(A)NORMAL AKTİVİTE “Küstüm Oynamıyorum”

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

(A)NORMAL AKTİVİTE “Küstüm Oynamıyorum”

16 Mayıs 2026 - 18:13
16 Mayıs 2026 - 18:13 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 3  35
(A)NORMAL AKTİVİTE “Küstüm Oynamıyorum”

(A)NORMAL AKTİVİTE

“Küstüm Oynamıyorum”

Elleri cebinde, yolun kenarında etrafa bakınıp ne yapacağını düşünüyordu. Tatlı ilkbahar mevsiminin bir pazar günü, hafta sonu mesaisinden dönerken emektar arabası, “Küstüm, oynamıyorum,” diyerek çıkmıştı oyundan. Hâlbuki yeni yaptırmıştı eksiklerini sanayide. Fakat eskiydi ya hani; bir yerini yaptırdığı hafta, diğer yeri su koyuyordu.

Yeni çiseleyen yağmurun ıslattığı yola baktı. Yeryüzünü son kez selamlayan güneşin ışıklarının yerdeki yansımasına dikkat kesildi. Tüm kalabalığın ortasında sessiz bir an gibi… Vardı. Yeryüzünde bir kütle olarak yer işgal ediyordu. Fakat ruhu, manevi varlığı kimsenin umurunda değildi. Bu yol kenarında günlerce kalsa, emektar arabasının kapladığı yer kadar dikkat çekebilirdi anca.

Arabasının önüne geçti. “Hiç olmazsa bu işe yarasın,” diyerek kaputuna yaslandı. Bir sigara yaktı ve bulunduğu yolun sonundaki kavşak noktasını izlemeye koyuldu.

Tepkisizdi. İçinde kopan fırtınayı dışarıya yansıtmıyordu artık. Yansıtsa bile ne değişecekti ki?

“Anca rezillik,” dedi kendi kendine.

Bozulan arabasını çektirmek için çekici çağırmadı ya da motor kaputunu açıp arabayı çalıştırmaya çabalamadı bile. Sürekli bir şeyleri düzeltmeye emek çekiyordu ya, bu sefer de böyle olsundu. Maaşının yarısını arızalarına gömdüğü aracı lazım olduğu yerde bozulur, yıllarca kol kola yürüdüğü insanlar destek istediğinde imkânsızı oynardı. Ne olacaktı? Bu kez de dağınık kalsındı. Çabalayıp çabalayıp aynı yere geri dönmektense, hiç çabalamadan yerinden kıpırdamamak daha evlaydı belki.

Düşündü. Düşündükçe kayboldu. Kıytırık bir araba bile maddi karşılığı olmadan iş görmüyorsa, insanlar neden sadece duygusal karşılıklar için emek harcayacaktı? Ciğerlerine çektiği sigara dumanı bile bedava değildi. Hatta gizli vergilerle oksijene bile para veriyorlardı. Bu topraklarda yaşamak istiyorsanız, nihayetinde bir katma değer sağlamalıydınız. Bu sadece burası için değil, dünyanın her yeri için böyleydi. Fakat düşünmeden kendini alıkoyamadı: Başka bir ülkeye, başka bir coğrafyaya gitse sonuç değişecek miydi?

Başka bir ülkeye gitmeyi düşündü bir süre. Son Almanya girişiminden dersini almış olsa da ütopya gibi gelen İsviçre, Yeni Zelanda belki de… Fakat düşüncesi sınır kapısına gelene kadardı. Bu ülkeler neden onun kendi topraklarında barınmasına izin verecekti ki? Bırak barınmayı, düşündüğü yerler turist vizesi bile vermezlerdi. Sonuç olarak oralarda da yeryüzünde kapladığı hacmi ya da ruhu değildi mesele. İnsanlar nerede olursa olsun banka hesabı kadar yer kaplıyordu günümüzde.

Bunun dinle diyanetle de ilgisi yoktu. Kimse, “Sen Müslümansın, İslam’ın beş şartından biri hacca gitmek; hadi bedava hacca git ya da gücün yettiği kadar öde,” dememişti. Kendisinden geçtim, bir başkasına teklif edildiğini de görmemişti. Manevi olarak da cebi kadar yer kaplıyordu. Bunu hissetti.

Öbür tarafta, yirmi kez umreye, bilmem kaç kez hacca gitmiş adamla cennet konusunda boy ölçüşecek hâli de yoktu. Falancaların sırasıyla onlarca adama yemek ikram ettiği sohbetlere de katılmıyordu ki birkaç süslü cümle ile vaaz edebilsin. Manevi âlemi için yer edinme çabasının da cebinden geçtiğini düşündü. İlla ki Allah’ın indirdiği din bu değildi ama kullar dini bu hâle getirmişti. Yıllarca öğrendiği “bir şeyin ya yanındasındır ya karşısında” anlayışı da bu gruplara dâhil olamadığı için kendini dinsiz gibi görmesine yol açıyordu. Hakikat bu değildi ama neyse idi… Neyse.

Başını, kaputunda oturduğu arabasına çevirdi.

“Çalışma. Kontağına bir kez basarsam bugün adam değilim.” dedi.

Vergisini ödediği havanın, çilesini çektiği toprağın kokusunu ciğerlerine doldura doldura yürümeye başladı.

“Öyle ya,” dedi. “Biraz da dağınık kalsın.”

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow