Deyimlerin Bize Öğrettiği Şeyler: Mum Gibi Olmak!

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Mum gibi ol

10 Nisan 2026 - 01:32
10 Nisan 2026 - 01:32 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 30  88
Deyimlerin Bize Öğrettiği Şeyler: Mum Gibi Olmak!

Hz.Mevlânâ'nın "Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez" sözü, bilgi, sevgi ve iyiliğin paylaşıldıkça azalmadığını, aksine çoğaldığını ve yayıldığını vurgular. Bu ifade, cömertlik ve başkalarına yardım etmenin, kişinin kendi değerinden veya imkânlarından eksiltmediği, bilakis manevi bir zenginlik kattığı mesajını taşır. Mevlânâ'nın öğretileri bize paylaşmanın, dayanışmanın önemini vurgular. Etrafımıza ışık saçmak için önce mum gibi yanmamız gerekir. İyilik yapmayı, fedakârlığı, cömertlik gibi ulvî değerleri ahmâklık, enâyilik gibi gösteren bir sistemin esâreti altında yaşamaya ve bu güzellikleri yaşatmaya çalışıyoruz. Kötülük her kişinin, iyilik er kişinin işi ve marifetidir. İyiliğe adanan gönüllere selâm olsun! Yanmak kolay değildir, mum gibi olmadan insanın çevresine ışık saçması hiç de kolay değildir.

Hayat zorluk temelleri üzerine bina edilmiştir. Çalışmadan, didinmeden, yorulmadan hiçbir şey elde edilmez. Bırakın başkasına el uzatmayı, ön ayak olmayı, kendine bile faydası olmaz insanın. Mevlana'nın: "Hamdım, Piştim, Yandım" sözü, insanın manevi yolculuğunu ve tasavvufî olgunlaşma sürecini özetleyen üç temel aşamadır. Hamdım; cahillik ve benlik hâlini, Piştim; eğitim ve nefs terbiyesi ile olgunlaşmayı, Yandım ise ilahi aşkla ego ve benlikten tamamen sıyrılarak Hakk'a teslim olmayı temsil eder. Mum kıvamına gelinceye dek geçen sürede 'hamlık' dan 'yanma' ya kadar birçok zahmetler, zorluklar, imtihanlar gelir başına. Sabır da kolay değildir. Gerek kendi iç dünyasıyla gerekse kendi dışındaki olağanüstü durumlara maruz kalınır. Bu hengâme içerisinde gösterilen tepki ya olgunlaşma sürecine destek olur ya da bu süreci tıkayan bir hâl alır. Güneş hergün bizlere ısı ve ışık verirken sönmüyor,  durulmuyor, bıkmıyor, şikâyet etmiyor. Güneş muntazaman verdiği ısı ve ışıktan da hiçbir şey kaybetmiyor.

Bulutlar tüm canlılara hayat kaynağı olan yağmur damlalarını yeryüzüne indirmekten bir an olsun vazgeçmiyor...

Arı şifa kaynağı olan balı yapmaya, deve, inek, koyun gibi mübârek hayvanlar bize etini, sütünü veya derisini sunmaya devam ediyor .

Hayat ve ölüm kendisi için yaratılan insan ise tam tersini yapmakta ısrar ediyor...

Yaratılan diğer tüm varlıklar insana hizmet ederken, Allah'ın verdiği görevi layığıyla yerine getirirken; insanoğlu bilerek bozuyor, yakıyor, yıkıyor...

Oysa yeryüzündeki en şerefli varlık ve diğer varlıklara en çok rahmet vesilesi olması gereken insan ırkıdır...

İnsanoğlu fıtratı itibariyle kazanmaya odaklı, kaybetmekten korkan, geçim sıkıntısından komşusunu, ailesini,dost ve ahbaplarını unutan birine dönüşebiliyor.

Mevlânâ gibi eski zatların kaybetmekten korktukları tek şey Allah'ın sevgisi ve Allah'ın rızası...

Onları diğergâm ve fedakâr yapan en önemli şey yüreklerindeki imandı. "Hakiki İmanı elde eden kainâta meydan okur." Hakiki imanı elde eden elindekini paylaşınca aç kalacağından korkmaz.

Aksine ehl-i iman; gidenin yerinin daha hayırlısıyla dolacağından asla tereddüt etmez.

İman insanı kâmil yapar. İnsan-ı kâmil başkasının derdini dert edinendir. İnsan-ı kâmil kendisini dinî ve fennî bilgilerle donatmadan başkasının karanlık dünyasına ışık taşıyamayacağının farkındadır. Bunun için gece gündüz demeden hem kendi nefislerini terbiye etmek hem de başka insanların hayatlarına güzelliklerle, iyiliklerle dokunabilmek için çalışırlar.

Bir ağaç meyve vermek için nasıl uzun bir süreçten geçiyorsa, daha fidanken sulanmasından budanmasına, ordan da meyve vermesine kadar, insan da etrafını güzelliklerle donatmak için maddî ve manevî değerlerle beslenmelidir. Bilhassâ manevî olgunluğa eriş(e)memiş bir insanın başkası için fedakârlık yapması, nefsini ona feda etmesi mümkün olmaz. Zira bu güzel vâsıflar ruhanî bir şeydir. Kalp ve ruhu beslemeden, bazı çetin sınavlardan geç(e)emeden, kısaca mum gibi erimeden etrafımıza ışık saçamayız. Verdikçe azalan değil artan bazı şeyler vardır: Sevgi, muhabbet, rızık...

Semâvi dinler veren elin alan elden hayırlı olduğunu belirtir, paylaşmaya teşvik eder. İnfâk etmenin belâ ve musibetleri engelleyeceğinden, giden malın yerine daha bereketli bir şeyin geleceğini, kul verdikçe Allah'ın da kuluna bolluk ve bereket vereceğini bildirir...

Niyetimiz ne kadar iyi olursa olsun bilgi ve beceri kazanmadıkça faydalı insan olamayız. Hâmlıktan da kurtulacak mücâdeleyi vermedikçe kendi kabuğumuzu kırmadıkça başkasına hiçbir zaman faydamız dokun(a)maz!

İnsan başka gönüllere dokunmak için evvela kendi gönül dünyasını inşa ve ihyâ etmelidir. Kalp bir et parçasıdır, gönül ise bambaşka bir alemdir. Bu aleme güzel tohumlar ekilirse dışarıya taşacak, yeryüzünde neşv-ü nema bulacak meyveler de o nispette güzel olur, dokunduğu yüreklere nûr olur, rahmet olur, huzur ve bereket olur...

~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍? 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Abdulaziz ADAKAN Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrasında Yeşeren Ümitler adlı eserlerin müellifi. Abdulaziz Adakan, 1985 yılında Van’ın Gevaş ilçesinde, sert bir Şubat soğuğunda dünyaya geldi. Eğitim hayatına Gevaş’ta başlayan Adakan, lise öğrenimini Van Mehmet Akif Ersoy Lisesi Yabancı Dil (İngilizce) bölümünden mezun olarak tamamladı. İlk ÖSS sınavında iki yıllık İlahiyat Fakültesini kazanmasına rağmen, maddi ve manevi imkânsızlıklar nedeniyle bu hayalini gerçekleştiremedi. Çocukluğundan beri yakasını bırakmayan sağlık sorunları nedeniyle eğitimine uzun bir ara vermek zorunda kalan Adakan, içinde ukde kalan üniversite hayalini yıllar sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Turizm Rehberlik bölümünü okuyarak gerçekleştirdi. Birden fazla ajanstan farklı diziler için oyunculuk teklifi almasına rağmen manevî sebeplerden ve bu sektörün ahlâkî değerlerden gün be gün uzaklaşması nedeniyle bu teklifleri reddedip sektörden uzak durmayı tercih etti. Şu anda memleketinden uzakta, inşaat sektöründe çalışmakta olan Adakan, zorlu çocukluk, gençlik ve evlilik dönemlerine rağmen sevgi, umut ve mücadeleyle dolu yaşamından ilham alarak kalemini edebiyat dünyasına adadı. Hem yaşadığı feci bir kaza nedeniyle ulaşamadığı çocukluk ve gençlik hayallerini hem de gerçek yaşam öyküsünü eserlerine yansıtan Adakan, yazın dünyasına güçlü bir giriş yaptı. 2025 yılında yayımladığı ilk romanı Uzun Bir Hikâye ve ilk hikâye kitabı Hayallerinin Peşinden Koş ile edebiyat dünyasına adım atan yazar, kalemiyle ilham vermeye devam etmektedir. Ayrıca, yazmakta olduğu yeni eserleriyle de edebiyat yolculuğunu sürdürmektedir. Yazdığı eserler'le gönül'den gönüle köprüler kurmayı hedefleyen Adakan,Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrası'nda Yeşeren Ümitler adlı kitaplarla Manevî Edebiyat'a Katkı ödülüne layık görülmüştür. Hâlâ yazmaya devam ettiği eserlerle edebiyat yolculuğuna kararlılıkla devam etmektedir. Abdulaziz Adakan, 2025 yılı itibarıyla Fikirizleri.com platformunda köşe yazarı olarak yer almakta ve yazılarıyla okurlarına dokunmaktadır. Son olarak Adakan, hayatını özetlerken şu sözleri dile getirmektedir: "Hâlâ nefes alıp verebiliyorsam, bunu sevgiye ve inanca borçluyum."