BAYRAM VE ÜTÜ.

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
17 Nisan 2026 - 18:34
 0  21
BAYRAM VE ÜTÜ.

Ortaokula gittiğim zamanlardı... Gece, odanın köşesindeki saatin tik taklarıyla ağır ağır akarken - ki saat sesinden nefret ederim -kalbim göğüs kafesime sığmıyordu. Yastığımın altında midem de kelebekler uçuşturan bir şişkinlik vardı; yeni alınmış, henüz mahallemizdeki toz ile tanışmamış ayakkabılarım ve kat izi bozulmasın diye bin bir özenle yerleştirdiğim o pantolonum... Elimi her uzattığımda o sert kumaşa dokunuyor, dünyanın en değerli hazinesine sahipmişim gibi gülümsüyordum. Oldum olası uykuyu sevmezdim zaten. Bayram akşamı yaşadığım bu heyecan da uykumu alıp daha da uzaklara götürmüştü. 

​Sizler gibi ben de aynı oda içerisinde yer yatağında bütün kardeşlerim ile uyurdum. Nefes alışları yer yatağının sıcaklığında yankılanırken, ben çoktan uyanmıştım. Herkes uyuyordu. Annem hariç, anne herkes değildir. O hiç uyumaz... gece uyanık olandır, sabah kaçta uyanırsak uyanalım evde herhangi bir iş yapandır.  

Evde sessizlik vardı bu sessizlik yaklaşan bayram sabahının heyecanıyla titriyordu.

​Yavaşça yorganın altından sıyrıldım. Ayak parmaklarımın ucuna basarak mutfağa, o ağır ve heybetli ütünün yanına gittim. Ben o jilet gibi pantolon çizgisinin mimarı olmak istiyordum. Ütü yapmayı o zamandan sonra mıdır bilinmez ama hep severim. Ütü o küçük bedenime biraz ağır gelse de sessizce alıp daha yeni kalktığım yatağımın üzerine getirip, koydum. Prize takarken çıkardığı o hafif cızırtı, sanki bayramın gelişini müjdeleyen bir bando sesiydi. 

​Annemin o an içeri gelmesini istemiyordum. Çünkü sen yapamazsın, kendini yakarsın demesinden korkuyordum, kafamın içindeki bando sesini kimse susturmamalıydı. Annem dahi... Pantolonun bacaklarını üst üste getirdim. Buharın fısıltısı odayı doldururken, kendimi dünyanın en önemli işini yapan bir usta gibi hissediyordum.

​​Derken, bir anlık dalgınlık... Ütü, pantolonun üzerinden kayıp boşluğa doğru hamle yaptı. Yer yatağında uyuyan kardeşlerimi uyandıracak o gürültü kopmasın, o kıymetli pantolon yanmasın diye gayriihtiyari elimi uzattım. Yakalamaya çalıştığım şey, bayramın neşesi değil, kor gibi bir metal kütlesiydi.

​Cızzz...

​Çığlığımı ağzım da hapsettim. Avcumun içindeki o keskin, sızılı sıcaklık bir anda tüm vücudumu sardı. Ütüyü sessizce yerine bırakırken, yanan avuç içim ile birlikte beni bir korku kapladı. Annem laflarını sıralayacaktı ve ben başarısız olmuştum.

​​Şimdi, üzerinden onlarca yıl geçmişken ne zaman bir bayram sabahına uyansam, önce avcumun içine bakarım. O görünmez yanık izi, hâlâ oradadır sanki.

Benim için bayram; sadece yeni kıyafetler değil, o sızının içindeki büyük heyecan ve çocuk kalbimin o telaşlı saflığıydı. Eski bayramlar mı güzeldi yoksa biz mi daha güzeldik bilmiyorum ama hiçbir şey ve hiç kimse yastık altına koyduğum bayramlıklar kadar beni mutlu etmemiştir. 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Erdal Burak Okur dinler yazar... 1989 Ağrı'da doğdum, eğitim hayatını Ağrı ve Kayseri illerinde tamamladım. Erciyes Üniversitesi lisans mezuniyetinin ardından, şu an Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimine devam etmekteyim. 2012-2019 yılları arasında öğretmenlik mesleğini icra ettim, halihazırda kamu görevini sürdürmekteyim. Edebiyata olan tutkumu dijital mecralara da taşıyarak farklı platformlar da blog yazarlığı yapmaktayım, dijital ve basılı dergilerde yazılarım sıklıkla yayımlanmaktadır. Gölge, On İki Sırrın Muhafızı, Kayıp Ferman ve Liman isimli dört kitabım bulunmaktadır.