40 Kıyam, 40 Sual, 40 Kıyım

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
13 Nisan 2026 - 17:45
 0  18
40 Kıyam, 40 Sual, 40 Kıyım

İhdinâs sırâtel mustakîm

 “Bizi, dosdoğru olan yoluna ilet!”

 

Günde kırk defa kurşun gibi dökülürken dillerden bu dua,

Her defasında mı sapıyoruz o yolun en keskin virajından?

Adanmışlık bir vitrin süsü müdür yoksa damarda dolaşan kan mı?

Hangi secdenin alnında biriktirdik biz bu kibri?

Rükuda eğilen belimiz mi yoksa sadece omurgasızlığımız mı?

Sırat-ı müstakim derken ayağımız neden hep batıdan yana kayıyor?

Doğru yolu isterken yanlış yolların asfaltını kim döşedi ruhumuza?

Eleştiri dediğimiz bir neşterse eğer neden hep başkasının yarasına vuruyoruz?

Nefsimizin karanlık dehlizlerinde fener yakmaya vaktimiz mi yok?

Müslüman olmanın konforu, mümin olmanın sancısını mı boğdu?

Kırk vakit, kırk kapı, kırk yalan mı sığdırdık bir ömre?

Yolun kenarında mı bekliyoruz, yol nerede bilmezken?

Elimizdeki tesbihi vicdanımızı susturmak için mi çekiyoruz?

Allah’ın ipine sarılmak varken neden pamuk ipliklerine bağlandık?

Kabe’ye dönen yüzümüz kalbimizin hangi putuna bakıyor aslında?

Hakkı söylemek için neden birilerinin susmasını bekliyoruz?

Adalet sadece bize lazım olduğunda mı hatırladığımız bir ayet?

Komşumuz açken biz hangi lüksün şükrünü eda ediyoruz?

Sorgulamak günah mı, sorgulanmaktan da mı korkmuyoruz artık?

Kırk kere bizi ilet derken, gitmemek için neden direniyoruz?

Kimin için bu nümayiş?

Göğsümüzde taşıdığımız iman, kimlik kartı kadar da mı ağır değil?

Kelimelerimiz neden bu kadar yumuşak, eylemlerimiz neden bu kadar kof?

Zulmün karşısında susan dilimiz, hangi cennetin anahtarını bekliyor?

Dünya telaşı mı bitti de biz ahireti bir kenara iliştirdik?

Kendi putlarını kırmadan, İbrahim’in yoluna nasıl talip olursun?

Gözyaşın neden sadece kendi derdin için akıyor?

Dua etmek sorumluluktan kaçmanın bir yolu mu oldu artık?

Müstakim olan yol belliyken bu zikzaklar kimin icadı?

Hangi aynaya baksak, neden yabancı bir yüz görüyoruz karşımızda?

İhlas dediğin sadece bir surenin adı mı kaldı zihnimizde?

Neden her fırtınada ilk önce ilkelerimiz savruluyor?

Kötülükten iyiliğe hicreti unuttuk mu yani?

Cihadı sadece kılıçta sananlar nefis kalesini kime teslim etti?

Bu kadar soru arasında cevabı nerede kaybettik biz?

Son nefeste mi anlayacağız müslüman olmanın yükünü?

Hala mı susacağız, hala mı uyuşuk kalacak bu irade?

Kırk sorunun hangisi kalbini delip geçecek ey Müslüman?

Kendinden başka kimi aldattığını sanıyorsun?

Kırk defa eğilip kalkmak, bir duruş sahibi yapmadı mı yoksa seni?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Hüseyin Aslan 12 Eylül 1994’te Göztepe’de, babamın dadaş vakarı ile annemden miras kalan Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında, çok sesli bir kültürün içine doğdum. Çocukluk düşlerimde ağaca dokunmak, ona şekil veren bir marangoz olmak vardı ancak rasyonel yaşam beni 2018 yılında bir Endüstri Mühendisi olarak hayatın devasa pazarına bıraktı. O günden beri Proje Yöneticisi unvanıyla sistemlerin ve karmaşanın ortasında yol alıyorum. Kelimelerle olan hakiki münasebetim ise 2016 yılında başladı. 2022’de şahsi blogumda inşa etmeye çalıştığım yazın dünyası, iş ve hayat dengesinin o bitmek bilmeyen savaşına bazen yenik düşse de, yazmaktan vazgeçmedim. İş hayatının gri dünyasından her fırsatta kaçıp, hiçbir zaman tam olarak bırakmadığım o kadim limana, şimdi tekrardan, edebiyata sığınıyorum.