ORMANIN KALBİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Gökyüzü Saati yeniden uyandığında Atlas, Pera ve Işık kendilerini sıradan olmayan bir ormanda bulurlar. Bu ormanda ağaçlar hatırlar, kuşlar konuşmadan anlatır ve her şey görünenden daha derindir.

25 Mayıs 2026 - 19:33
25 Mayıs 2026 - 19:33 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 3  48
ORMANIN KALBİ

Atlasın maceraları 2

ORMANIN KALBİ

Atlas o günden sonra değişmişti. Dışarıdan bakan biri bunu hemen fark etmezdi. Aynı adımlar, aynı sessiz bakışlar, aynı okul yolu… Ama içinde bir şeyler büyüyordu. Sanki gökyüzüne baktığında artık sadece mavi bir boşluk görmüyor; o boşluğun arkasında saklanan başka bir dünya hissediyordu. Sabahları rüzgâr daha farklı esiyordu artık. Yaprakların sesi ona bazen bir kelime gibi geliyordu. Kuşlar geçerken içinden “Acaba ne anlatıyorlar?” diye düşünmeden edemiyordu. O sabah da öyleydi. Atlas, Pera ve Işık okul yolunda dere kenarından geçerlerken yine durdular. Su her zamanki gibi akıyordu ama Atlas’ın dikkat ettiği şey su değil, suyun üstünden geçen gölgelerdi. Üç küçük kuş, suya çok yakın uçuyor, sanki bir şey fısıldar gibi birbirlerine yaklaşıp uzaklaşıyorlardı.  “Kușların dilini anlayabilseydik… ne öğrenirdik acaba? "diye sordu Atlas.  Pera “muhtemelen sadece nerede yemek bulduklarını anlatıyorlardır.” Işık ise hafifçe kıkırdayarak “ya da bizim hakkımızda konuşuyorlardır” dedi.  Atlas gözlerini kuşlardan ayırmadan. “Bence… bizden daha eski şeyleri biliyor olabilirler” dediği  o anda, Atlas’ın cebindeki Gökyüzü Saati hafifçe titreşti.  Bu kez tanıdıkları bir ışık yoktu içinde. Ne yıldızlar dönüyordu, ne de o eski altın parıltı vardı. Sadece… yeşil bir sessizlik. Saatin camının içinde küçük yapraklar dönmeye başladı. Sanki rüzgâr içeriden esiyordu. Ardından, çok ince bir ses daha çok bir çağrı duyuluyordu. “Ormanın kalbi… uyanıyor.” Ve dünya değişti. Derenin sesi yavaşlamış, kuşlar bir anda susmuş,hava ağırlaşmıştı, daha çok derin bir nefes alır gibi. Sonra yer hareket etmeye başladı. Toprak açıldı. Atlas gözlerini kocaman açmış bakıyordu. Çünkü artık biliyordu, gördüğü şeylerden kaçınca hiçbir şey anlaşılmıyordu. Gözlerini kırpıp açtığında artık dere yoktu. Onun yerine, devasa bir ormanın girişinde duruyorlardı.  Bu sıradan bir orman değildi. Ağaçlar gökyüzüne doğru uzanıyor ama gökyüzüne değmiyordu; sanki gökyüzü ağaçlara saygı duyup biraz geri çekilmişti. Yapraklar yeşilin içinde saklanmış ışık parçaları gibi parlıyordu. Hava… konuşmuyor dinliyordu. Pera bir adım geri çekilirken “burası… neresi?” diye sordu.  Işık etrafına bakınarak “burası gerçek olamaz.” Atlas ise“burası Ormanın Kalbi” dedi heyecanla.  O sırada Gökyüzü Saati kendi kendine açıldı. Ormanın içine girdiklerinde sesler değişti. Rüzgâr artık rüzgâr gibi değildi. Birinin uzaktan söylediği cümle gibi akıyordu. Kuşlar dalların arasında uçuşuyor hatta sadece uçmuyor sanki hatırlıyorlardı. Atlas bir ağacın yanından geçerken ağacın ona baktığını fark etti.  Evet… gerçekten bakıyordu. Kabuklarının arasındaki çizgiler bir yüz gibi şekillenmişti. Çok eski bir yüz. Atlas korkmadan yaklaştı. “Ağaçlar… konuşabilir misiniz?” Ağaç cevap vermemiş  yapraklarını hafifçe titretmişti.  Ve Atlas bunu duyabiliyordu. Kelime değil daha çok bir his olarak.  “Biz konuşmayız… biz hatırlarız.” Pera şaşkınlıkla fısıldadı.  “ben bunu duydum… ama kulaklarımla değil.” Işık şaşkın bakışlarıyla “Bu ormanda sesler… içeride duyuluyor” dedi.  Bir süre sonra kuşlar yeniden ortaya çıktı. Bir serçe Atlas’ın omzuna kondu. Atlas anlamamış hissetmişti. Kuşu “insanlar gökyüzüne bakmayı unuttukça biz daha çok konuşuyoruz” diyordu.  Atlas “siz… bizi mi anlatıyorsunuz?” diye sordu.  Kuş cevap vermeden uçup giderken ardında sanki yarım kalmış bir cümle bıraktı. (BAk.... gökyüzü hâlâ sizi bekliyor. ) Ormanın derinliklerine indikçe hava değişiyordu.  Toprak yumuşamıştı. Ve sonra… su sesi geldi. Ama bu su akmıyordu. Bir göl vardı. Rüyaların rengi gibi rengarenkti.  Işık suya bakarken nefesi değişti. “Burası… rüya gibi.” Atlas suya yaklaştı. Ve gölde bir tilki gördü. Ama gerçek bir tilki değildi bu suyun üstünde yürüyen bir düşünce gibiydi. Tilki Atlas’a baktı. Ve Atlas kelime olmadan  “biz uyurken bile dünya bizi bırakmaz” dediğini hissetti.  Pera hayranlıkla bakarken “hayvanlar… rüya görüyor” diyordu.  Işık “ve biz onların rüyalarını görmüyor, yaşıyoruz” dedi. Ormanın daha da içinde bir ses duydular. Gülümseyen bir ses ama kimse görünmüyordu.  Gölün kenarında küçük balıklar vardı. Bu balıklar suyun içinde değil… suyun dışında yüzüyordu. Atlas şaşkınlıkla eğilerek “Konuşabiliyor musunuz?” diye sordu. Balıklardan biri döndü.  Sanki suyun içinden değil de hatıraların içinden  “biz yukarıyı merak ediyoruz” diyerek konuştu.  Atlas “Gökyüzünü mü?” Balık “evet… orada acı var mı?” diye cevap verdi.  Aralarında bir sessizlik oldu. Çünkü bu soru hiçbir çocuğun kolay cevap vereceği türden değildi. Biraz ileride tuhaf bir yapı vardı. Ağaçlardan yapılmış bir kapı. Üzerinde yazı yoktu ama Atlas okuya biliyordu. “Buraya girenler kendini unutur, merakını hatırlar.” Kapı açıldığında içeride okul gibi bir yer vardı ama sıralar yoktu. Sadece ağaç dalları, taşlar ve yumuşak ışıklar. Ve bir de tahta vardı. Üzerinde KEDİLER OKULA GİTSEYDİ… yazılıydı. Atlas gülerek “Bu ne?” diye sordu. Bir anda bir kedi ortaya çıktı. Bu sıradan bir kedi değildi. Gözleri çok sakin, çok bilgeydi. Kedi Atlas’a sanki konuşur gibi “biz zaten okula gidiyoruz.” dediğini anlatıyordu gözlerine bakarak.  Pera şaşırdı. “Nereye?”Kedi kuyruğunu sallayarak “uykuya” dedi.  Işık kahkaha attı. “Bu en iyi ders olabilir.” Kedi devam etti “insanlar hızlı öğrenir. Biz doğru zamanda öğreniriz” diyerek uzaklaştı. Ormanın kalbine yaklaştıkça hava daha da ağırlaşmıştı.  Sanki bir şey onları izliyordu. İleride dev bir ağaç gördüler. Gövdesi o kadar büyüktü ki gökyüzünü tutuyor gibiydi. kabuğunda bir isim "ATLAS" yazılıydı.  Atlas şaşkınlıktan donmuştu.  “Bu… benim ismim” Elini yavaşça ağacın kabuğuna dokundurdu. O anda orman sustu. Kuşlar sessizleşti. Rüzgâr bile bekliyordu. Sonra Atlas bir ses duydu. kulaklarıyla değil içinden hissediyordu. “Geç kaldın.” Atlas geri çekildi. “Ben… daha önce buraya gelmedim.” Ağaç yapraklarını hafifçe titreterek “Hayır.” “Sadece hatırlamıyorsun” dedi. Pera Atlas’a baktı. “Sen daha önce buraya geldinmi ki…” diye sordu.  Işık ise “belki de bazı yerler… bizi bizden önce tanıyordur.” dedi. O anda rüzgâr esmeye başladı. Bu rüzgâr artık sadece rüzgâr değildi. Yaşlı bir ses gibi konuşuyordu.  “Merak edenler… hep geri döner.” Atlas arkasını döndüğünde görünürde kimse yoktu. Ama birinin orada olduğu hissi vardı. Ve Atlas içinden “bu orman… bizi çağırmıyor.” “Bizi hatırlıyor.” diye düşündü.  Gökyüzü Saati bir kez daha parladı. Yeşil ışık söndü. Dere sesi geri geldi. Kuşlar yeniden uçuştu.  Ve üçü kendilerini yine aynı yerde derenin kenarında buldu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi.   Atlas artık biliyordu. Hiçbir şey “sadece hayal” değildi. Pera: “Gerçek miydi bu?” Işık: “gerçek… bazen geri dönmez kalır.” Atlas: gökyüzüne bakarak  Gökyüzü boş değil dinliyor bunu hissediyorum dedi. Ve o gece Atlas uyumadan önce rüzgârı açtığı pencereden içeri aldı.Artık biliyordu:

Bazı cevaplar konuşmaz.

Sadece… hissedilirdi.

        DİLEK SARIKAYA

Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow