Fildişi Kulelerin Tozlu Kitapları ve Sosyal Medyanın Suçu

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Biz sonsuza kadar sadece Sefiller’i, Simyacı’yı ya da Suç ve Ceza’yı mı okuyacağız? Dünya edebiyatının sınırları Dostoyevski’nin öldüğü gün çizildi ve biz o sınırın içinde hapis mi kaldık?

29 Haziran 2026 - 16:55
29 Haziran 2026 - 16:55 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 0  36
Fildişi Kulelerin Tozlu Kitapları ve Sosyal Medyanın Suçu

Edebiyat dünyasının değişmeyen, adeta genetik bir hastalığı var: Seçkincilik. Nerede çok satan, nerede dijital dünyada adından söz ettiren, nerede reklam bütçesiyle okurun karşısına çıkan bir kitap görseler, dudaklarında hep aynı müstehzi ve kibirli ifade beliriyor: "Sürü psikolojisi..."

Bu kitleye göre, gerçek bir okur olmak için sadece tozlu raflar arasında kaybolmalı, popüler olan her şeye sırtını dönmeli ve edebiyatı yüzyıl öncesinde dondurmalısınız.

Peki, sormak gerekiyor: Biz sonsuza kadar sadece Sefiller’i, Simyacı’yı ya da Suç ve Ceza’yı mı okuyacağız? Dünya edebiyatının sınırları Dostoyevski’nin öldüğü gün çizildi ve biz o sınırın içinde hapis mi kaldık?

Sırf klasikleri hatmetti diye kendini fildişi kulelerine kapatıp, günümüz edebiyatını ve çağdaş yazarları küçümseyen bu kitle, aslında en büyük vizyonsuzluğu sergiliyor. Bugün tapındıkları o başyapıtların, kendi dönemlerinin popüler kültür ürünleri olduğunu; tefrikalar halinde gazete köşelerinde kapış kapış satıldığını ya da dönemin matbaa ağlarında ciddi pazarlama stratejileriyle okura ulaştığını unutuyorlar.

Zaman değişti, mecra değişti. Bugünün dünyası bir algoritma ve hız çağı. Dev yayınevlerinin, tekelci dağıtım ağlarının arasında genç, yetenekli ve bağımsız bir yazarın sadece "kalemine güvenerek" görünür olması imkansız. Günümüz teknolojisinde bir yazarın sosyal medyayı kullanması, eserine reklam basması veya dijital dünyada sesini duyurmaya çalışması bir lüks değil, var olma mücadelesidir. Reklamı yapılan her esere "çöp" muamelesi yapmak, yeni nesil kalemlerin hakkını daha yolun başında gasp etmektir.

Sadece geçmişe bakarak bugünü yorumlayamazsınız. Edebiyat, yaşayan, nefes alan ve çağın araçlarıyla şekillenen dinamik bir organizmadır; geçmişin gölgesine hapsedilmiş bir müze nesnesi değil.

Sosyal medyanın vitrinine çıkan her kitap şaheser olmayabilir, evet. Ama yeni çıkan yazarlara, yeni soluklara şans tanımayı reddeden, sadece popüler diye modern olana düşmanlık besleyen o "seçkin" kitlelerin edebiyat sevgisi de ne yazık ki bana hiç samimi gelmiyor.

Kitapları basıldıkları dönemin şartlarıyla değil, ruhuyla değerlendirmeyi öğrendiğimiz gün, edebiyat fildişi kulelerden inip ait olduğu yere; yani sokağa ve insana geri dönecektir.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow