BİR YAPRAĞIN YOLCULUĞU

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Düşüşü korkutucu olduğu kadar hayatının en büyüleyici anıydı.

28 Eylül 2026 - 12:50
28 Eylül 2026 - 12:50 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  2
BİR YAPRAĞIN YOLCULUĞU

Bir Yaprağın Yolculuğu

​İlkbaharın ilk nefesiyle doğdu. Sıkıca kapalı tomurcuğundan, temkinli bir umutla sıyrılarak dünyaya gözlerini açtı. İlk anları, uzun ve karanlık bir bekleyişin ardından taze sıcaklığa ve ışıktan bir elbiseye bürünmekten ibaretti. Çevresindeki yaşlı yapraklar hışırdayarak onu selamlıyor, o da taze, zümrüt yeşili bedenini rüzgâra teslim ediyordu.

​Çocukluğu, güneşin şefkatli bakışları altında büyüyerek geçti. İlkbaharın serin yağmurlarını doyasıya içti, her geçen gün damarlarının belirginleştiğini, kenarlarının dantel gibi şekillendiğini hissetti. Yaz esintileriyle dans etmeyi öğrendi. Dallarının üzerinde, kardeşleriyle hep bir ağızdan hışırdardı. Rüzgâr aralarından geçerken birbirlerine görünmez sırlarını fısıldar, ağacın güneş gören taç yapraklarında olup bitenleri konuşurlardı.

​Yaz, hayatının en görkemli dönemiydi. Yeşilin en derin, en cömert tonuna ulaşmıştı. Hücrelerindeki yaşam, kusursuz bir koro gibi çalışıyordu; güneş ışığını yalnızca kendi için değil, bütün ağaç için besine dönüştürüyordu. Yalnızca yapraklar değil, kökten uca devasa bir bütünün atan kalbiydiler.

​Kuşlar aralarında yuva kurar, yorgun böcekler gölgelerine sığınır, bazen çocuklar başlarını kaldırıp hayranlıkla bakardı. Kendini evrenin bu sessiz döngüsünde çok önemli, anlamlı bir amaca hizmet ederken bulurdu.

​Fakat değişimin ilk fısıltısını duyduğu o sabahı hiç unutmayacaktı.

​Hava farklı kokuyordu; daha serin, daha keskin ve vedaya çalan bir kokuydu bu. Bir zamanlar ipek gibi yumuşacık olan yüzeyi yavaş yavaş sertleşmeye, damarlarını ağırlaştırmaya başladı. Gün batımıyla gün doğumu arasındaki karanlık, her geçen gün biraz daha uzuyordu.

​“Başlıyor.” diye fısıldadı yaşlı yapraklar.

​Anlamıyormuş gibi davrandı, direndi.

​Sonbahar ilerledikçe yeşil rengi yavaşça çekildi ve yerini canlı bir kehribara, parıltılı bir sarıya bıraktı. İlk başta yazın o coşkulu hâline veda etmek derinden yaraladı onu. Oysa bir zamanlar, ağacın gövdesinden aldığı güçle fırtınalara meydan okuyan o gururlu yaprak şimdi, damarlarındaki suyun çekildiğini, hayatının en canlı renginin solmaya yüz tuttuğunu fark ediyordu. Direnmek nafileydi çünkü doğanın kanunu, en güçlü sarmaşıkları bile zamana teslim ediyordu. Belki de asıl maharet, dalda kalmakta değil, rüzgârın ellerine güvenle bırakılabilmekteydi. Ve kısa süre sonra bu sessiz dönüşümün de kendine has, hüzünlü bir güzelliği olduğunu fark etti. İnsanlar durup onları seyrediyor, parmaklarıyla gösterip bu sarı atlası fotoğraflıyorlardı.

​“Yapraklar en asil hâline ulaştı.” diyorlardı.

​O da bu ihtişamın aslında vedanın habercisi olduğunu bilmesine rağmen, içinde sinsi sinsi yükselen o gurura engel olamıyordu.

​Sonra dalıyla arasındaki görünmez bağ zamanla incelmeye başladı. Ağaç, yapraklarını yavaşça terk etmeye hazırlanıyordu. Aralarında, yaşam kaynaklarını kesecek o ayrılık perdesini örüyordu hücreler. İlk başta bu kopuşa direnç gösterdi. Güçlü sonbahar fırtınalarında dalına çaresizce tutundu, bırakmak istemiyordu.

​Fakat soğuk bir gecenin ardından gelen o keskin kasım sabahında artık bırakılma vaktinin geldiğini anladı.

​Düşüşü korkutucu olduğu kadar, hayatının en büyüleyici anıydı.

​Havada yavaşça dönerek süzüldü. Hayatında ilk kez, zincirlerinin çözüldüğü o gerçeği, özgürlüğü tadıyordu. Daha önce yalnızca adını duyduğu serin hava akımlarına kapıldı, hiç mümkün olmadığını düşündüğü kadar yükseldi, ardından yumuşacık bir kavisle yaşlı bir orman yolunun üzerine kondu.

​Bundan sonra ne olacağından korkmuyordu.

​Toprağın serin kollarına bırakırken kendini, şimdiden yavaşça çözülmeye, yumuşamaya başladığını hissediyordu.

​Bir zamanlar onu göklere taşıyan o toprağa, şimdi geri dönüyordu.

​Ve bu büyük döngünün içinde anlatılmaz bir huzur vardı.

​Çünkü biliyordu ki bugün toprağa karışan bu beden, yarın yeniden var olacak olanı besleyecekti. Onun yerinde, gelecek ilkbaharda yepyeni bir yaprak açacaktı. Yeni yaprak da tıpkı onun gibi, temkinli bir umutla tomurcuğundan sıyrılacaktı.

​Bir yolculuk sessizce nihayete eriyor, bir diğeri ise aynı coşkuyla yeniden başlıyor.

​Yaprakların ezgisi böyledir.

​Ve döngü tamamlandıkça toprağa düşen her veda, yarına kurulan bir köprü olacaktı.

           DİLEK SARIKAYA 

Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow