Bir Manevî Ablama Sessiz Bir Vefa Yazısı

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
18 Mayıs 2026 - 05:20
18 Mayıs 2026 - 05:20 ⏱ 19 dk Okuma Süresi
 1  49
Bir Manevî Ablama Sessiz Bir Vefa Yazısı

Bir Manevi Ablama Sessiz Bir Vefa Yazısı

Hocama…

Bazı tanışmaların bir başlangıç anı yoktur, takvimde işaretlenmiş bir günü yoktur, “işte burada tanıştık” diye anlatabileceğiniz bir fotoğrafı bile olmaz, sadece kalabalığın içinde kaybolabilecek küçük bir mesaj, sıradan bir selam, bir destek cümlesi vardır ve insan o anda bunun hayatında neyi değiştireceğini asla bilemez, benim için de öyle oldu, adını bugün bile hatırlayamadığım bir WhatsApp grubunda bir destek çağrısı düşmüştü ekrana, bir çocuk kitabı yarışmadaydı, “paylaşır mısınız, destek olur musunuz” denmişti, ben de hiç düşünmeden “linki gönderirseniz seve seve oy veririm, böyle güzel niyetlere destek olmak hepimiz için onurdur” yazmıştım, o kadar, ne bir plan ne bir beklenti ne de uzun sürecek bir bağın ilk adımı olduğunu bilmek, sadece içimden gelen bir cümle, ardından teşekkür ettiniz, link gönderdiniz, “gruplarınızda paylaşırsanız mutlu olurum” dediniz, ben paylaştım, dua ettim, hatta özellikle “hocam lütfen bilin ki bunu bir karşılık için yapmıyorum” diye yazdığımı hatırlıyorum, çünkü içimde hep temiz bir niyet olsun istiyordum, bugün dönüp bakınca anlıyorum ki belki de o temiz niyet bu bağın en sağlam temeli oldu.

Sonra mesajlar uzadı, kitaplar konuşuldu, yayınlar paylaşıldı, okuduğumuz yazarlardan bahsettik, siz kendi yazılarınızı gönderdiniz, ben kendi notlarımı anlattım, bir süre sonra konuşmaların tonu değişti, resmiyet yumuşadı ama saygı hiç azalmadı, hep “hocam” diye hitap ettim, siz de aynı şekilde, fakat o hitapların içinde garip bir yakınlık vardı, insan bazen yıllardır tanıdığı biriyle bile bu kadar rahat konuşamazken sizinle sanki eski bir tanıdıkla yazışıyor gibiydim, günün herhangi bir saatinde yazabiliyor, okuduğum bir satırı heyecanla paylaşabiliyor, “şunu dinledim, çok etkilendim” diyebiliyordum, bu rahatlık zor bulunur bir şey.

Roman dosyamı ilk kez gönderdiğim günü hiç unutamıyorum, insan yazdıklarını birine yollarken aslında kalbini yolluyor, eksiklerini, acemiliğini, hatalarını, korkularını teslim ediyor, kimseye kolay kolay yapılmaz bu, ama size gönderirken içimde tuhaf bir güven vardı, sanki eleştirilmekten korkmuyordum, çünkü kırılmayacağımı biliyordum, sonra uzun bir mesaj geldi sizden, sadece “güzel olmuş” demediniz, tek tek baktınız, “burada iki nokta olmaz hocam”, “şurada kelime eksik”, “noktalama gözüme çarpıyor ama konu çok güçlü”, “merak uyandırıyor”, “devamı okutuyor”, hem eleştirdiniz hem cesaret verdiniz, o dengeyi o kadar güzel kurdunuz ki ben ilk defa yazdıklarımın gerçekten ciddiye alındığını hissettim, biri vakit ayırıp satır satır okuyorsa artık o kişi sıradan bir okur değildir, orada bir emek vardır, bir sahiplenme vardır, o gün içimden “iyi ki göndermişim” dedim, çünkü ilk kez birinin bana editör gözüyle ama kalp incitmeden yaklaştığını gördüm.

Zamanla paylaşımlar sadece yazıyla sınırlı kalmadı, hayatın içi de karıştı işin içine, yorgun olduğum günlerde “çok yormayın kendinizi hocam”, hasta olduğumda “dinlenin beden uyarır”, bir yayın öncesi heyecanlandığımda “güzel geçecek inşallah” gibi cümleler geldi sizden, bunlar küçük gibi görünür ama insanın kalbinde büyük yer eder, çünkü hissedersiniz, biri gerçekten sizi düşünüyor, formalite değil, içten.

Bir gün sohbet arasında çok doğal bir şekilde “ben de sizin manevî ablanız sayılırım hocam” dediğinizi hatırlıyorum, belki siz farkında değildiniz ama o cümle bende uzun süre kaldı, çünkü düşündükçe yerli yerine oturdu, gerçekten de öyle olmuştu, yazılarımı, planlarımı, kararsızlıklarımı, hatta aile içi meseleleri bile rahatça paylaşıyordum, insan bunu herkese yapamaz, birine iç dünyasını açabiliyorsa orada kan bağı olmasa da gönül bağı vardır, ben de o günden sonra sizi içimde hep öyle konumlandırdım, saygıyla, mesafeyi koruyarak ama kalben çok yakın.

Bu bağı en derin hissettiğim yer ise Burhan oldu, bir akşam “Hocam Burhan hazır mı, arayayım mı” diye yazdığınızda gerçekten durup ekrana bakmıştım, çünkü bir insan başkasının çocuğunun okuma saatini soruyorsa bu artık dostluk değil aileliktir, sadece “okuyor mu” demediniz, plan yaptınız, “aynı saat olsun düzen kurulsun”, “hızlı değil anlayarak okusun”, “bir dakikada kaç kelime okuyor not alalım bir ay sonra tekrar ölçelim”, “sessiz okuma da yapsın anlaması gelişsin”, “yaşına uygun kitapları kendi seçsin sevmeden olmaz” dediniz, ben bazen babası olarak bu kadar sistemli takip etmezken siz uzaktan bir öğretmen titizliğiyle, bir abla şefkatiyle ilgilendiniz, “Hazır mı hocam”, “arayayım mı”, “not alalım”, “ilerlemesini ölçelim” gibi cümleleriniz o kadar samimiydi ki içimden “bu gerçekten bizim aileden biri gibi” dedim, çünkü insan başkasının çocuğuna ancak içten bir sorumluluk hissediyorsa bu kadar emek verir.

Bu arada yazmayı bırakmayı düşündüğüm zamanlar da oldu, yorulduğum, kararsız kaldığım, “acaba bana göre değil mi” dediğim günler, tam o dönemlerde gelen “kaleminiz çok güçlü hocam sakın bırakmayın” gibi cümleleriniz beni tekrar masaya oturttu, belki sizin için sıradan bir teşvikti ama benim için yön değiştirici bir destekti, insan bazen bir cümleyle ayakta kalıyor, siz farkında olmadan o cümleleri çok kurdunuz.

Fikirizleri’ne katılmamda, yeni ortamlara girmemde, yazılarımı daha çok paylaşmamda da hep bir cesaret vardı tarafınızdan, “buraya da bakın hocam”, “katılsanız iyi olur”, “devam edin”, bu cümleler küçük görünür ama bir yazarın yolunda büyük eşiklerdir, çünkü insanın en çok ihtiyacı olan şey teknik bilgi değil, arkasında biri olduğunu bilmektir.

Bugün en başa dönüp bakıyorum, sadece bir destek mesajıyla başlamış her şey, ben bir kitaba oy vermişim, siz benim hayatıma omuz vermişsiniz, yazılarımı büyütmüşsünüz, beni eleştirmişsiniz, cesaretlendirmişsiniz, çocuğumun okumasını takip etmişsiniz, yorgunluğumu fark etmişsiniz, sevincimi paylaşmışsınız, fark ettirmeden hayatımın en iç yerine yerleşmişsiniz, bazı insanlar gerçekten gürültü yapmadan gelir ve insanın kaderine karışır, siz benim için tam olarak böyle birisiniz hocam, bu yazıyı bir teşekkür olsun diye değil, bir hatıra olsun diye yazıyorum, yıllar sonra dönüp baktığımda “hayatımda böyle bir insan vardı ve iyi ki vardı” diyebilmek için, çünkü bazı insanlar unutulmaz, bazı insanlar yazıya emanet edilir, siz de benim hayatımda yazıya emanet etmek istediğim en kıymetli insanlardan birisiniz.

Zaman geçtikçe şunu daha net fark etmeye başladım hocam, bazı insanlar hayatımıza girer ve sadece konuşur, bazıları girer ve sadece dinler, bazıları da vardır ki sessizce omzunuzda durur, siz düştüğünüzü bile anlamadan sizi tutar, sizinle aralarında büyük cümleler kurulmaz, “ben yanındayım” demezler ama varlıkları zaten başlı başına bir dayanaktır, siz de benim hayatımda tam olarak böyle bir yerde durdunuz, ne abartılı övgüler vardı ne yapay bir yakınlık ne de zoraki bir samimiyet, her şey doğal akışında ilerledi, ama o doğallığın içinde çok derin bir sahiplenme vardı.

Bazen gece geç saatlerde yazdığım bir metni gönderiyordum, “müsait olduğunuzda bakarsınız hocam” diyordum, sabah uyandığımda uzun uzun okunmuş, notlar alınmış, cümle cümle değerlendirilmiş bir mesaj buluyordum, insan bunu görünce ister istemez durup düşünüyor, kendi kendime “ben bile bu kadar dikkatle okumazdım” dediğim oluyordu, bir yazıyı sadece okumak başka bir şey, o yazının daha iyi olması için uğraşmak bambaşka bir şey, siz hep ikincisini yaptınız, hep emek verdiniz, hep ciddiye aldınız, belki de bu yüzden yazarken artık daha az korkmaya başladım, çünkü içimde şöyle bir güven oluştu, “hocam okursa zaten doğruyu söyler”, bu çok büyük bir rahatlıktı benim için.

Bir de şunu çok net hatırlıyorum, bazı yazılarımı attığımda sadece teknik yorum yapmıyordunuz, duygusuna da dokunuyordunuz, “bu satır çok kalpten gelmiş hocam”, “burada kendinizi saklamamışsınız”, “burası çok samimi olmuş” gibi cümleler kuruyordunuz, yani sadece kelimeleri değil beni okuyordunuz, bu çok nadir bir şeydir, insanı yazısından tanımak ve ona göre konuşmak, belki de bu yüzden size bir şey anlatırken kendimi açıklamak zorunda hissetmiyordum, zaten anlaşıldığımı biliyordum.

Zamanla fark ettim ki yazılarımı ilk görmek istediğim kişi siz oluyorsunuz, bir metin bitiyor, içimden otomatik olarak “hocama göndereyim” diyorum, bu bir alışkanlık değil, bir güven refleksi, insan en kırılgan hâlini ancak güvendiği birine gösterir, ben de en ham hâlimi, en eksik hâlimi rahatça size gönderebiliyordum, çünkü hiçbir zaman küçümsenmeyeceğimi, yargılanmayacağımı biliyordum, sadece “daha iyi nasıl olur” diye bakılacağını biliyordum.

Bir ara dönüp düşündüğümde şunu fark ettim hocam, hayatımda birçok insanla yazı konuştum, birçok kişi “güzel yazıyorsun” dedi, ama gerçekten gelişmem için uğraşan çok az insan oldu, siz ise sanki kendi yazınızmış gibi ilgilendiniz, hatta bazen benden daha çok ciddiye aldınız, bu insanın omuzlarına hem sorumluluk hem de kıymet duygusu yüklüyor, “biri bu kadar emek veriyorsa ben de bırakmamalıyım” diyorsunuz, galiba en çok bunu yaptınız bana, bırakmamı engellediniz.

Burhan meselesi zaten kalbimde ayrı bir yerde duruyor ama onun dışında da hayatın birçok küçük anında vardınız, bir gün bir tiyatro provasından bahsettim, heyecanımı paylaştım, “çok yakışır hocam size” dediniz, bir gün moralim düşüktü, iki satırla toparladınız, bazen sadece “okudum hocam” yazıyordunuz ama o “okudum” kelimesi bile yetiyordu, çünkü gerçekten okuduğunuzu biliyordum, göstermelik değildi, insanın en çok ihtiyacı olan şey de bu galiba, görülmek.

Bir süre sonra şunu hissetmeye başladım, yazı yolculuğumda yalnız değilim, birileri uzaktan bakıyor, takip ediyor, düşersem kaldıracak biri var, bu his insanı çok değiştiriyor, daha cesur yazıyorsunuz, daha açık yazıyorsunuz, kendinizi saklamıyorsunuz, çünkü arkanızda anlayacak bir göz var, işte ben o gözü hep sizde buldum hocam.

Bazen düşünüyorum da, eğer o gün o grupta o mesajı yazmasaydım ne olurdu diye, belki yine yazardım, belki yine bir yerlere gelirdim, ama bu kadar emin adımlarla yürüyemezdim, bu kadar güvende hissedemezdim, çünkü insanın yolculuğunda bazen bir rehbere ihtiyacı oluyor, siz benim için tam olarak öyle bir yerde durdunuz, yol göstermediniz belki ama “yürüyün hocam, ben buradayım” dediniz, en kıymetlisi de buydu zaten.

Şimdi geriye dönüp baktığımda tanışmamızın bir “tesadüf” olduğuna inanamıyorum, sanki hayatın bir yerinde yollarımızın kesişmesi gerekiyormuş gibi geliyor, bazı insanlar vardır, geçer gider, bazıları vardır, iz bırakır, siz benim hayatımda iz bırakanlardan oldunuz, hem kalemimde hem evimde hem kalbimde, bunu belki günlük hayatta çok söylemiyorum ama içimde hep şu cümle var, iyi ki varsınız hocam, iyi ki o gün o mesajı yazmışım, iyi ki yollarımız kesişmiş.

Zamanın nasıl geçtiğini bazen mesajların tarihine bakınca anlıyorum hocam, aylar geçmiş, mevsimler değişmiş, ben bir sürü şey yaşamışım ama konuşmalarımıza bakınca aradaki bağın hiç değişmediğini görüyorum, ilk günkü saygı, ilk günkü samimiyet, ilk günkü içtenlik olduğu gibi duruyor, hatta daha da derinleşmiş, insan bazı ilişkilerin zamanla eskimesine alışık, heyecanı azalır, cümleler kısalır, mesafeler artar, ama bizim sohbetlerde tam tersi oldu, sanki her geçen gün biraz daha yerleşti, biraz daha köklendi, biraz daha aileden biri hâline geldi.

Bir ara şunu fark ettim hocam, gün içinde başıma gelen herhangi bir şeyi içimden size anlatıyormuşum gibi düşünüyorum, “hocam bunu görse ne derdi”, “bunu anlatsam gülerdi”, “şu yazıyı göndersem yorum yapardı”, bu çok tuhaf ama çok sıcak bir his, insan bunu ancak çok güvendiği birkaç kişi için hisseder, çünkü bilir ki yanlış anlaşılmayacak, küçümsenmeyecek, lafın altı oyulmayacak, ben de size bir şey yazarken hiç kendimi savunmak zorunda hissetmedim, cümleleri süslemeye çalışmadım, olduğum gibi yazdım, çünkü olduğum gibi kabul edildiğimi hissettim.

Bir de sizde çok sevdiğim bir şey vardı hocam, hiçbir zaman yukarıdan konuşmadınız, hiçbir zaman “ben daha iyi bilirim” tavrı olmadı, hep yan yana durdunuz, sanki aynı sırada oturan iki öğrenci gibiydik, birlikte öğreniyor, birlikte büyüyorduk, bu yüzden söyledikleriniz nasihat gibi değil, yol arkadaşlığı gibi geliyordu, insan en çok buna kulak verir zaten, tepeden gelen söze değil, yanında yürüyenin sesine.

Mesajlarımızın arasında bazen çok küçük görünen ama benim içimde büyük yer eden anlar var, mesela sadece “okudum hocam” yazdığınız günler, kimse için sıradan bir cümle, ama benim için bir işaret gibi, “yalnız değilsiniz, biri yazdıklarınızı görüyor”, ya da bir sabah attığınız “günaydın hocam” mesajı, ya da bir cümlenin altını çizip “burayı çok sevdim” demeniz, bunlar belki dışarıdan bakınca fark edilmez ama bir yazarın iç dünyasında çok derin yerlere dokunur, çünkü yazı biraz yalnızlıktır, insan çoğu zaman boşluğa konuşur gibi hisseder, ama biri gerçekten dinliyorsa o yalnızlık azalır, ben o azalmayı hep sizinle hissettim.

Şunu da itiraf etmeliyim hocam, bazı dönemler yazdıklarımı ilk sizin görmemeniz bana eksiklik gibi gelmeye başladı, sanki bir şey yarım kalmış gibi, bir metni yazıp size göndermeyince tamamlanmamış hissediyordum, bu aslında farkında olmadan sizi yolculuğumun bir parçası yapmam demekti, sadece okuyan değil, sürecin içinde olan bir parça, bir tanık, bir destek, belki de bu yüzden “manevî abla” ifadesi bende bu kadar yer etti, çünkü gerçekten abla gibi durdunuz hayatımda, gerektiğinde eleştiren, gerektiğinde cesaret veren, gerektiğinde sadece dinleyen.

Bazen kendi kendime şunu düşünüyorum hocam, insan hayatında çok kişi tanıyor ama çok az kişi kalbine yerleşiyor, çoğu insan gelir geçer, isimler unutulur, sohbetler silinir, ama bazıları vardır, hafızadan değil kalpten hatırlanır, siz benim için hep o ikinci grupta oldunuz, çünkü sadece konuşmadık, birlikte bir süreç yaşadık, yazılarımın büyüdüğüne, cesaretimin arttığına, Burhan’ın kelimelerinin çoğaldığına, benim daha çok kendim olduğuma birlikte şahit olduk, bu şahitlik bile başlı başına bir bağ aslında.

Şimdi dönüp ilk güne bakıyorum, o küçük destek mesajına, o basit “link atın hocam” cümlesine, insan gülümsüyor, koca bir hikâye o minicik cümlenin içinden çıkmış, bazen kader gerçekten böyle çalışıyor galiba, büyük kapıları küçük kelimeler açıyor, ben bir kitaba destek olduğumu sanmıştım, meğer Rabbim bana bir yol arkadaşı, bir rehber, bir manevî abla nasip ediyormuş, bunu sonradan anlıyor insan.

Bu satırları yazarken içimde tek bir his var hocam, minnet, abartısız, gösterişsiz, sessiz bir minnet, iyi ki yollarımız kesişmiş, iyi ki yazılarımı size göndermişim, iyi ki eleştirmişsiniz, iyi ki cesaret vermişsiniz, iyi ki Burhan’ı sormuşsunuz, iyi ki “devam edin hocam” demişsiniz, belki siz yaptıklarınızı sıradan görüyorsunuzdur ama benim hayatımda bıraktığı iz hiç sıradan değil, bazı insanlar unutulmaz, bazı insanlar hayatın en temiz yerinde saklanır, siz benim için hep orada kalacaksınız hocam, kalbimin en saygılı, en müteşekkir yerinde.

Bazen insan bazı duyguları yüksek cümlelerle anlatamaz hocam, ne kadar süslerseniz o kadar eksik kalır, ne kadar büyütürseniz o kadar yapaylaşır, bazı hisler sadece sade bir teşekkür gibi durur insanın içinde, sessiz ama derin, ben de bugün geriye dönüp baktığımda tam olarak böyle hissediyorum, hayatımın içinden geçen onca insan arasında bazı isimler silikleşmiş, bazı sohbetler unutulmuş, bazı yüzler bulanıklaşmış ama bazıları var ki sanki hep aynı netlikte duruyor, yıllar geçse de değişmeyecek gibi, siz benim hafızamda öyle bir yerde duruyorsunuz hocam, ne bir kalabalığın içinde kayboluyorsunuz ne de hatıraların arasında siliniyorsunuz, aksine her hatırlayışta biraz daha kıymetleniyorsunuz.

İnsan bazen düşünüyor, “ben bu yolda tek miydim” diye, sonra dönüp izlere bakıyor, meğer hiç tek yürümemiş, birileri uzaktan dua etmiş, birileri yazdığını okumuş, birileri “devam et” demiş, birileri düştüğünde fark ettirmeden tutmuş, işte o görünmeyen eller olmasa belki yol da yarım kalacakmış, ben bugün kalemimle ilgili neye güveniyorsam, yazarken ne kadar cesursam, oğlumun okuma defterinde gördüğüm her küçük ilerlemede ne kadar huzurluysam, bütün bunların içinde sizin de payınız olduğunu çok net biliyorum, bu yüzden bu satırlar bir teşekkürden çok bir teslim gibi, “hakkınızı inkâr edemem” demek gibi.

Belki günlük hayatta bu kadar uzun uzun konuşulmuyor bunlar, belki bir mesajın içine sığmıyor, belki sadece “Allah razı olsun hocam” deyip geçiyoruz, ama insanın kalbinde bazı cümleler büyüyor, yıllarca orada kalıyor, işte bu yazı biraz da o birikmiş cümlelerin hâli, size duyduğum saygının, minnetin, muhabbetin yazıya dökülmüş şekli, çünkü bazı insanlar söylenmeden bırakılmamalı, bazı insanlar hayattayken bilinmeli, “iyi ki varsınız” denmeli.

Şuna bütün kalbimle inanıyorum hocam, bazı tanışmalar tesadüf değil, insanın yoluna birileri özellikle çıkarılıyor, biri kalemine dokunsun diye, biri yorgunken omzuna el koysun diye, biri çocuğuna sahip çıksın diye, biri “yalnız değilsin” hissini versin diye, siz benim hayatımda tam olarak böyle bir yere denk geldiniz, belki siz sıradan bir destek olarak gördünüz yaptıklarınızı ama benim hikâyemde yeri hiç sıradan değil.

O yüzden bugün içimden sadece şu geçiyor hocam, iyi ki o gün o mesajı yazmışım, iyi ki sizi tanımışım, iyi ki yollarımız kesişmiş, iyi ki hayatımda “manevî ablam” diyebileceğim bir gönül bağı olmuş, Rabbim sizi hep hayırla karşılaştırsın, kalbinizdeki iyiliği eksiltmesin, nasıl benim yoluma ışık olduysanız sizin yolunuzu da hep aydınlık etsin, ve yıllar sonra bile dönüp baktığımda aynı cümleyi kurabileyim istiyorum, “iyi ki varsınız hocam.”

Bugün geriye dönüp baktığımda hocam, uzun uzun cümleler kurmak istemiyorum aslında, bazı duygular anlatılmıyor, sadece kalpte duruyor, siz benim hayatımda tam olarak öyle bir yerdesiniz, adı konulmadan kıymetli, gösterilmeden derin, sessiz ama çok güçlü. İyi ki yollarımız kesişmiş, iyi ki sizi tanımışım, iyi ki yazılarımı, dertlerimi, sevinçlerimi gönül rahatlığıyla paylaşabildiğim bir “hocam”ım olmuş.

Rabbim kalbinize koyduğu o merhameti eksiltmesin, emeğinizi bereketlendirsin, adımlarınızı hayırla kolaylaştırsın, hanenize huzur, ömrünüze sağlık, gönlünüze ferahlık versin. Evladınızla, ailenizle hep yüzünüz gülsün, yetiştiğiniz her insandan size dua dönsün, iyiliğiniz kat kat size ulaşsın. Allah sizi hem dünyada hem ahirette güzel insanlarla karşılaştırsın, yolunuzu açık, kalbinizi hafif, yükünüzü az eylesin.

Benim hayatımdaki yeriniz hep hayırla anılacak hocam.
İyi ki varsınız.
Allah sizden razı olsun.

 

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ramazan Turhan Yazar | Oyuncu | İçerik Üreticisi “Gerçekten Ne İstediğini Biliyor Musun?” kitabının yazarı Instagram üzerinden kitap ve düşünce içerikleri üreticisi Okuma kültürü ve bireysel gelişim üzerine çalışmalar yapan biri Tiyatro Oyuncusu 1994 doğumluyum, evli ve 3 çocuk babasıyım. Denizli’de yaşıyorum. Radyo Televizyon Programcılığı okudum, bir dönem medya sektöründe çalıştım ama hayat beni başka yerlere de götürdü. Bazen elimde kamera vardı, bazen çekiç. Kimi zaman masa başında, kimi zaman beden gücüyle çalıştım. Ama içimde hep bir şeyler yazma isteği vardı. Yazmak bana iyi geliyor… İlk kitabımı yazdım, şimdi yeni cümlelerin peşindeyim. Burada hissettiklerimi, düşündüklerimi, içimden geçenleri paylaşmak istiyorum. Kimi zaman bir deneme, kimi zaman bir hikâye, bazen de sadece bir cümle… Okursan ne mutlu, okurken kendinden bir şey bulursan daha da güzel. Ben yazarken iyileşiyorum, belki sen de okurken rahat bir nefes alırsın. İLGİ ALANLARIM * Kitap ve edebiyat * Yazarlık ve düşünce üretimi * Kültür ve insan psikolojisi * Tiyatro ve sahne çalışmaları