HERKES HER ŞEYİN UZMANI OLDU

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
22 Mayıs 2026 - 21:50
22 Mayıs 2026 - 21:50 ⏱ 2 dk Okuma Süresi
 8  35
HERKES HER ŞEYİN UZMANI OLDU

Eskiden insanlar dert anlatırdı, şimdi teşhis koyuyor. Kimse üzgün değil artık; çocukluk travması var. Kimse kaba değil; narsist. Kimse yorgun değil; tükenmişlik sendromu yaşıyor.

İnsanlığın yerini terimler aldı.

Çok insani olan hâl ve hareketlerin birer ismi olması rahatsız edici geliyor bana. Düşünsenize… Bundan birkaç sene önce kadınların yaptığı altın günlerinde konuşulan, gülüp geçilen konuların şimdi herkesin dilinde teşhisleri var :)

Adam düpedüz kaba, nasıl davranacağını belki bilmiyor ama ilk harekette narsist damgası yiyor. Hayat eskiden de yorucuydu; herkes geçim derdinde koşturur, akşam evinde kanapeye yığılır kalırdı ama kimse tükenmişlik diye kendini ayrı bir dünyada sanmazdı.

Sıradan bir mevzuya bile üzülmeye hakkımız kalmadı. Belli edersek çocukluğumuza inmeye çalışıyorlar çünkü.

Peki bize ne oldu? Neden birdenbire herkes her şeyin uzmanı oldu? Bilgi çöplüğüne dönen telefonlarımız yüzünden mi, yoksa cahildik de uyandık mı? Veya daha beteri; gittikçe cahilleşip bunu kapatmaya mı çalışıyoruz?

İnsanız… Sadece insan…

Her hissettiğimize, her yaptığımıza bir anlam yüklemek ve karşımızdakini analiz etmek yerine; insana verilen en büyük özelliği kullanıp biraz düşünmek, düpedüz yaşamak için yeterli gibi geliyor bana…

Ama düşünürken bir takım terimleri kullanmak zorunda olmadığımızı hatırlatmak istedim sadece…

İnsan olmak, her duyguya akademik isim koymadan da mümkündü aslında.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Özge Güneş 1976 Konya-Akşehir doğumludur. Yazarlık ve köşe yazarlığı alanında çalışmalarını sürdürmektedir. İnsan psikolojisi, gündelik hayatın görünmeyen yönleri ve bireyin iç dünyası üzerine yazılar kaleme almaktadır. “Şirret Ajans” adlı romanı yayımlanmıştır. Yazılarında sade bir dil ile derinlik kurmayı ve okuru düşünsel bir sorgulamaya davet etmeyi amaçlar. Roman, hikâye, metin ve monolog türlerinde; olaydan çok insanın iç sesine, düşüncenin kırılma anlarına ve görünmeyen hikâyelere odaklanır.