ALMANYA TRENİ 19.CU BÖLÜM – BAĞ BOZUMUNDA DOĞAN UMUT

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

“Bu çocuk kim?”

14 Ağustos 2026 - 18:12
14 Ağustos 2026 - 18:12 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 3  49
ALMANYA TRENİ  19.CU BÖLÜM – BAĞ BOZUMUNDA DOĞAN UMUT

ALMANYA TRENİ

19.CU BÖLÜM – BAĞ BOZUMUNDA DOĞAN UMUT

Komşu köyde geçen iki yılın ardından Memduh ve ailesi yeniden kendi köylerine dönmüştü.

Ayakkabı tamirciliği yaptığı dükkânın sahibi vefat edince iş de kapanmış, kurdukları düzen bir anda bozulmuştu. Gidecek başka yerleri yoktu. Memduh, Şakire ve küçük Gülfem yeniden baba ocağına dönmüşlerdi.

Hayat, kaldığı yerden devam ediyordu.

Toprak yine emek istiyor, bağlar yine ürün veriyor, insanlar yine alın teriyle geçinmeye çalışıyordu.

Şakire ise ikinci bebeğini bekliyordu.

Karnı artık iyice belirginleşmişti.

Fatma Ana sık sık,

“Artık biraz dinlen kızım.”

Diyordu.

Ama Şakire’nin cevabı hep aynıydı.

“İş beni beklemez ana.”

“Oturursam daha çok yorulurum.”

Bağ bozumu başlamıştı.

Köyün kadınları sabah erkenden üzüm bağlarına gidiyor, olgunlaşan salkımları büyük sepetlere dolduruyorlardı.

Asmalar, mor ve yeşil üzümlerle doluydu.

Hafif rüzgâr yaprakların arasından geçiyor, güneş henüz yakıcı sıcaklığına ulaşmadan herkes işini yetiştirmeye çalışıyordu.

Şakire de kadınların arasındaydı.

Bir eliyle üzüm kesiyor, diğer eliyle zaman zaman belini tutuyordu.

Kimseye belli etmek istemiyordu.

Çünkü o yıllarda kadınlar, doğum yaklaşsa bile çalışmayı bırakmazdı.

Bir ara derin bir nefes aldı.

İçinden geçen sancıyı sessizce karşıladı.

“Geçer…”

Diye düşündü.

Fakat birkaç dakika sonra sancı yeniden geldi.

Bu kez daha kuvvetliydi.

Yanında çalışan komşu kadınlardan biri onun yüzünün bembeyaz kesildiğini görünce elindeki sepeti bıraktı.

“Şakire…”

“İyi misin?”

Şakire dudaklarını ısırdı.

“Galiba…”

“Vakti geldi.”

Kadınlar bir anda telaşlandı.

“Biri köye koşsun!”

“Ebe’yi çağırın!”

“Çabuk olun!”

Üzüm sepetleri oldukları yerde kaldı.

Kimisi Şakire’ye koluna girdi, kimisi su getirdi.

Şakire ise her sancıda biraz daha eğiliyor ama metanetini korumaya çalışıyordu.

Bağ evine kadar olan yol ona hiç bitmeyecekmiş gibi geldi.

Ebe çok geçmeden yetişti.

Evde herkes sessiz bir telaş içindeydi.

Fatma Ana sürekli dua ediyor,

Yusuf Baba avluda volta atıyor,

Memduh ise çaresizlik içinde kapının önünde bekliyordu.

Elinden hiçbir şey gelmiyordu.

İçeriden yükselen her ses yüreğini sıkıştırıyordu.

Dakikalar saat gibi geçti.

Derken evin içinden ince, güçlü bir bebek ağlayışı duyuldu.

O an avludaki herkes derin bir nefes aldı.

Ebe kapıyı aralayıp gülümsedi.

“Gözünüz aydın…”

“Allah size sağlıklı bir kız evlat verdi.”

Memduh’un gözleri doldu.

Başını gökyüzüne kaldırdı.

“Şükürler olsun…”

Diye fısıldadı.

İçeri girdiğinde Şakire yorgundu.

Ama yüzünde tarifsiz bir huzur vardı.

Kucağındaki küçücük bebeğe sevgiyle bakıyordu.

Memduh usulca yanına oturdu.

Şakire gülümseyerek,

“Bak Memduh…”

“Bir kızımız daha oldu.”

Dedi.

Memduh bebeğin küçücük elini avucuna aldı.

“Hoş geldin…”

Diye fısıldadı.

“Ocağımıza bereket getirdin.”

Birkaç saat sonra küçük Gülfem eve geldi.

Annesinin odasında beşiğin içinde yatan bebeği görünce olduğu yerde durdu.

Merakla etrafına baktı.

“Bu çocuk kim?”

Diye sordu.

Odadakiler gülümsememek için kendilerini zor tuttular.

Fatma Ana,

“Sana Zehra Ebenin sandığından getirdik.”

Deyiverdi.

Gülfem gözlerini kocaman açtı.

“Niye aldınız?”

“O elin çocuğu.”

“Götürün geri verin.”

“Hemen Zehra’nın sandığına koyun.”

Odadakiler bu kez kahkahalarını tutamadılar.

Şakire gülerek,

“Artık o senin kardeşin.”

Dedi.

Ama Gülfem başını iki yana salladı.

“İstemiyorum.”

“Götürün geri verin.”

“Zehra’nın sandığında dursun.”

Memduh kızını kucağına aldı.

“Bak Gülfem…”

“Artık sen abla oldun.”

“Bu küçük kız seni çok sevecek.”

Gülfem önce babasının yüzüne baktı.

Sonra beşikte uyuyan bebeğe yaklaştı.

Minik elini uzatıp usulca bebeğin yanağına dokundu.

Bebek gözlerini bile açmadan küçücük parmaklarını hareket ettirdi.

Gülfem şaşkınlıkla gülümsedi.

“O zaman…”

“Biraz bizde kalsın.”

Dedi.

Odadaki herkes yeniden güldü.

Şakire gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

Bir yandan doğumun yorgunluğunu hissediyor, bir yandan da iki kızının aynı odada oluşunu izliyordu.

Hayat yine bütün zorluklarına rağmen onlara küçük mutluluklar armağan etmişti.

Bağ bozumu o yıl yalnızca bereketli bir hasatla değil, aileye katılan yeni bir canla da hatırlanacaktı.

Yeni doğan bu küçük kızın adı

Firuze olacaktı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.