HADİ

Saatin sesi, sabahın sessizliğini ani bir irkilme eşliğinde böldü. Gözkapaklarındaki akşamdan kalma rimel kalıntısı yüzünden görüntüyü bir türlü netleştiremeyen kadın, her gün aldığı cilt bakım rutini kararının da tıpkı diğer kararları gibi eylemsiz kaldığını acı verici bir bıkkınlıkla hatırladı. Belli ki birileri “hadi” dememişti bu işler için. Yatakta doğrulmasıyla, eğer acele etmezse işe geç kalacağı duygusu, kafasındaki sis bulutlarının bir anda dağılmasını sağladı.

Kasım 5, 2025 - 16:57
Kasım 7, 2025 - 13:20
 1  171
HADİ

HADİ

               Saatin sesi, sabahın sessizliğini ani bir irkilme eşliğinde böldü. Gözkapaklarındaki akşamdan kalma rimel kalıntısı yüzünden görüntüyü bir türlü netleştiremeyen kadın, her gün aldığı cilt bakım rutini kararının da tıpkı diğer kararları gibi eylemsiz kaldığını acı verici bir bıkkınlıkla hatırladı. Belli ki birileri “hadi” dememişti bu işler için. Yatakta doğrulmasıyla, eğer acele etmezse işe geç kalacağı duygusu, kafasındaki sis bulutlarının bir anda dağılmasını sağladı.

Geç kalmak...

               İşe, okula, spora, çocuklara, yemeğe, sohbete... Sahi, hayata kaç çeşit geç kalabiliyordunuz?
Çocukluğundan beri peşini bırakmayan “hadi” sözcüğü müydü seni “sen” yapan?

               Bunu ne zaman düşünse kendini sorguladı. “Hadi çocuklar, yatağa!”, “Hadi arkadaşlar, geç kalıyoruz!”, “Hadi canım, sonra yaparsın onları!”, hatta bu da yetmez, olayı dünyanın en önemli meselesi gibi köpürtürsün: “E hadiyin ama!”

               Bu sihirli sözcük adeta bir miras gibi anneden çocuğa geçiyor ve her oyuna adapte olabilen yeteneği sayesinde, zihninin görünmez perdelerinde binlerce kez sahne alıyordu.

               Hangi güç bu kelimeyi fısıldıyordu her anında, bilemiyordu. Vücuduna bir kere bulaşmış olan bu illet virüs hem rahatsız ediyor hem de itici gücü sayesinde yapmak istediklerinin önündeki engelleri kaldırıp harekete geçiriyordu. Yetişemediklerimize bir serzeniş gibiydi; gergin ama kararlı, baskıcı ama üretken... Offf...

               Neden bir başkasının çağrısıyla hayata geçmek zorunda hissediyordu? Başkalarında olan o çılgın yaşam enerjisi eşliğindeki cesaret niye bu kadının yanından bile geçmiyordu? Zira sonsuz kelimeleri vardı, hayatı anlamak için… Onları kullanıp yazı yazmaya başlamak için...

               Neden “yapabilirsin” kelimesini duymayı beklediğini, ısrarla hak ettiğini kendine tekrarlamadan bir işe başlayamadığını bilmiyordu. Kendisine yaşattığı telaşenin ve sevdiklerine yansıyan bu gürültücü baskının yorgunluğundan sıyrılmak için bile “Hadi ama, bırak şu takıntıları!” demek son derece ürkütücü geliyordu.

               Bu yılgın hayat ona ne demeliydi ki? Kendi isteğiyle, kanıyla, canıyla, tırnağıyla bir karar versin bu kadın. Bugünlerde hayat, şansa inanmayı “hadilemişti” ona sanki… Umudun hemen yanı başında olabileceğini hatırlatan o yankı:

               Belki bir roman değil ama minik bir anı yazabileceğinin yankısı satırlara döküldü nihayet.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow