GÖNÜL LİSANI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
20 Mayıs 2026 - 13:37
 4  51
GÖNÜL LİSANI

İnsanlık büyük ihtimalle ilk kavgasını yumrukla değil, yanlış tonlamayla çıkardı. Çünkü bazen bir insanın söylediği şey değil, onu nasıl söylediği kırıyor bizi. Aynı cümle, doğru bir üslupla şefkate dönüşebiliyorken; yanlış bir ağızda küçük bir psikolojik savaş başlatabiliyor. Ve galiba çağımızın en büyük iletişim problemi de tam burada başlıyor: İnsanlar iletişim için değil sadece haklı çıkabilmek için konuşuyor.

Dikkat edin… Bir müşteri temsilcisine bağlanınca sesi bir anda kadife gibi yumuşayan adamların, eve girince karısına askerî emir tonu ile konuşması buna en yakın örnek. Telefonda bankadaki kadın çalışana “Rica etsem bir kez daha kontrol edebilir misiniz?” diyen adam, aynı gün evde eşine “Bunu da mı ben söyleyeyim?” diye çıkışabiliyor. Demek ki mesele kibarlığı bilmemek değil; kibarlığı seçici kullanmak.

Kadınlar tarafı da masum sayılmaz elbette. Bazı kadınlar dışarı çıkarken saatlerce hazırlanabiliyorken aynı özeni yıllardır aynı yastığa baş koyduğu adama göstermeyi gereksiz görebiliyor. Misafire hazırlanan sofralarda bir tek kuş sütü eksik olurken, ev halkına “Dolapta yemek vardı, ısıtın yiyin” cümlesi reva görülebiliyor. Bir araya gelince konuşmaktan çenesi ağrıyan hanımlarımızın kendi yuvalarında bir kuru ‘tamam’ ile her şeyi geçiştirebiliyor olması da cabası… 

Geçtiğimiz aylarda yapılan birçok sosyal araştırmada çiftlerin en büyük problemlerinden birinin “iletişim dili” olduğu açıklandı. İnsanlar artık sevgisizlikten çok, değersiz hissettirilmekten yoruluyor. Bir aradayken yabancı olmaktan, seksen metrekarede kaçacak yer aramaktan bitap düşüyorlar. İçinden geldiği gibi konuşmak bir yana, ne söylesem tartışmayız diye düşünüyorlar. Çünkü insan bazen açlığa dayanıyor da sevdiği tarafından küçümsenmeye dayanamıyor.

Üstelik kötü üslup artık “dürüstlük” adı altında pazarlanıyor. Nezaketsizlik bir karakter özelliğiymiş gibi sunuluyor. Birini kırıp döktükten sonra da klasik savunma geliyor:
“Ben dobra biriyim.” Hayır efendim, dobra olmakla kırıcı olmak aynı şey değil. Patates soyacağı ile ameliyat yapılmadığı gibi, her gerçek de herkesin suratına hoyratça fırlatılmaz. Çünkü doğru olan şeyler, doğru şekilde söylenmediğinde anlamını kaybediyorlar.

Bir adamın eşine herkesin içinde yaptığı “şaka” bazen aleni bir aşağılamaya dönüşebiliyor. Sonra da “Ama yalan mı söyledim?” diyor. Yalan değil. Zaten dedikodunun günah olmasının sebebi de çoğu zaman yalan olmasından dolayı değil, gerçeğin yanlış yerde ve yanlış niyetle kullanılmasından kaynaklanıyor. İnsan bazen haklı olduğu cümlelerle haksız bir insan hâline gelebiliyor.

Çünkü dil, kemiği olmayan ama en ağır kırıkları oluşturan meşhur organımızdır.

Belki de bu yüzden ilişkiler artık büyük ihanetlerle değil, küçük üsluplarla bitiyor. Bir “Teşekkür ederim.” eksikliğiyle… Bir küçümseyici bakışla… Bir alaycı ses tonuyla… Çünkü sevgi çoğu zaman dev jestlerle değil, gündelik nezaketin devamlılığıyla ayakta kalabiliyor.

İngilizce öğreniyoruz, Arapça öğreniyoruz, yazılım dili öğreniyoruz… Ama gönül dilini konuşmayı hâlâ beceremiyoruz.

Kırmadan konuşmanın bir zayıflık değil, yüksek bir karakter göstergesi olduğunu hala anlayamadık. Oysa insanın gerçek terbiyesi; garsona nasıl davrandığında değil, en yakınına nasıl hitap ettiğinde gizlidir. Çünkü insan dışarıya gösterdiği kibarlıkla değil, evin içinde koruyabildiği nezaketle insan olur.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı