GECE YARISI KIYISININ SAKLI MELODİSİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Yaz unutulmasın istediklerini yaz ki gökle deniz birleştiğinde kaybolmasınlar..

30 Eylül 2026 - 06:31
30 Eylül 2026 - 06:31 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 0  1
GECE YARISI KIYISININ SAKLI  MELODİSİ

GECE YARISI KIYISININ SAKLI MELODİSİ 

​Gece, lacivert kadifeden bir örtü gibi denizin ve çimenli kıyıların üzerine serilmişti. Zaman, sanki o ahşap masanın etrafında durmuş, dalgaların kıyıya her vuruşunda sessiz bir nefes alıyordu.

​Masanın üzerinde, cam bir kavanozun içine hapsedilmiş küçük mumun alevi, etrafa kehribar rengi, titrek bir sıcaklık yayıyordu. Bu cılız ışık, kumsalın yabani otlarını ve ahşap dokunun derin çatlaklarını aydınlatırken, etraftaki sonsuz karanlığa karşı direnen tek dost gibiydi. Yıllardır tamamlayamadığı bir hikâyeyi bitirmeye çalışıyordu.

 O masanın başında, defterine dökülen her kelimede ruhundan bir parça bırakıyordu. Kaleminin kâğıtta çıkardığı hışırtı, denizin ezeli ve ebedi ninnisine karışıyordu.  

​Başını kaldırıp gözlerini kıstığında, gökyüzünün en ücra köşesinde sarkan dolunayın gümüşî şavkı denizin yüzeyinde sessiz bir yol açıyordu. Fakat bu gece, gökyüzünde olağanüstü bir şey oluyordu. Yıldızların arasına örülmüş yumuşak, parlayan bir bulut kümesi, sanki gök kubbenin ortasında açılan ilahi bir pencere gibiydi.  

​O bulut çerçevesinin içinden, siyah bir şal ile yüzünün alt kısmını sımsıkı örtmüş genç bir kadının portresi süzülüyordu. Sadece derin, hüzünlü ve hikâyeler anlatan gözleri görünüyordu. Bu gözler, masada deftere bir şeyler karalayan kadını ve dünyayı dikkatle soluksuz izliyordu. Şalın siyahlığı, geceye boyun eğmeyen bir gizemle parlıyor, bulutların beyazlığı ise onun etrafında adeta kutsal bir aura yaratıyordu.  

​Bu iki dünya biri kalemin ucundaki mürekkeple yeryüzüne sığınan, diğeri gökyüzünün bulutlarına nakşedilen iki ruh, sessiz bir lisanla anlaşmaktaydı. Masadaki kadın yazdıkça, gökteki suretin gözlerinde bir damla yaş parıldıyor, dalgalar her kıyıya vurduğunda, zamanın o gizli kapısı biraz daha aralanıyordu.

​Masanın üzerindeki defterin sararmış sayfaları, kalemin ucunda can bulan cümlelerle doldukça, sahilin havası da değişmeye başladı. Denizin kokusu, yavaşça uzak diyarlardan gelen lavanta ve yanık sedir kokusuna karışıyordu. Sanki gökyüzündeki o parlayan bulut çerçeveden süzülen suret, sadece bir hayal değil, geçmişin ya da geleceğin unutulmuş bir hatırasıydı.  

​Siyah şalıyla yüzünün yalnızca etkileyici, karanlık ve derin bakan gözlerini açıkta bırakan genç kadın, bulutların arasından sessizce fısıldıyordu. Ses kulakla duyulan değil, doğrudan kalbin en derin çeperlerinde yankılanan bir fısıltıyla: "Yaz unutulmasın istediklerini yaz ki gökle deniz birleştiğinde kaybolmasınlar." diyordu. 

​Masada oturan kadın, bu garip ama bir o kadar da huzur veren hissiyatla kalemi daha sıkı kavradı."Gecenin koynunda saklananlar, sabırsızlıkla doğacak güneşi bekler." diye yazdı.

Deftere dökülen kelimeler artık sıradan cümleler değil, zamanın ötesine yazılmış birer mühür gibiydi. Ve aynadaki yüzler değişir, fakat ruhun kıyısındaki dalgalar hep aynı kıyıya vurur diye devam etti. 

​O sırada, kavanozun içindeki mumun alevi hafifçe titriyordu sanki gökyüzündeki dolunayla gizli bir anlaşma yaparcasına boynunu büktü ve bir an için etrafı yakut rengi bir parıltı sardı. Dalgalar tahta masanın ayaklarına kadar gelip çekilirken, kumsalda ayak izleri bırakmadan yok oluyordu.

​Gökyüzündeki bulut çerçeve yavaşça dağılmaya, o siyah şallı kadının hüzünlü gözleri yıldızların arasına karışarak silinmeye başladı. Ancak masadaki kadının yüreğinde bıraktığı o sıcaklık ve ilham, gece yarısının sessizliğini delip geçen en güçlü ses olarak kaldı. Defterin kapağı yavaşça kapandığında, doğunun ufuk çizgisinde lacivert gökyüzü yerini yavaş yavaş mor ve kül rengi şafak çizgilerine bırakıyordu.  

​Defterin son sayfası kapandığında, gökyüzündeki o parlayan bulut çerçeve de son bir kez, bir kalp atışı gibi şiddetle parladı ve ardından tamamen söndü. Siyah şallı kadının derin, hüzünlü gözleri artık gökyüzünde değildi, sanki gecenin lacivert dokusuna, yıldızların ebedi ışığına karışıp gitmişti.

​Masadaki kadın, kalemi yavaşça ahşap yüzeye bırakırken garip bir sessizlik çöktü. Denizin o hırçın dalgaları, rüzgârın ıslığı ve hatta kavanozdaki mumun o tiz çıtırtısı bir anda kesildi. Dünya, nefesini tutmuş, bu kıyıdaki kadının bir sonraki hareketini bekliyordu.

​Kadın, titreyen elleriyle yazdığı defteri açtı. Ancak sayfalar boştu. Ne bir mürekkep lekesi, ne de o geceye mühürlediği derin cümleler. Hepsi buharlaşıp uçmuştu. Defter, sanki hiç kullanılmamış gibi, bembeyaz, el değmemiş bir kumsaldı.

​Tam o sırada, gökyüzünde imkânsız bir olay gerçekleşti. Dolunay, yörüngesinden çıkmışçasına dünyaya doğru hızla alçalmaya başladı. Ay, denizin üzerinde yavaşça durdu ve devasa, gümüşî bir kapı gibi açıldı. Bu bir felaket değil, bir kucaklaşmaydı.

​Ayın içinden, gökyüzündeki bulut çerçeveden süzülen o suret çıktı. Artık siyah şalı yoktu yüzü, ayın ışığıyla yıkanmış, melekûtî bir güzellikteydi. Bu kadın, masadaki kadının ta kendisiydi. Ancak bu, gelecekteki, belki de geçmişteki, zamanın ötesindeki bir yankıydı.

​Zaman ve mekân birbirine girdi. Masada oturan kadın, sandalyesinden kalkıp denizin üzerinde yürümeye başladı. Ayın gümüşî ışığı, ayaklarının altında sağlam bir yol oluşturuyordu. İki kadın biri şimdiki zamanda kaybolmuş, diğeri ebediyette var olan ayın kapısında buluştular. İki kadının gözlerinde aynı hüzün vardı. ​Sözsüz anlaştılar. Masadaki kadın, boş defteri zamanın ötesindeki surete uzattı. Suret, defteri alırken gülümsedi. O gülümsemeyle birlikte, defterin sayfaları doldu ve bu sefer harflerle değil, evrenin sırrını fısıldayan, kimsenin duymadığı, okumadığı, sadece ruhun hissettiği o betimlemelerle, notalarla, renklerle dolmuştu. 

​Bu iki kadın birleşip tek bir ruh olduklarında, ayın kapısı kapandı, gökyüzü eski haline döndü. Dolunay, tekrar gece yarısı göğünün en ücra köşesine yerleşti.

​Kıyıda ise , ne ahşap masa vardı, ne kavanozdaki mum, ne de kadın. Kumsalda sadece, denizin köpüklerinin arasında parlayan, boş ama bir o kadar da dolu o defter duruyordu. Ve rüzgâr, o defterin sayfalarını yavaşça çevirdiğinde, sahile hiç duyulmamış, hüzünlü ama huzurlu bir melodi yayılıyordu.​ Masadaki kadının ve gökteki suretin kaderini burada, sonsuzluğun kollarında mühürlüyordu.

             DİLEK SARIKAYA

 Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow