanma ki ben iyiydim, sen kötü. Aramıza yıllar, yollar, insanlar girdi. Aramıza doğumlar ve ölümler girdi. Cahildim anla işte gelemedim. Çok selam gönderdim sana ama kötü niyetle değil asla. İyi olduğunu bilmek için. Hiç haberin gelmedi Bahar.’’</p>
<p>‘’Senin de hiç selamın gelmedi Akif! Yeni bir dava değilsin bende. Sevdim ben seni, daha çocuk yaşta. Yirmi yaşımda yine sen vardın yanımda. Ama artık otuzumda sadece oğlum var. Bu saatten sonra bizden ne köy olur ne kasaba. Var git gayrı.’’</p>
<p>Arkasını döndü yine, gidiyor. İçimde kaç papatya öldürüp, kaç gül yeşerttiğini bilmeden.</p>
<p>‘’Bahar…’’</p>
<p>Durdu ama dönmüyor gül yüzünü. Susma bu kez dilim. Kalbine kulak ver. Söyle hadi ona sevdiği!</p>
<p>‘’Bunca yıldan, bunca olandan sonra hala konuşurken seni benden ayırmayıp biz diyorsun ya, Sivas şahidim olsun Bahar; ben seni seviyorum çocukluğumdan beri. Bir gün geleceksin biliyorum, çocukluğum.</p>
<p>O gün hesapsız, kitapsız başımın da gönlümün de üstünde yeriniz var. Senin de senden doğanın da…’’</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Leyla ve Hüzünlü Veda &amp; Sensiz Altmış Üçüncü Gün</title>
<link>https://fikirizleri.com/leyla-ve-huzunlu-veda-sensiz-altmis-ucuncu-gun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/leyla-ve-huzunlu-veda-sensiz-altmis-ucuncu-gun</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e3f54bbe6e6.webp" length="47336" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 00:19:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ateşler içinde yanıyorum. Benden bir şey kalmadı bu bedende. Aldığım nefes, hâlâ atan kalbim, aklım, fikrim sende kaldı. Sen nerede kaldın? Ben Leyla olmaktan çıktım çoktan. Bana bakan, baştan aşağı seni görür. Pişman mıyım? Değilim ama unutmak için her şeyimi verirdim. Seni bilmek kalbime saplı kalmış bir hançer. Çıkarıp atamıyorum. Hançerlede yaşanmıyor. Nefesim kesiliyor hâlâ seni düşününce. Bir kalp âşık olunca çiçek açar, gökkuşağı çıkar. Ben seni sevdiğim o ilk günden beri sol yanımda kalp diye köz taşıyorum. Seviyorum yanıyorum, sevilmiyorum yine yanıyorum. Ceza mı bu bana bilmiyorum. Çekiyorum. Direncim yok seni sevmemeye karşı. Başaramıyorum. Yıkılıyorum ama vazgeçemiyorum. Oysa çok isterdim seni hiç görmemiş, hiç sevmemiş olmayı. Her güne, seni düşünmeden geçireceğim bir gün olsun, diye başlıyorum. Çok çabalıyorum, yapamıyorum. Unutamıyorum. Vazgeçemiyorum. Yandım, küle dönemiyorum. </p>
<p>‎Ama şunu biliyorum artık. Bazı hesaplar ahirete kaldı. O gün Allah'tan seni bu kadar sevmeyeceğim bir gün olmasını diliyorum. Anca o zaman kıyabilirim sana... </p>
<p>‎LEYLA</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Annemin Karanlık Kuyusu</title>
<link>https://fikirizleri.com/annemin-karanlik-kuyusu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/annemin-karanlik-kuyusu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e14042edcbb.webp" length="27978" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 23:02:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>‎Neden geçmişinin izlerini ben taşıyorum anne? Neden seni çekip alamıyorum geçmiş denen o karanlık kuyudan da sen beni içeri çekiyorsun? Neyi yanlış yapıyorum bilmiyorum bile. Özgüvenim ve özsaygım neden sana çok gürültülü geliyor mesela? Neden acılarımızı kıyaslayıp benimkileri basit görüyorsun. Canımın yandığını anlaman için benimde mi dayak yemem lazım anne? O zaman acım acına denk düşer mi? Yokluğu neden sadece para biriminden ibaret biliyorsun ki? Var olmayan verilmeyen esirgenen sevgi saygıda yokluk değil mi anne? Varken yokluk çekmek değil mi bu?  </p>
<p>‎Gücüm seni değiştirmeye yetmiyor anne. Kendimi değiştirdiğim yerde ise senin kendine gücün yetmiyor. Anne sen benden ne istiyorsun? Ne yaşamam lazım beni görüp anlaman için?</p>
<p>Anne sen beni sevmeyi neden beceremiyorsun?.. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsan Kalma Gayreti</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan-kalma-gayreti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan-kalma-gayreti</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e004e0687c8.webp" length="40900" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 00:36:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>‎Bırak inancımı bir kenara, günahı benim boynuma. Ne hesap sorarsın bana, sen İlah mısın ha?  Bırak tenimin rengini bir kenara, nereden geldiğimin çok mu önemli? Bende senin gibi bir anadan doğma değil miyim? Dilimle işin yok, duygularıma bak benim.  </p>
<p>‎İnsanım ben. Senin, onun ve diğeri gibi insan. Kusursuz değiliz işte. Ölümsüzlük desen at cebine, çivisi çıkmış dünyada neyime? Geldim ve gidiyorum. İnsanca kalmaya çokça çalışıyorum. Ben hâlâ büyüklerimi sayıp, küçüklerimi seviyorum.    Yaşlıya, çocuğa, hayvana ve ağaca hâlâ kıyamıyorum. Ekmeğimi ihtiyacı olanla paylaşıyorum. İnsanmış, hayvanmış ayırmıyorum. Yolda yaşlı görsem koluna giriyorum. Poşetini dahi taşıyorum inanmazsın ama... Etrafıma kusur arayan gözlerle bakmıyorum.  </p>
<p>‎Bebekleri, kedileri, çiçekleri ve bir de yaşlıları çok seviyorum. Onların yüzlerinde ki çizgileri okumak istiyorum. Kaç hayal kırıklığı var ardında? Hangi çizgisi geçmeyen yarası, bilmek istiyorum.  Kitap okuyorum ve tabi bolca. Arada yazıyorum da ama hangisi daha önemli desen hep okumak derim sana. Bir kek yapınca paylaşınca mutlu oluyorum. İyi ki varsın dediklerinde gör bir de beni. Dedim ya işte geldim ve gidiyorum. Fazladan hiçbir şey yapmıyorum. Sadece insanca yaşamaya ve insan kalmaya gayret ediyorum.  </p>
<p>‎Sahi sen ne kadar insan kalmayı başarıyorsun? </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Külden Güle</title>
<link>https://fikirizleri.com/kulden-gule</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kulden-gule</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69dc19f9bd96b.webp" length="103830" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 01:18:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>‎Hadi güzel kızım, bu kez kendin için git geriye.  Canının yandığı her ana tek tek uğra. Sabahı göremem sandığın her gecenin içinden geç. Gözyaşlarını kendin sil, hep yaptığın gibi... Sırtını kendinden başkasına yaslama yine. Çok zorlanırsan soğuk duvarlardan destek al ama kimseye güvenme. Kendi kendini büyütmek zorunda olduğun için bu büyümenin yavaş olacağını sevgiyle kabul et. O zorlandığın, gözyaşlarını hiç kurutmadığın zamanların geçeceğini bil.  </p>
<p>‎Kendine güven güzel kızım. Bak geriye nelerin üstesinden geldin. Geçmez sanılan kaç acıyı göğsünde demir gibi erittin. Zor olsada başaracacağından şüphe etme. Hiç bilmediğin ve belki hissetmekte zorlandığın ilahi bir yardımın seninle olacağını aklından silme. </p>
<p>‎Bir gün gelecek ve eskisi gibi olmayacaksın. Çok yanacak canın, öldüm sanacaksın. Bilmiyorsun ki gül açacaksın. Sarmaşıksın sen güzel kızım. Gül sarmaşığısın. Bu ulaşılmaz güzelliğe hiç farkında olmadan varacaksın ve bir daha hiç solmayacaksın. </p>
<p>‎Sahi sen ne güzel gül açtın be kızım...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pamuk Şekere Küstürdün</title>
<link>https://fikirizleri.com/pamuk-sekere-kusturdun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/pamuk-sekere-kusturdun</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d2f6ed15b72.webp" length="65518" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 02:59:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​"Kini olanın dini olmaz" derler. Bense kin gütmüyorum; sadece sen bana "pamuk şekerim" demiştin diye, gittiğin günden beri pamuk şeker yemiyorum.</p>
<p>​Nimete küsülmez derler, bilirim. Zaten benim küstüğüm nimet değil ki, sensin... Artık daha az geliyorsun aklıma. Seni eskisi kadar sevmiyorum hatta inanır mısın, artık ardından ağlamıyorum bile. Ama pamuk şekeri hala yiyemiyorum.</p>
<p>​Hani şey gibi bu; yara geçti de izi kaldı gibi... Hiç büyümeyen çocukluğumu, rengi gibi toz pembe hayallerimi ve tadı gibi tatlı sandığım o gençliği aldın sen benden. Mesele sadece bir şekerleme değil. Gözlerim aslında çok daha derin şeylere doluyor ama ben, soranlara sadece "Pamuk şeker yemiyorum" diyorum.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eksik Zamanlar Atlası</title>
<link>https://fikirizleri.com/eksik-zamanlar-atlasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eksik-zamanlar-atlasi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c71a62ce11e.webp" length="55926" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 03:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>​Hayatın tadını çıkarmam gereken yaşlarda, ne istediğimi bilmeden savruluyorum. Saatler, günler, haftalar ve yıllar geçiyor. İnsanlar buna yaşamak derken, ben günleri dolduruyorum. Sahi, ne ara bu kadar çok unuttum kendimi? Uykuyu çok severdim ben; şimdi ise her gece gelmeyecek olanın nöbetini tutuyorum sessizce. Sevdiğim yemekler ne ara tadını kaybetti? Çiçekler neden eskisi gibi güzel kokmuyor?</p>
<p>​Ya gülüşlerime ne oldu benim? Gülerken kısılan gözlerim hangi ara yaşla doldu? Neleri severdim hatırlamıyorum. Mutlu olmak için, üzülünce, sinirlenince ne yapardım bilmiyorum. Hani sanki tüm duyularım sırtüstü yatmış da tavanı bomboş izliyor gibi geçiyor hayat. Dağıldım, toplanamıyorum.</p>
<p>​Adına aşk diyen de olacak, takıntı diyen de. Narına düştüğüm konuşulacak da aşkından yandığıma lal olacak diller. "Aklını kullansaydı, kalbini bir başkasına açsa geçerdi." diyecekler. Benim olmayanı başkasına veremeyeceğimi bilmeyecekler.</p>
<p>​Elimde olmayan bir irade ile tüm hayatıma direnen kalbimle baş edemediğimi hiç bilmeyecekler. Seni unutmak mı istiyorum? Yapamıyorum! Elimde olsa seni hiç tanımamış olmayı seçerdim. Oysa tanıdım, bildim, sevdim ve yandım. Kendime mi güç yetiremedim yoksa içimdeki sen miydin baş edemediğim, onu bile bilmiyorum. Hayattan bir beklentim yok ama sen gelirsen çiçek açarım, biliyorum.</p>
<p>​Sahi, gelsen ya... Ben çiçek açınca çok güzel oluyorum.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Muhsinler Ölmez...</title>
<link>https://fikirizleri.com/muhsinler-olmez</link>
<guid>https://fikirizleri.com/muhsinler-olmez</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c3135d88c51.webp" length="34100" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 01:42:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords>Ayrılık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kadim Anadolu'da güneş geçip gider sadece, batmaz. Hani etraf karanlığa gömülse de ışıkları hâlâ birilerinin yolunu aydınlatıyordur. Kara kışın ortasında ısıttığı gönüller vardır. Adına ister İzzettin Keykavus de, ister Pir Abdal, istersen Muhsin Yazıcıoğlu de...</p>
<p>‎​Biz yalnız kalmayız onların gidişiyle. Onlar mekân değişse de elleri hep üzerimizdedir. Sevgilerini bize miras bırakıp giderler. Vatanı, memleketi, sevdiceği sevmeyi bize onlar öğretirler. Elbet onlar da Danişmentlilerden Selçuklu'ya, Osmanlı'dan Cumhuriyetin temeline kadar adlarını altın harflerle tarihe ve gönüllere yazmış o güzel insanlardan öğrendiler. Bizim Muhsin Başkan'dan öğrendiğimiz gibi.</p>
<p>‎​Ne güzeldi seni tanımak, bilmek. Ne güzeldi senden vatanı doğru sevmeyi, dik durmayı, kula kul olmamayı öğrenmek. Ne güzel bir insandın sen Muhsin Başkan. 17 sene de geçse, yüzlerce sene de geçse senin ışıkların bu şehrin çocuklarını hâlâ ısıtıyor ve yolunu aydınlatıyor.</p>
<p>‎​Bu memleket senden razı, Allah da razı olsun. Mekânın cennet, gönlün rahat olsun.</p>
<p>‎​Bizde Muhsinler ölmüyor, güneş gitse de batmıyor...</p>
<p>‎​Saygı ve rahmetle...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Anka&amp;apos;dan Aşka...</title>
<link>https://fikirizleri.com/ankadan-aska</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ankadan-aska</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c30b5aedb29.webp" length="18202" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 01:08:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords>Anka, Aşk, Yanmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>‎Yoruluyor muyum seni severken? Kendime geç mi kalıyorum sana gelirken? Yokluğunda umutlar, bir sigara ateşi gibi sönüp gidiyor mu?</p>
<p>‎​Bütün bunlar gelip beni bulsa da, aşkın bir kül gibi yaksa da, benliğim Mecnun olup çöllere karışsa da vazgeçmem seni sevmekten. Aslında konu 'sen' değilsin, bakma... Ben de bilirdim ardıma bakmadan gitmeyi ama yazgım buna izin verir mi? Senin sandığından, benimse yandığımdan daha büyük bu aşk.</p>
<p>‎​Sevmekten kül olana kadar yanmak ve bir Anka gibi yeniden o küllerden doğmakmış aşk. Tek başına yanmakmış... Gelsen zaten aşk olmazmış; senin güzelliğin imkânsızlığında saklıymış sevgili... </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nerede O Eski Bayramlar</title>
<link>https://fikirizleri.com/nerede-o-eski-bayramlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/nerede-o-eski-bayramlar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69bdf12d9dba8.webp" length="138624" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 04:16:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords>#ramazanbayramı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Eski bayramları büyük bir özlem ile yad ederken, sıkça duyduğumuz bu sitem cümlesine baktığımızda; aslında ne kadar haklı olduğunu görmekteyiz. Anlam veremediğim noktalardan birisi ise ne kadar eski olduğu. Türklerde bayram, Türkçenin en eski sözlüğü Lugâtit-Türk kayıtlarında "bagram" olarak karşımıza çıkıyor. Biz ise Osmanlı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında nasıl bir bayram yaşanıyordu buna bakacağız.</p>
<p>‎​Osmanlı'da bayram hazırlıkları titiz bir temizlik ile başlıyordu. Çocuklar ise bayramlıklarını heyecanla arefe gününden giydikleri için onlara "Arife Çiçekleri" ismi verilmiş. Zimem Defteri" olarak karşımıza çıkan gelenekte ise zenginler mahalle bakkallarına giderek veresiye defterinden bir sayfa açtırır ve oradaki borçları ödermiş. Bayram hilalinin görülmesi ile ilk gören kişi şahitler ile kadıya gidip cülû (müjde parası) alırmış. Hilal görününce kale ve donanmalarda top atışları ile bayramın gelişi müjdelenirmiş.</p>
<p>‎​Bayram sabahı, gün bayram namazı ile başlarmış. İnsanlar temiz kıyafetlerini giyip camiye gidermiş. Padişah ise Sultan Ahmet veya Ayasofya'da bayram namazını kılmak için saraydan çıkarmış. Yolda saflar halinde dizilmiş halk ve asker ile padişahın selamlaşmasına ise "Teşrifat" denirmiş.</p>
<p>‎​Namazdan sonra herkes bayramlaşırken, küsler barıştırılırmış. Padişah ise sarayda devlet erkanı ile bayramlaşırmış. Elbette bu sıkı bir protokol ile olurmuş ve bu duruma "Muayede" denirmiş.</p>
<p>‎​Evlerde ise el açması baklavalar, gül şerbetleri ve çeşitli şekerlemeler ikramlık olarak hazırlanırmış. Çocuklara şekerleme ve işlenmiş mendil içerisinde harçlık verilirmiş. Meydanlar ise panayırlar kurulur, eğlenceler düzenlenirmiş. Hacivat-Karagöz, meddahın hikayeleri, cambaz gösterileri, dönme dolap ve salıncaklar ile hayli eğlenceli bayramlar kutlanırmış.</p>
<p>‎​Cumhuriyet'in ilk yıllarında ise dini bayramlarımıza sadık kalındığı gibi üç tane de milli bayramlarımız eklenmiştir. 1935-de çıkarılan yasa ile bayramın süresi ve statüsü yasallaşmıştır. Osmanlı'daki görkemli saray törenleri yerini daha halk odaklı ve mütevazı kutlamalara bırakmıştır. Zimem geleneği Cumhuriyetin dayanışma ruhu ile Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu gibi alanlara bağış yapma olarak evrilip devam etmiştir. Arife çiçekleri belirli bir zaman daha devam ederken, bayram eğlencelerine halkevlerindeki balo ve tiyatrolar eşlik etmiştir. Yüz yüze tebriklerin yanı sıra kartpostallarda hayatımıza girmiştir. Bu dönemde bayramlar sadece kutlama değil, yeni bir toplum ve kimlik inşa etme sürecinin önemli bir parçası olmuştur. Bayramlar değişen zamanlara rağmen, bir milletin duygularını yansıtan en güçlü köprü olmaya devam etmiştir.</p>
<p>‎​Günümüzde ise bayramlar heyecanını kaybetmiş, bireysel tatil olarak kutlanmaya başlamıştır. Yüz yüze tebrikleşmeler yerini dijital mesajlara bırakmaya başladı. Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın, hem mahalle ve meydan hem de sanatsal etkinliklerimizi kaybetmeye başladığımız bir dönemdeyiz. Değişim ilk bizden başlıyorsa, bizler tarihimize, kültürümüze ve bayramlarımıza sahip çıkmak zorundayız.</p>
<p>‎​Ömür sayılı gün ve ne zaman biteceğini bilmediğimiz bir yolculuk. Bayrama kavuşmak nasip olduysa, o bayramın hakkını vermekte Ata emanetidir bizlere.</p>
<p>Ramazan Bayramımız Mübarek olsun. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Seni Hiç Sevmedim De...</title>
<link>https://fikirizleri.com/seni-hic-sevmedim-de</link>
<guid>https://fikirizleri.com/seni-hic-sevmedim-de</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b4968568392.webp" length="21890" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 01:59:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords>ayrılık acısı, veda mektubu, sitemli sözler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Umut dolu heybemle geldiğim memleketinden, gözyaşlarımla ayrılıyorum. Sende böyle hayal etmemiştin biliyorum; çünkü o hayalleri tek başına kurmadın ki... Bende seninleydim, üstelik bunu isteyende bendim. Ben istedim diye "biz" olup bir hayal kurduk. Ama kaderin planı çok farklıymış. Öyle bir ayırdı ki bizi; küllerimizi dahi bulamıyorum. </p>
<p>Sen ise aramıyorsun bile. Ardına bakmadan giden bendim sanıyordum; oysa sen ardında bıraktığın ne varsa yakmış, küllerini savurmuş gitmişsin. Bu kadar vefasız olunur mu sevgili? </p>
<p>Hiç mi sevgimi görmedi gözlerin? Kıymetini hiç mi hissettiremedi kalbim? Anlatamadım mı sevgimi sana? Anladın ama anlamamazlıktan mı geldin yoksa? Sevilmek bu kadar güzel ve değerliyken; neden o sevgiyi bir anda yangına, bir enkaza çevirir ki insan? </p>
<p>Hadi kalbin kalbime aşina değildi de, gözlerin gözlerimi hiç mi görmedi? Gel ve ilk kez, belki de son kez dürüst ol bana:</p>
<p>"Seni sevmedim." de. " Yaralıydım ve yaralarımı senin sevginle sardım." de. "Bu kadar çabuk iyileşeceğimi bende bilmiyordum ve iyileşince ilk senden kurtuldum." de. "Sana gitsem bile sarsılmaz ve aslında hiç hak etmediğim bir güven ve aşk bıraktım." de. "Senden kendimi aldım ve ardımı da ateşe verip kaçtım." de. </p>
<p>Söyle sevgili... </p>
<p>"Seni hiç sevmedim." de!</p>
<p><span style="color: rgb(0, 0, 0);"></span></p>
<p><span style="color: rgb(0, 0, 0);"></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eksik Toprak</title>
<link>https://fikirizleri.com/eksik-toprak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eksik-toprak</guid>
<description><![CDATA[ Bazı hayatlar daha çiçek açamadan don vurur. Bu yazı, hayalleri yarım kalan insanların ve erken kırılan umutların hikâyesine dair bir düşünce. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69af4b0892b2a.webp" length="41150" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 01:35:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords>edebiyat, deneme, hayat, umut, kırılganlık, insan hikayeleri, düşünce yazısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun bir kışın ardından baharın gelişi gibi bazı mutluluklar. Havası, kokusu, çiçekleri dahi ağır ama emin adımlarla geliyor gibi. Kara kışı atlatıp bahara varınca ve kalbin çiçek açmaya başlayınca o mutluluğu paylaşacak birisini arıyorsun. Varsa ailen, eşin, dostun ve akrabaların ne âlâ. Peki ya var ama yoklarsa? O mutluluk içimizde ukte kalıyor. Hani tam çiçek açacakken ayaz vurmuş gibi. Hani çocukken yaptığın koşu yarışını tam kazanacakken düşmek gibi. Eksik kalmak hissi... Zaman, mekân ve kader dahi aynı çizgide hizalanmış da sevdiğin kişi yok gibi. </p>
<p>Zor zamanlarımızda yedi kat elde geliyor yardıma. Sen baharda çiçek açacakken toprak olmayandan haber ver. Güçlü kalmaya alışıyorsun, yalnız başına zorluklara göğüs geriyorsun ama çiçek açacakken yarım kalıyorsun. Eksikliğe yeniliyorsun. İnsan bazen ağlayacağı omuz değil de birlikte güleceği bir çift göz arıyor.</p>
<p>Var olanlar eksik olmasınlar. Eksik olan varsa Allah'a emanet olsunlar... </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Kalem Bir Kadın</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-kalem-bir-kadin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-kalem-bir-kadin</guid>
<description><![CDATA[ 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kaleme alınan bu yazı, kadınların yaşadığı acıları ve umutla yazılmasını dilediğimiz hikâyeleri anlatıyo ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ae07301c77d.webp" length="52726" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 02:33:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Gül Leyl</dc:creator>
<media:keywords>8 Mart Dünya Kadınlar Günü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba. </p>
<p>Bugün benim için hayatımın en anlamlı günlerinden biri. Çünkü hem 8 Mart Dünya Kadınlar günü hemde köşe yazarlığına ilk adımı attığım gün. Belki de bundan daha anlamlı bir başlangıç olamazdı. </p>
<p>Ben bir yazarım. Kadınların sustukları, susturuldukları yerden konuşan hikâyeler yazan bir yazar... </p>
<p>Bugün ise yazacak ne çok acı var. Çünkü bazı kadınların hikayesi hâlâ kalemle değil, şiddet ve kanla yazılıyor. Bugün kutlamak için değil, öldürülen kadınları ve büyümeyen kız çocuklarını anmak için yazıyorum. </p>
<p>Hiç tanımadığım ve hiç görmediğim ama isimlerini ve hikâyelerini acı bir şekilde ezberlediğim kadınların ve kız çocuklarının yasını tutuyorum. </p>
<p>Hatırlamanın gerektiğine inandığım bugün de ilk yazımı bitirirken bir dua bırakmak istiyorum. </p>
<p>Kadınların ve çocukların hikâyeleri artık kanla değil umutla yazılsın ve Sen yardım et bize Allah'ım. Zira kulların emanetine ihanet ediyor... </p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>