Yakınen Bir Yabancı: Öğretmen

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
24 Kasım 2025 - 08:34
24 Kasım 2025 - 08:34 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 2  70
Yakınen Bir Yabancı: Öğretmen

Bu metin bir güzelleme değil; kutlama hiç değil.
Bu, gerçeğin bilinçaltımızdaki çatlağa vuran soğuk nefesi.
Altı yaşın yankısı… Hatırası…
Bir çocuğun zihninde, henüz kelimeleri olmayan ama etkisi yıllarca süren o titreşim.

Hiç düşündünüz mü?
Küçücük yaşta, hiçbir seçimi olmadan, tanımadığı bir yetişkinin duygusal iklimine bırakılan bir çocuğun ne yaşadığını…
O yetişkinin o yabancının  beynimizin en derin, en savunmasız bölgesine işleyen ilk “otorite” olacağını…
Ve o otoritenin, ileride bir fotoğraf karesinde bile tetiklenebilecek bir iz bırakacağını…

Zihin bazen unutuyor gibi yapar; ama hiçbir şey gerçekten kaybolmaz.
Patronumun gösterdiği o fotoğrafta olduğu gibi…
Kurum kaygılandı: “Bu kim?”
Cevap: Yıllar önce dibinde durduğum bir öğretmen.
Bilinç hemen tanımadı belki; ama beden tanıdı.
Bir anlık sıkışma, bir nefes daralması…
Demek ki korku, yıllarca içimde derin bir çekmeceye kaldırılmış, karanlık bir köşede sessizce yaşamış.
Artık büyüdüğüm halde hâlâ tetiklenebilecek kadar canlıymış.

Kaçımız farkındayız bunun?
Bir öğretmenin yabancı olmadığını…
Beynimizin gelişim döneminde aktif olan “kayıt cihazının” tam merkezine yerleştirilmiş bir figür olduğunu…
Biz sıraya dizilirken, o sıranın yalnızca bedenlerimizi değil duygularımızı da hizaya soktuğunu…

Cetvelin acısıyla demire sarılmak…
Romantik bir çocukluk hikâyesi değildi;
sinir sisteminin “tehlike”yle ilk tanışmasıydı.
Demirin soğukluğu tatlı gelirdi ya…
O tatlılık, aslında bedenin kendini uyuşturma çabasıymış.
Korunmak için hisleri kapatma refleksi.

Korku her zaman yüksek sesle gelmez.
Bazen sadece bir bakışın ucuna saklanır.
Bazen bir ses tonunun altına yerleşir.
Bazen de bir cetvelin gölgesinde büyür.
Ve çocuk beyni anlam veremediği her duyguyu kaydeder:
Gerginlik, utanç, tehdit, öfke, hayranlık… Hepsi aynı dosyaya.

O “yabancı” dediğimiz kişi, yıllar sonra fark ederiz ki,
bizim iç haritamızın çizimini yapan ilk kartografmış.
Korkuların da, güvenin de, sessizliğin de, dirençlerin de mimarı…

Büyüyünce insan anlıyor:
Çocuklukta atılan her gölge, yetişkin hayatımızda davranışlarımızın arasına sızıyor.
Bir öğretmen en derin yarayı da açabiliyor,
en büyük iyileşmeyi de başlatabiliyor.
İki ihtimal de beynin aynı savunma mekanizmalarına dokunuyor.
Ve ikisi de geri dönüşsüz.

Bugün bu yüzden ağır.
Bu yüzden düşünsel.
Bu yüzden duygusal olarak gecikmiş bir yüzleşme.

Çünkü öğretmen sadece bilgi vermiyor;
çocuğun sinir sisteminde bir iz bırakıyor.
Yıllarca sessiz kalabilecek bir sızı,
hayata karşı duruşu belirleyecek bir güç,
ya da hiç dile gelmeyen bir kırılganlık…

Kimimiz bunu geç fark ediyor,
kimimiz hiç fark etmiyor,
kimimiz ise bir fotoğrafın soğuk köşesinde yeniden hatırlıyor.

Bugün dileğim şudur:
Bir çocuğun ruhunda tehdit algısı yaratmayan,
içindeki ışığı karartmayan,
korkudan çok güven duygusunu inşa eden,
soğukluğu değil insan olmanın sıcak tarafını öğreten tüm öğretmenlerin izi, iyilikle hatırlansın.

Karanlık alanları çoğaltmayan,
çocuğun ruh haritasına ışık düşüren öğretmenlere…
Saygıyla.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Sude Arslan Sosyal Çalışmacı - Köşe Yazarı