ÇAKIR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Ben satılık değilim!

4 Ekim 2026 - 20:46
4 Ekim 2026 - 20:46 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  13
ÇAKIR

ÇAKIR 
Çakır’ın Bir Bildiği Var
Sabahları evde çalan ilk alarm telefonum değildi.
Çakır’dı.
Daha güneş perdelerin arasından kendini göstermeden, evin sessizliğini onun sesi bozardı:
— Günaydın!
Bazen öyle ciddi söylerdi ki, sanki evin sahibi o, ben de onun yanında işe yeni başlamış biriydim.
Gözlerimi açar, yatağın içinde biraz daha oyalanmaya çalışırdım.
Bu kez ikinci uyarı gelirdi:
— Ayşe!
Artık kalkmaktan başka çarem kalmazdı.
Çakır bir Jako papağandı. Ama bizim evde yalnızca bir kuş değildi. Günün neşesi, evin küçük muhabiri, bazen de hiç istemediğimiz hâlde vicdanımızın sesi olurdu.
Sabahları kafesinin yanına yaklaşınca başını yana eğer, beni dikkatle süzerdi.
— Ne yapıyorsun sen?
Sanki bütün gece ortadan kaybolmuşum da hesabını soruyordu.
— Seni uyandırmaya çalışıyorum Çakır.
Cevap gecikmezdi:
— Banyo yapalım!
İşte o anda konu tamamen değişirdi.
Çünkü Çakır’ın en sevdiği şeylerden biri suydu.
Banyo zamanı geldiğinde evde küçük bir şenlik başlardı. Suyun sesi duyulduğu anda kanatlarını hareket ettirir, heyecanlanır, bir an önce sıra kendisine gelsin isterdi.
Bazen etrafa öyle su sıçratırdı ki, banyo yapanın kim olduğu konusunda insanın kafası karışırdı.
Ben temizlenmesini isterdim, o ise bütün odayı temizlemeye karar verirdi.
Sonra bir köşeye çekilip bana bakardı.
— Ne yapıyorsun sen?
Bu kez aynı soruyu ona sormak isterdim.
Ama Çakır cevap bekleyen bir kuş değildi.
Çakır, kendi dünyası olan bir canlıydı.
Bazen gün içinde söyledikleriyle bizi güldürür, bazen hiç beklemediğimiz bir anda öyle bir cümle kurardı ki, hepimizi sustururdu.
Bir gün sohbet sırasında yine o meşhur sözünü söyledi:
— Ben satılık değilim!
Gülmeye başladım.
Çünkü bunu söylerken sesindeki ciddiyet görülmeye değerdi.
Sanki karşısında pazarlık yapan biri vardı da, Çakır bütün haklarını savunuyordu.
O an düşündüm.
Belki de bu cümle, onun ağzından çıkmış sıradan bir söz değildi.
Çünkü hayvanları bazen gerçekten de bir eşya gibi görüyorduk.
Alınıp satılan, hediye edilen, sıkılınca terk edilen, bakımı zor gelince kapının önüne bırakılan canlılar...
Oysa onların da korkuları vardı.
Sevinçleri vardı.
Alışkanlıkları vardı.
Bir eve, bir insana, bir sese bağlanabiliyorlardı.
Çakır’ın “Ben satılık değilim!” demesi, bir anda kulağıma başka türlü geldi.
Sanki yalnızca kendisi için değil, konuşamayan bütün hayvanlar için söylüyordu:
Ben bir eşya değilim.
Ben bir canlıyım.
Bana sahip olmak değil, bana iyi bakmak gerekir.
4 Ekim geldiğinde takvimde yalnızca bir gün görmedim.
Çakır’a baktım.
— Günaydın, dedim.
Başını yana eğdi.
— Günaydın!
Gülümsedim.
— Banyo yapalım mı?
Bir anda hareketlendi.
— Banyo yapalım!
Güldüm.
Sonra ona biraz daha yaklaşıp sordum:
— Çakır, sen ne istiyorsun?
Hiç düşünmeden cevap verdi:
— Ayşe!
Bu kez gülen ben olmadım.
Çünkü bazen bir hayvanın söyleyebildiği tek bir kelime bile, aramızdaki bağın ne kadar güçlü olduğunu anlatmaya yetiyordu.
Çakır konuşmayı öğrenmişti.
Ama bana başka bir şey öğretmişti:
Hayvanları korumak yalnızca onları sevmek değildi.
Onları anlamaya çalışmaktı.
İhtiyaçlarını bilmekti.
Onlara eziyet etmemekti.
Onları bir hevesle alıp sonra terk etmemekti.
Ve en önemlisi...
Onların bize ait olmadığını hatırlamaktı.
Çakır yine kafesinin kenarına geldi.
Bana baktı.
Son sözünü söyledi:
— Ne yapıyorsun sen?
Gülümsedim.
— Seni dinliyorum Çakır.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra sanki bütün konuşmanın özetini yapıyormuş gibi başını dikleştirdi:
— Ben satılık değilim!
O gün anladım.
Belki de 4 Ekim'in en güzel cümlesi buydu.
Çünkü hayvanları korumak, onların bizim için ne ifade ettiğini anlatmaktan önce, onların kendi başlarına birer yaşam olduğunu kabul etmekle başlıyordu.
Çakır bunu benden çok önce anlamıştı.
Ben ise onun sayesinde öğrenmiştim.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.