Ceplerimizdeki İyilikler.

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
20 Mayıs 2026 - 12:30
20 Mayıs 2026 - 12:30 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 0  56
Ceplerimizdeki İyilikler.

Geçenlerde bir yazıya çarptı gözüm. Şöyle diyordu: "İnsan bazen dümdüz canım yandı diyebilmeli. Bırakın da dimdik durmak kavak ağaçlarının olsun." Bu cümleyi okuyana kadar fark etmemişim ceplerimde biriktirdiğim o iyilik ağırlıklarını. Dilimize bir sakız gibi yapışmış o sahte, o ezberlenmiş iyiyim kelimesi... Sahi, kaç kişi şu hayatta taşıdığı o devasa yükün farkında? Kaç kişi hınçla, bağıra çağıra, fütursuzca kötüyüm diyebiliyor bu düzene? Neden sakınıyoruz kendimizden? En dürüst olmamız gereken yerde, kendi aynamızın karşısında neden arkamızı dönüp kaçıyoruz? Bir yardım eli uzansa zayıf görüneceğiz diye ödümüz patlıyor; bir teselli omzu neden bir cellat sehpası gibi ağır geliyor insana? Öpünce geçen yaralarımız vardı bizim oysa. Uf oldu bak diye parmağımızı uzattığımız, şefkatle üflettiğimiz o çocukluk zamanlarından ne kaldı elimize? Ceplerimize iliştirdiğimiz o plastik, o iğreti iyiyimler mi?

Hey, sevgili bu yazıyı okuyan iki çift göz! Sana söylüyorum. Bırak o her şeyi hallediyormuş gibi duran kibirli duruşu da beni dinle: Ben iyi değilim. Hınçla bağırmak, hınçla haykırmak istiyorum. Ruhum karanlık bir odada, bir duvardan ötekine çarpıp duruyor; kalbimin tam ortasında filler tepişiyor. Boğazımda o kılçıklı iyiyim kelimesi... Yutkunamıyorum, adeta boğuyor beni. Yeraltının o izbe, rutubetli dehlizlerinde yürür gibi yürüyoruz sokaklarda. Üstümüzde jilet gibi takımlar, yüzlerimizde porselen gülüşler... Ama aşağıda, o derinde, herkes bir parça çürüyor. İyilik dedikleri şey, bizi uyuşturmak için modern dünyanın şırıngayla damarımıza enjekte ettiği bir morfinden başka bir şey değil. Acıyı hissetmeyelim ki, dönen çarkın dişlilerini aksatmayalım istiyorlar.

Oysa insan olmanın en karanlık, en asil tarafı kırılabilmektir. Parçalanabilmektir. Kusursuz birer heykel gibi meydanlarda sergilenmek kavak ağaçlarının, taş binaların işidir; çatlamak ve sızdırmak ise insanın. Elimizde kalan son kutsal şeyi, yani acımızı saklamaktan vazgeçmeli ve onu ait olduğu yere, masanın tam üstüne fırlatmalıyız. Çünkü insan, ancak canının yandığı yeri haykırabildiği zaman o ceplerindeki sahte ağırlıklardan kurtulur. Bugün vitrinleri indirme günü. Bugün dik durmayı reddetme günü. Ceplerinizdeki o ağır, o küflü iyilikleri fırlatıp atın asfaltın üzerine. Bırakın ruhunuz biraz kanasın. İnanın, o sahte iyiliğin boğucu kokusundan çok daha taze hissettirecektir.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Sude Arslan Sosyal Çalışmacı - Köşe Yazarı