İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ - VI (Özgürlük, gerçeği görebilmek midir ?)

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İnsanın hayatındaki en büyük dönüşümler, “Artık bunu yapmayacağım.” dediği anlarda değil; “Bunu neden yapıyorum?” diye sormaya başladığı anlarda gerçekleşir.

2 Eylül 2026 - 06:46
2 Eylül 2026 - 06:46 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 1  56
İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ - VI (Özgürlük, gerçeği görebilmek midir ?)

Fikir İzleri okurları için kaleme aldığım “İçindeki Başlangıç” serisi yolculuğumuzun sondan bir önceki durağına geldik. Seriyi yavaştan tamamlıyoruz diyelim.

Geçtiğimiz hafta insanın en büyük labirentinin yine kendisi olabileceğinden söz etmiştik. Bazen bizi durduran duvarların dışarıda değil, zihnimizde yükseldiğini; korkularımızın, arzularımızın ve kendimiz hakkında kurduğumuz cümlelerin fark etmeden birer sınır hâline gelebildiğini gördük, değil mi?

Bu hafta ise o labirentin içindeki duvara kazınmış en eski yazı üzerine beraber düşüneceğiz.

Özgürlük, gerçeği görebilmek midir?

Zincirler çoğu zaman dışarıda değil, zihnin oluşturduğu kabullerdedir.

Özgür olduğumuzu düşünürüz ya da öyle hissederiz. İstediğimiz yere gidebildiğimizi, istediğimiz insanı sevebildiğimizi, istediğimiz hayatı seçebildiğimizi söyleriz.

Fakat hiç durup kendimize şu soruyu sorduk mu?

Gerçekten istediğimiz için mi seçiyoruz, yoksa bize öğretilenleri kendi isteğimiz sanarak mı yaşıyoruz?

Çocukluğumuzdan beri bize bazı yolların doğru, bazılarının yanlış olduğu söylendi. Nasıl başarılı olunacağını, neyin değerli olduğunu, nasıl görünmemiz gerektiğini, kim olmamız gerektiğini öğrendik. Zamanla bu sesler içimizde o kadar çoğaldı ki hangisinin bize ait olduğunu ayırt etmek zorlaştı.

(Bazı küçük yaşta yüklenen sorumluluklar, aile dramlarına hiç girmiyorum... Bir parantez açtım, yazının akışını da bozmak istemiyorum lâkin söylemeden edemeyeceğim: Bırakın çocuklar çocuk kalsın ve çocukluklarını yaşasınlar. Onları ne dert ortağınız yapın ne de yaşlarının getirdiğinin ötesinde yükler yükleyin. Dünyayı sizinle ve sizde keşfeden o minik gözlerin yerine kendinizi koyup aceleci olmadan karar verin; hatırlayın, bir zamanlar o meraklı gözler sizindi...)

Sonra büyüdük.

Kendi kararlarımızı verdiğimizi sandık. Oysa belki de çoğu zaman yalnızca bize bırakılmış seçenekler arasından seçim yapıyorduk. Çoktan seçmeli sınavlara bundan belki de daha kolay adapte olduk; karşımızda ise artık çoktan seçmeli bir hayat var.

Bazen bir işi gerçekten istediğimiz için değil, başkalarının gözünde değerli olduğu için isteriz. Bazen bir insanı sevdiğimiz için değil, yalnız kalmaktan korktuğumuz için hayatımızda tutarız. Bazen gitmek istediğimiz hâlde kalırız; çünkü “insanlar ne der?” sorusu, “Ben ne istiyorum?” sorusundan daha yüksek sesle konuşur.

Ve bütün bunlara özgürlük deriz.

İşte zihnin görünmeyen zincirleri böyle oluşur. Demirden değildirler. Kilitleri olmadığı gibi anahtarları da yoktur. Çoğu zaman onları kendi ellerimizle taşırız. Bir düşüncenin yıllardır doğru olduğuna inanmak, onu gerçekten doğru yapmaz. Bir korkuyu uzun süre taşımak, onu haklı çıkarmaz. Toplumun bize biçtiği bir kimliği benimsemek, onun gerçekten bize ait olduğu anlamına gelmez.

Belki özgürlük, bütün zincirleri kırmak değildir.

Hangi zinciri neden taşıdığını görebilmektir.

Çünkü insan, farkında olmadığı bir şeyden özgürleşemez.

Karanlık bir odada olduğumuzu düşünelim. Çıkış kapısı belki birkaç adım ötemizdedir. Fakat karanlıkta onu göremediğimiz için duvarların arasında sıkışıp kaldığımızı sanırız. Sonra küçük bir mum yanar.

Duvarlar değişmez.

Kapı yerinden oynamaz.

Oda aynı odadır.

Ama artık görebiliyoruzdur.

Özgürlük bazen tam olarak budur.

Tam o anda odanın dışından dostum Sercan gelir ve neden karanlıkta mum ışığında oturduğumuzu sorgular.

Aslında cevap bellidir: Dünyayı değiştirmekten önce, dünyaya bakışımızdaki karanlığı aydınlatmak.

Belki de insanın hayatındaki en büyük dönüşümler, “Artık bunu yapmayacağım.” dediği anlarda değil; “Bunu neden yapıyorum?” diye sormaya başladığı anlarda gerçekleşir. Çünkü doğru sorular, zihnin kapılarını sessizce açar.

Bir gün fark edersin ki yıllardır peşinden koştuğun şey sana ait değilmiş. Bir gün anlarsın ki korktuğun şey gerçekleşse bile dünyanın sonu gelmeyecekmiş. Bir gün başkalarının beklentilerini susturduğunda, kendi sesinin aslında ne kadar uzun zamandır seni beklediğini duyarsın. Ve belki o gün ilk kez gerçekten kendin için bir seçim yaparsın. Gidip bir buket yasemin çiçeği alırsın. Yürürsün.

İşte o zaman özgürlük başlar.

Dışarıdaki bütün kapılar açıldığı için değil; içerideki bazı kapıların aslında hiç kilitli olmadığını fark ettiğin için. Çünkü insanın taşıdığı en ağır zincir, çoğu zaman zincir taşıdığını bilmemesidir. Ve belki gerçek özgürlük, istediğin her şeyi yapabilmek değil; seni neyin yönettiğini gördükten sonra hâlâ kendi seçimini yapabilmektir.

Belki de bundan sonraki soru çok daha derindedir:

Peki insan, kendisine ait sandığı düşüncelerin hangilerinin gerçekten kendisine ait olduğunu nasıl anlayabilir?

Serinin son yazısında buluşmak dileğiyle hepinize sevgi ve saygılarımla.

İsmail Yüksel

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

ismail YÜKSEL 28 Eylül 2024 tarihinde Hermes Yayınları'ndan yayımlanan '' initium intum'' adlı inisiyatik, alegorik ve felsefi romanın yazarıyım. Farklı mahlaslarla kaleme aldığım yazılar ve içinde yer aldığım ortak çalışmalar da mevcut.