Fikrimin İzleri: 2. Bölüm Aynadaki Yabancı

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Yarattığın bir fikrin, artık sana yabancılaşmaya başladığı o çetin eşik... 'Aynadaki Yabancı', bir yazarın kendi zihninden doğan eserle yüzleşmesini, mükemmeliyetin kibrini bir kenara bırakıp 'çatlaklardan sızan ışığı' keşfetmesini anlatan, yazma eyleminin ruhuna dair bir yolculuk.

25 Mayıs 2026 - 20:07
25 Mayıs 2026 - 20:07 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 3  34
Fikrimin İzleri: 2. Bölüm Aynadaki Yabancı
Eski bir çalışma masasının üzerinde defter, kalem ve fincan dururken aynaya bakan bir yazar.

Fikrimin İzleri: 2. Bölüm - Aynadaki Yabancı 

Yolun üçüncü durağındayım. İlk bölümde fikrin doğuşunu, ikinci bölümde o fikrin sessizlikte nasıl demlendiğini konuştuk. Şimdi ise karşılaştığım o en çetin eşikteyim: Yarattığın fikrin, yani o zihinsel evladının, artık sana yabancılaşmaya başladığı o "ayrılık" anındayım.

Yazmanın en ironik tarafı budur; aylarca, hatta yıllarca zihninizde büyüttüğünüz, her gece üzerine düşündüğünüz o karakterler, o olay örgüsü, o kavramlar; kağıda dökülüp son noktayı koyduğunuz gün, aslında artık size ait değildir. Sırrın Aynasında Yüzartif’i yazarken tam olarak bunu hissediyorum. Yüzüncü bölümleri geçerken, kalemimden çıkan cümleler bazen bana, "Bu cümleyi gerçekten ben mi kurdum?" dedirtiyor. Fikirler, kendi bağımsızlıklarını ilan ediyor.

İnsan dokunuşu, burada kendini "kabulleniş" ile gösteriyor. Yazdığınız metinle aranıza mesafe koyduğunuzda, aslında kendi sınırlarınızla da tanışıyorsunuz. Bir yazar için en zorlu yüzleşme, kendi kurduğu dünyada bir yabancı gibi hissetmektir. Ancak bu yabancılaşma, eserin olgunlaştığının en büyük kanıtıdır. Eğer bir metin, yazarına artık hiçbir şey söylemiyorsa, yazarını şaşırtmıyorsa, o metin sadece teknik bir işlemdir; ruhu yoktur.

Boyalı Kelimeler’in sayfalarında veya podcast’te Kalem Dostları ile paylaştığımız o samimi anlarda, insanların birbirinin izlerini sürmesinin sebebi de budur. Bir başkasının fikrindeki o "insani hata", o mükemmel olmayan ama dokunaklı vurgu, bizi asıl kendine çeken şeydir. Mükemmellik sıkıcıdır, hata ise insana dairdir. Ben yazılarımda o çatlaklardan sızan ışığı seviyorum; çünkü gerçek izler, o çatlakların üzerinde birikir.

Bugün, aynaya baktığımda gördüğüm o "yazar" ile yazdığım metinlerin arasındaki çizgiyi belirsizleştiriyorum. Artık ne yazar yazdığından ibaret, ne de yazdıklarım sadece yazarın bir parçası. Hepsi, evrenin o büyük anlatısına katılan küçük birer fısıltı. Fikrimin izlerini sürmeye devam ediyorum ama artık bir rehberim yok. Sadece, içimdeki o çocuksu merakın beni götürdüğü yere, o bilinmezin eşiğine doğru yürüyorum.

Yazmak; bir gün gideceğinizi bildiğiniz bir yolda, arkada sadece okuyanların zihninde çiçek açacak "düşünce tohumları" bırakmaktır. Ve belki de en büyük iz, hiçbir iz bırakmadan, sadece orada var olabilmenin huzurudur.

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

İmren Karabağ Yazmak, insanın kendine ve hayata sorduğu en güzel sorudur. Ben de bu arayışta, kelimelerin dünyasına yolculuk yapıyorum. Kendi iç dünyamdaki yansımaları, gözlemlerimi ve şahit olduklarımı edebi bir dille ifade etmeye çalışıyorum. Bu yolculukta bana eşlik etmenizden mutluluk duyarım.