Ölmeden Önce Bilinmesi Gerekmeyenler

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
4 Mart 2025 - 22:58
 0  851
Ölmeden Önce Bilinmesi Gerekmeyenler

Bazı şeyleri bilmemek; bilmekten daha iyi olabiliyor. Hatta bazen, öyle büyük bir lütuf ki, bilmemeyi bilmek lazım. Çünkü bilgi, bazen insana yük olur. Bilmek, taşıması ağır bir yükken, bilmemek huzurlu bir cahillik bahşeder. Mesela şu an, şu satırları okuduğunuz sırada 
burnunuzun ucunu görebildiğinizi fark ettiniz mi? Ve artık onu yok saymak için beyniniz ekstra mesai yapacak. Buyurun, gereksiz bir bilgi yüzünden hayatınıza küçük ama kalıcı bir rahatsızlık eklendi.   


İnsanlık olarak her şeyi bilmeye çalışıyoruz. Bilmek istiyoruz, çünkü bilgi güçtür, değil mi? Ama bazı bilgiler güç falan değil, aksine derttir. Mesela öldükten sonra ne olacağını bilmiyoruz. Ruhumuz gerçekten bedenimizden ayrılıyor mu? Ölünce nereye gidiyoruz? Daha 
doğrusu, gidiyor muyuz? Ya şahane bir öte dünya var ve biz burada boşuna fatura ödüyoruz ya da hiçbir şey yok ve buranın tadını çıkartma ihtimali çoktan ellerimizden alındı... 
Belki de şu an yaşadığımız dünya aslında ölümden sonraki yaşamdır ve biz de çoktan ölmüşüzdür. Eğer böyleyse, bazıları kesinlikle yanlış yere yönlendirilmiş olmalı. Keşke müşteri hizmetleri olsa da "Pardon, ben huzur dolu bir yere gidiyorum sanıyordum ama 
burası biraz fazla kapitalizm kokuyor?" diye sorabilsek.   

Düşünsenize, bir gün ölümden sonra ne olacağını öğreniyoruz ve diyelim ki her şey harika, mükemmel bir huzur, sonsuz tatil, vergisiz bir ekonomi var. Ne olurdu? Büyük ihtimalle herkes "Ee o zaman ne uğraşıyoruz ki?" diyerek çalışmayı bırakır, dünya ekonomisi çöker ve 
insanlık tamamen depresyona girerdi.  Veya tam tersini düşünelim: Eğer ölümden sonra sonsuz karanlık varsa? İşte o zaman işler daha da fena; kahvaltıda çayın yanında simit yerken aklınıza "Sonunda yok olacağım" düşüncesi geliyor. Simidin susamı bile boğazınıza dizilir.   

Bazı sorular ise daha da kafa karıştırıcı. Biz doğmadan önce neydik, neredeydik? Yoktuk. Yani büyük ihtimalle yoktuk. Belki de tanımlayamadığımız bir varlık hâlindeydik. Belki de evrende gezinen başıboş atom parçacıklarıydık, bir rüzgârın içindeydik veya bir çaydanlığın fokurtusundaydık. Belki de Nietzsche’nin “ebedi dönüş” dediği şeyin bir parçası olarak, daha 
önce milyonlarca kez doğmuş ve milyonlarca kez ölmüşüzdür de farkında değilizdir. 
Bilmiyoruz ve bunu asla öğrenemeyeceğiz. Ve iyi ki de öyle! Çünkü bu soruların cevapları, zaten travmalarla dolu olan hayatımıza yeni krizler eklemekten başka bir işe yaramaz...   

Öte yandan, bazı şeylerin bilinmesi gerekiyor. Buzdolabını kapatınca ışığın sönüp sönmediği mesela… Neyse ki, bu konuda aydınlandık, öğrendik ki evet, ışık sönüyormuş. Peki bu bilgi bizi daha mutlu bir insan yaptı mı? Yapmadı. İşte hayatın tam olarak böyle bir yanı da var: Bilgi, merakı öldürüyor. Öğrenene kadar sihirliydi, öğrendikten sonra ise sıradan bir fizik kuralı oldu.   

Bilmemek çoğu zaman bir konfor alanı aslında. Mesela şu an dünya dışında yaşam varsa, belki de galaksinin geri kalanı bizi bir sosyal deney olarak izliyor. "Şu mavi gezegene bakın, bakın! Daha birbirleriyle anlaşamıyorlar!" diyor bile olabilirler. 
Ya da belki de bir uzaylıyı dükkânda fiyat etiketini okurken gördük ama "Bu da bizim memleketten değildir herhalde..." diyerek geçip gittik. Bilemeyiz. Ve bilmemek güzel. Çünkü insan zihni, bazı şeyleri kaldıracak kapasitede değil. Bakınız: Kredi kartı ekstresi. 

Ölümden sonrası hakkında da tam olarak bir kanıya varamıyoruz. Çünkü ben hiç "Abi gidip geldim, anlatacaklarım var!" diyerek birinin WhatsApp grubuna yazılı olarak bildirdiğini duymadım. Bugüne kadar dönen olmadıysa, demek ki korkulacak bir şey de yoktur. Yani giden gitti, dönen de olmadı. Belki de orada müthiş bir huzur var ve biz gereksiz yere korkuyoruz. 
Sonuçta Yahya Kemal'in de dediği gibi:  

"Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, 
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden."

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı