ALMANYA TRENİ 32.Cİ BÖLÜM - PAMUK TARLASINDA YAĞMUR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Hayat ona kolaylık sunmamıştı. O da elinden geleni yapmayı öğrenmişti.

1 Eylül 2026 - 16:29
 1  50
ALMANYA TRENİ 32.Cİ BÖLÜM - PAMUK TARLASINDA YAĞMUR

ALMANYA TRENİ 32.Cİ BÖLÜM - PAMUK TARLASINDA YAĞMUR

Memduh Almanya’ya yeni gitmişti.

Daha gurbete alışamadan, Şakire’nin yokluğunu ve çocuklarının sesini aramaya başlamıştı. Geride ise Şakire, Gülfem ve henüz küçücük olan Firuze kalmıştı.

Evde para kalmamıştı.

Şakire elindeki son kuruşları da keresteler ve çocukların ihtiyaçları için harcamış, artık ne yapacağını düşünmeye başlamıştı.

Bir gün köye pamuk işçileri toplamaya gelenler oldu.

Adana taraflarında pamuk toplanacağını, çalışmak isteyenlerin kendileriyle gelebileceğini söylediler.

Şakire uzun süre düşündü.

Memduh Almanya’da yeni bir hayat kurmaya çalışıyordu. Daha ondan para beklemek için erkendi.

Çocukların ihtiyaçları ise beklemiyordu.

Şakire sonunda kararını verdi.

Gülfem’i ve küçücük Firuze’yi yanına alacaktı.

Ne olursa olsun çalışacak, çocuklarının rızkını kendi elleriyle kazanacaktı.

Adana’ya vardıklarında hava sıcaktı.

Pamuk tarlaları uçsuz bucaksız uzanıyordu.

Sabahın erken saatlerinde işçiler tarlalara dağılıyor, herkes kendi sırasına giriyordu.

Şakire bir koluyla Firuze’yi taşırken, Gülfem’i de gözünün önünden ayırmıyordu.

Gülfem annesinin peşinden gidiyor, pamukların arasında dolaşırken merakla etrafına bakıyordu.

“Anne, bunların hepsi pamuk mu?”

“Evet kızım.”

“Bunların hepsini mi toplayacağız?”

Şakire gülümsedi.

“Allah izin verirse.”

Sonra eğilip pamuk toplamaya başladı.

Firuze küçücük bedeniyle annesinin yanında duruyor, zaman zaman ağlıyor, zaman zaman uyuyordu.

Şakire bir yandan çalışıyor, bir yandan kızını sakinleştiriyordu.

İş ağırdı.

Ama Şakire alışkındı.

Hayat ona kolaylık sunmamıştı.

O da elinden geleni yapmayı öğrenmişti.

Çalışırken zaman zaman Memduh aklına geliyordu.

Acaba şimdi Almanya’da ne yapıyordu?

Yeni gittiği o yabancı ülkede nasıl bir hayat sürüyordu?

Şakire başını kaldırıp gökyüzüne baktı.

“Allah yardımcısı olsun…”

Sonra yeniden pamuğa eğildi.

Günlerden bir gün, hava birden değişti.

Sabah güneşiyle başlayan gün, öğleye doğru kararmaya başladı.

Uzaklarda kara bulutlar birikiyordu.

İşçiler gökyüzüne bakmaya başladı.

“Yağmur geliyor!”

Bir süre sonra ilk damlalar düştü.

Ardından yağmur birden bastırdı.

Öyle bir yağmur yağıyordu ki, birkaç dakika içinde tarladaki herkes sırılsıklam olmuştu.

Şakire hemen Firuze’yi kucağına aldı.

Gülfem’in elinden tuttu.

“Gel kızım, bir yere sığınmamız lazım.”

Tarlanın yol kenarında büyük, teneke çatılı, hangarı andıran bir yapı vardı.

İşçiler oraya doğru koşmaya başladı.

Şakire de iki çocuğuyla birlikte onların peşinden gitti.

Hangarın içine girdiklerinde içerisi insanlarla dolmuştu.

Kadınlar, çocuklar, erkekler…

Kimi ıslanan yazmasını sıkıyor, kimi çuvallarını kuru bir yere çekmeye çalışıyor, kimi de yağmurun dinmesini bekliyordu.

Firuze annesinin kucağında ağlıyordu.

Şakire onu göğsüne bastırdı.

“Tamam kızım…”

“Tamam…”

Gülfem annesinin yanına sokuldu.

Dışarıda yağmur bütün şiddetiyle devam ediyordu.

Teneke çatının üzerine düşen damlaların sesi, içeride büyük bir uğultuya dönüşüyordu.

Kimse ne zaman çıkabileceklerini bilmiyordu.

Şakire ise çocuklarını yanından ayırmadan bekliyordu.

Saatler sonra yağmur biraz hafifledi.

İnsanlar yavaş yavaş dışarı çıkmaya başladı.

Şakire de çocuklarını alıp yola koyuldu.

Fakat önlerinde bu kez başka bir engel vardı.

Çayın suyu yükselmişti.

Karşıya geçmeleri gerekiyordu.

Çayın üzerinde eski bir köprü vardı.

Tahtalardan yapılmıştı.

İki yanında da insanların tutunması için ipler bulunuyordu.

Yağmurdan dolayı tahtalar kayganlaşmış, köprü de suyun üzerinde hafif hafif sallanmaya başlamıştı.

Şakire köprünün başında durdu.

Bir an aşağı baktı.

Suyun sesi bile insanın içini ürpertiyordu.

Gülfem annesinin eline sarıldı.

“Anne…”

“Düşer miyiz?”

Şakire korkusunu belli etmemeye çalıştı.

“Yok kızım.”

“Ben yanındayım.”

Firuze ise Şakire’nin kucağındaydı.

Şakire bir eliyle bebeğini sıkıca tutuyor, diğer eliyle köprünün kenarındaki ipe sarılıyordu.

İlk adımını attı.

Köprü sallandı.

Şakire’nin yüreği ağzına geldi.

Bir adım daha…

Sonra bir adım daha…

Gülfem annesinin elini bırakmıyordu.

“Bana bak kızım.”

“Aşağı bakma.”

“Adımlarını yavaş at.”

Gülfem başını salladı.

Anne kız ağır ağır ilerlemeye devam ettiler.

Şakire’nin aklından tek bir düşünce geçiyordu:

“Çocuklarımı sağ salim karşıya geçirmeliyim.”

Tam o sırada aşağıdan gelen bir hareket dikkatini çekti.

Çayın içinde hayvanlar vardı.

Öküzler, yükselen suyun içinden yüzerek karşıya geçmeye çalışıyordu.

Gülfem şaşkınlıkla baktı.

“Anne, öküzler yüzüyor!”

Şakire de baktı.

Gerçekten de hayvanlar suyun içinde ilerliyordu.

Köprünün üzerinde korkarak yürüyen insanlar vardı.

Suyun içinde ise öküzler karşı kıyıya ulaşmaya çalışıyordu.

Şakire, bütün korkusuna rağmen o an hafifçe gülümsedi.

“Bak kızım…”

“Onlar da karşıya geçiyor.”

Gülfem annesine baktı.

Şakire kızının elini sıktı.

“Biz de geçeceğiz.”

Ve yürümeye devam etti.

Köprünün ortasına geldiklerinde Şakire’nin ayağı bir an kaydı.

Kalbi duracak gibi oldu.

Kucağındaki Firuze’yi daha sıkı tuttu.

Gülfem korkuyla annesine sarıldı.

Şakire hemen ipi kavradı.

Bir süre olduğu yerde bekledi.

Sonra derin bir nefes aldı.

“Allah…”

“Bize yardım et.”

Bir adım daha attı.

Sonra bir adım daha…

Nihayet köprünün sonuna geldiler.

Ayakları toprağa bastığında Şakire derin bir nefes aldı.

Gülfem annesine sarıldı.

“Geçtik ana!”

Şakire kızının başını öptü.

“Geçtik kızım.”

Sonra kucağındaki Firuze’ye baktı.

Bebek çoktan uykuya dalmıştı.

Şakire, iki kızına birden baktı.

Bir an için bütün yorgunluğunu unuttu.

O gece kaldıkları yerde çocuklarını yanına aldı.

Gülfem yorgunluktan hemen uyudu.

Firuze de annesinin yanında sessizce uyuyordu.

Şakire ise uzun süre uyuyamadı.

Memduh geldi aklına.

Daha yeni Almanya’ya gitmişti.

Belki o da şimdi yabancı bir yerde, kendileri gibi bir gökyüzünün altında uyuyordu.

Şakire pencerenin önüne oturdu.

Dışarı baktı.

İçinden sessizce konuştu:

“Sen orada çalışıyorsun Memduh…”

“Ben de burada…”

“Yeter ki çocuklarımızın geleceği olsun.”

Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü.

Ama ağlamadı.

Çünkü artık ağlamaktan çok çalışması gerekiyordu.

Çocukları uyuyordu.

Sabah yine pamuk tarlasına gidecekti.

Yine eğilecek…

Yine pamuk toplayacak…

Yine çuval dolduracaktı.

Çünkü hayat, Şakire’ye dinlenmesi için fazla az zaman bırakıyordu.

O gün Adana’da yalnızca pamuk toplamamıştı.

Bir yağmurun içinden geçmişti.

Bir hangarda saatlerce beklemişti.

Küçücük çocuklarıyla korktuğu bir köprüyü aşmıştı.

Ve bir kez daha anlamıştı:

İnsan bazen yolun kolay olmasını bekleyemez.

Yolun zor olduğunu bile bile yürümek zorundadır.

Şakire de yürüyordu.

Çocuklarının elini tutarak…

Kendi kaderinin üzerine basarak…

Ve bilmeden, gelecekte karşısına çıkacak daha büyük yollar için güç biriktirerek…

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.