BİR DE BANA SOR!

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Empati değil, İnfaz çağına Hoşgeldiniz!

12 Ekim 2025 - 18:26
 1  120
BİR DE BANA SOR!

İnsan ilişkileri bazen şuna benziyor:
Evdesin, huzurla çayını yudumluyorsun. Belki biraz müzik, belki hafif bir melankoli... Derken kapı çalınıyor: Açıyorsun, karşında bir grup insan, ellerinde devasa bir mahkeme dosyasıyla seni suçlu ilan etmişler bile.  “Hakkında açılmış dava var. Suçlusun!”

“Pardon, ama ben ne yaptım?” diyecek oluyorsun.
“Ne yapmadın ki?” diyorlar.

Savunma hakkın yok, avukatın yok, üstüne üstlük suçunun ne olduğunu bile bilmiyorsun. Ama karar çoktan verilmiş. Suçlusun. Nokta. 

Günümüzün iletişim anlayışı tam da böyle işte: Savunmaya gerek yok, çünkü kimsenin dinlemeye niyeti yok. Karşındaki seni anlamak istemiyor, sadece kendi doğrularını onaylatmak istiyor.
Mesele gerçeği bulmak değil artık; asıl mesele, "kimin gerçeği daha yüksek sesle bağırabiliyor" olduğu.

Bir zamanlar “hakikat” diye bir kavram vardı, hatırladın mı? Tozlu kütüphanelerde filan durur, saygı görürdü. Şimdi antika niyetine müzelerde sergileniyor. Çünkü modern insan, kendi penceresinden gördüğü manzarayı evrensel gerçek sanmaya fazlasıyla hevesli. Oysa pencerenin dışında bir dünya var. Bizden farklı çalışan kafalar ve bizden ayrı atan kalpler var…
Pencereyi biraz aç desen, “Rüzgar saçımı bozar!” diyor.
Perdeyi arala desen, “Ben karanlığımla mutluyum!”
Yani herkes kendi loş salonunda, kendi yankısının sesine aşık şekilde yaşıyor.

Sonra bir tartışma çıkıyor. Arkadaşınla, sevgilinle ya da ailenden o meşhur “Ben senin iyiliğini istiyorum” cümlesiyle başlayan biriyle bir kavgada buluyorsun kendini.
Ne söylersen söyle, karşındaki kişi “Ben haklıyım” frekansına ayarlı bir radyo istasyonu gibi.
Sen konuşuyorsun, o yayın yapıyor. Bir noktada “Ben de kendimi anlatmak ve açıklamak istiyorum” diyorsun ama yok, alıcı bozuk. İletişim dediğimiz şey artık karşılıklı değil; herkes sırasıyla monolog yapıyor. Bozuk plak gibi aynı fikirlerde takılmış, bakan ama görmeyen yüz binlerce insan türemiş…

İnsanlar artık dinlemiyor, sadece kendi cevap sırasını bekliyor.
Sen içini döküyorsun, “Beni de bir anla!” diyorsun, karşındaki ise kafasında çoktan kendi repliğini yazmış: “O öyle derse ben de böyle derim.”
Seni dinlemiyor, sadece kendi sırasının gelmesini bekliyor.
Ve sen o anda, Erol Evgin misali isyan bayrağını çekip “Bir de bana sor!” diye haykırmak istiyorsun, ama nafile… Çünkü karşındaki bir kulağa sahip değil artık; yalnızca yankı yapan bir megafon. Senin sesin ona ulaşmıyor; o sadece kendi sesinin gürültüsünde boğuluyor.

Peki, bize ne mi gerekiyor: Empati!

Ama maalesef tükendi, stoklarda kalmadı. Hiç mi yok? diye soracak olursan da: 'o artık "nesli tükenmekte olanlar" listesinde başı çekiyor' derim. 
Montaigne “Senin düşüncen benden farklı olabilir ama bu seni düşman yapmaz” demişti ya... Biz onu “Farklı düşünüyorsan kesin bana laf sokuyorsundur” diye çevirmişiz.
Yeni çağın parolası: “Aynı fikirde değilsek, sen tehlikelisin.”
Yani “düşünce farklılığı” bir çeşit ruhsal virüs gibi. Aman diyim maskesiz yaklaşmayın!

Bu durumu en çok sosyal medyada görüyoruz. Bir konu hakkında fikrini söylüyorsun ve hop! Mahkeme kuruldu. Duruşma beş dakika sürdü, hâkim sanal kürsüsünden kararını verdi: “Yanlış düşündüğün için banlandın!” Hızlı yargı, anında infaz.
Eskiden temyiz hakkı vardı; şimdi “yorumlar kapatıldı.” Herkesin elinde bir hâkim tokmağı, herkesin cebinde bir sansür butonu var. Gündemi ve yaptırımları kim mi belirliyor? Klavye başındakiler elbette!

Empati değil, infaz çağına hoş geldiniz.

Birinin seni anlaması mı gerekiyor? Yok öyle bir dünya.
Artık “dinlemek” sabır gerektiriyor, o da internet hızından daha yavaş bir şey zaten. Bugünün insanı, 15 saniyelik videolarla bilgi sahibi olup 30 saniyede hüküm veriyor. Bu yüzden karşındaki seni dinlerken aslında seni değil, kendi iç sesini duymakla meşgul oluyor.
Sen “Ben böyle hissediyorum” diyorsun, o “Yanlış hissediyorsun” diyor.
Kendini açıklamaya çalışıyorsun, “Savunmaya geçti, demek ki suçlu!” diyor.
Bir noktada anlıyorsun: Artık kimse anlamak için dinlemiyor, herkes yalnızca haklı çıkmak için dinliyor.

O yüzden bir gün biri gelip seni de bir şeyle suçlarsa, ona dönüp şu basit soruyu yönelt: “Bir de bana sor?” Ama sormayacaklar. Çünkü insanlar empatiyi bir dekor sanıyor, iletişimi ise kendi fikirlerini ilan edebilmek için bir araç. 

Senin hislerin mi? Komik olma… Onlar, sadece sahnenin arkasında unutulmuş eski bir dekor parçası.

Sen yine de anlat, belki bir gün biri gerçekten dinler. Tabii o gün, insanlık Mars’a taşınmış, trafik ışıklarında beklerken geçen süre vergiden düşülmeye başlamış, sokakta yürürken kimse omzuna çarpmadan yanından geçmeyi öğrenmiş olur. 

Yani? O zamana kadar bu soru; Erol Evgin’in bir şarkı sözü olarak kalmaya devam edecek gibi görünüyor... 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı