Öğrenilmiş (Öğretilmiş) Çaresizlik

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bu yazı, toplumsal cinsiyet perspektifinde kadın girişimciliğini ve "öğrenilmiş (öğretilmiş) çaresizlik" olgusunu ele almaktadır. Kadınların tarihsel olarak maruz kaldığı toplumsal cinsiyet rolleri, görünmeyen emek, önyargılar ve psikolojik manipülasyonların bireysel potansiyeli nasıl sınırlandırdığı tartışılmaktadır. Yazıda; girişimciliğin yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; kadının kendini gerçekleştirmesi, özgüvenini yeniden inşa etmesi ve yaşamının öznesi olması için önemli bir dönüşüm aracı olduğu vurgulanmaktadır. Öğrenilmiş çaresizlik metaforu ve Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi üzerinden yapılan değerlendirmelerle, kadınların korku ve kalıplaşmış inançları aşarak bilgi, cesaret ve kararlılıkla kendi yaşamlarını şekillendirmelerinin önemi ortaya konulmaktadır.

6 Temmuz 2026 - 20:06
6 Temmuz 2026 - 20:06 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 0  73
Öğrenilmiş (Öğretilmiş) Çaresizlik

 ÖĞRENİLMİŞ (ÖĞRETİLMİŞ) ÇARESİZLİK

Toplumsal cinsiyet bağlamından ele alındığında girişimcilik, kadının yaşamında bir devrim olarak nitelendirilebilir.

Ev içi yaşamda birçok sorumluluğu üstlenmek zorunda kalması, ücretsiz iş gücü ve bakım veren rolü, kadında değersizlik duygusu yaratmaktadır.

Kendini gerçekleştirme atılımı diyebileceğimiz girişimcilik, feminist kuram açısından büyük önem taşımaktadır.

Bireysel olarak; maddi özgürlüğe kavuşmak, sahip olunan yetenekleri görünür kılmak, becerileri faydaya dönüştürmek, çağın gerekliliklerine göre ihtiyaçları tespit etmek, hedef kitleyi belirlemek ve doğru zamanda, doğru eylemle etkili sonuçlar elde etmek amaç olmalıdır.

Başarılı olmak, sadece "başarı" kelimesinden ibaret değildir.

Anlam bakımından başarı; birçok faktörün bileşenlerini idrak etmek, bunları uygulamak ve neticesinde yürünecek yolu oluşturabilmektir.

Yürünen bu yolda; zamanın ruhuna uygun hareket etmek, çağın gereksinimlerinin farkında olmak, nitelikli ve geçerli rasyonel bilgiye sahip olmak, doğru ve güvenilir kişilerle network ağı oluşturmak, oluşabilecek riskler konusunda iyi araştırmalar yapmak, finansal bilgiye sahip olmak ve yasal prosedürlere hâkim olmak gereklidir.

Kadın; cinsiyetinden kaynaklı karşılaşacağı toplumsal önyargılar, suiistimaller, manipülasyonlar ve bunların neticesinde karşılaşabileceği cam tavan ve cam uçurum olgularına hazırlıklı olmalı; mental sağlığını koruyarak iradesini güçlü tutmanın yollarını oluşturmalıdır.

Bu süreçte ihtiyaç duyduğu en önemli yetinin cesaret olduğu unutulmamalıdır. İçsel motivasyon ve kararlılık, bireyin iç dinamiklerini her daim aktif tutacak ve kendisine olan sarsılmaz inancını güçlendirecek temel etkenlerdir.

Bu noktada eyleme geçildiğinde etkinlik ve yetkinliği sağlayacak temel bileşenler; itibar sağlamak, itibarı yönetmek ve ikna becerisi olacaktır.

Güven yaratmak için bireyin kendisini bilgi, beceri ve yetkinliklerle donatması büyük önem taşımaktadır.

Yaşadığımız coğrafyada, Cumhuriyet'in sağladığı eşitlik ilkesi sayesinde kadınlara hiçbir dönemde olmadığı kadar imkân ve olanak sunulmuştur. Ancak teoride ve sistemde bu haklar ne kadar tanınmış olsa da gelenek, kültür ve toplumsal cinsiyet rollerinin kısıtlayıcılığı nedeniyle kadınların kendilerini var edebilmeleri hâlâ oldukça zordur.

Etkin olan ataerkil ve yaşlı egemen kültürün; dogmalardan ve korkudan güç alarak psikolojik ve fiziksel şiddetle sürdürüldüğü, kadının aklını işlevsiz hâle getirip ona tamamen "kendini feda eden", "bakım veren" ve "çilekeş" rollerinin dayatıldığı görülmektedir. Kadın, çaresizlik içinde aciz bir varlık olmayı kabullenmek zorunda bırakılmaktadır.

Psikolojide "öğrenilmiş çaresizlik" olarak tanımlanan olgu, bizim coğrafyamızda yalnızca öğrenilmekle kalmayıp, illüzyonlarla hücrelere kadar işleyen bir inanca dönüştürülmektedir. Şiddetin tüm boyutlarıyla canlı tutulan bu sistemde, kadın bireysel olarak bir çalışma ortaya koyacaksa bunun ancak eril zihniyete hizmet ettiği varsayılmaktadır. Bu anlayış; kadına kendisini değersiz, yetersiz ve önemsiz hissettirmekte, toplumsal manipülasyonlarla ve farklı stratejilerle, eril ego bilinci tarafından kadını adeta yaşayan bir ölüye dönüştürmektedir. Sahte ve zekice tasarlanmış değer ölçütleriyle cehaletten beslenen bu zihniyet varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Bu noktada kadının, kendisine uygulanan manipülasyonlar neticesindeki tutumunu ve inanmışlığını kavanoz kapağı ile pire metaforu üzerinden açıklayabiliriz.

Özünde, var olduğu potansiyeliyle metrelerce yükseğe sıçrayabilecek pireler bir kavanoza hapsedilir. Başlangıçta pireler zıplayarak kavanozdan çıkmaya çalışırlar. Bir süre sonra kavanozun kapağı kapatılır. Pireler zıplamaya devam eder; ancak her sıçrayışlarında kapağa çarpıp yere düşerler. Bu durum tekrarlandıkça pireler şunu öğrenir:

"Daha yükseğe sıçrarsam çarparım, yara alırım, canım acır. En iyisi daha alçak zıplayayım ya da hiç zıplamayayım."

Böylece kapağı sımsıkı kapatılmış kavanozda, nefessiz kaldıklarının farkında olmadan, aslında yaşamadan yaşamaya devam ederler.

Daha sonra kavanozun kapağı açılsa bile korku hücrelerine kadar sindiği için kaçabilecekleri hâlde zıplamayı tercih edemezler. Fiziksel engel ortadan kalkmış olmasına rağmen "zaten yapamam" diye düşünmeyi öğrenmişlerdir. Önlerine fırsat çıksa bile onun gerçekten bir fırsat olduğunu idrak edebilecek bilinç düzeyinde olmadıkları için deneme cesaretini gösteremezler.

Sonuç olarak, "öğrenilmiş (zekice öğretilmiş) çaresizlik" amacına ulaşmıştır.

Bu metafordan yola çıkarak kavanozu; toplumsal kalıplar, kültür ve ilişkiler hiyerarşisi; kapağı, ataerkil ve feodal ego bilinci; pireleri, kadınlar ve gençler; kavanozun içindeki boğucu havayı ise "illüzyonların oksijeni yok ettiği hiçlik" olarak değerlendirebiliriz.

Tam bu noktada Birleşik Krallık eski Başbakanı Margaret Thatcher'ın şu tespiti konuyu aydınlatır niteliktedir:

"Toplum diye bir şey yoktur; birey olarak erkek, kadın ve aileler vardır."

(Aile olmaya ve aileyi ayakta tutmaya çalışan kadınlar...)

Toplumsal cinsiyet odaklı feminist kuram bağlamında değerlendirdiğimizde, Amerikalı psikolog Abraham Maslow tarafından geliştirilen insan psikolojisine ilişkin beş basamaklı ihtiyaçlar hiyerarşisi de önem taşımaktadır.

ABRAHAM MASLOW'UN İHTİYAÇLAR HİYERARŞİSİ

  1. Fizyolojik ihtiyaçlar (yiyecek, su, barınma, dinlenme)

  2. Güvenlik ihtiyacı (korunma, güvenlik, emniyette olma)

  3. Ait olma ihtiyacı (sevgi ve sağlıklı insan ilişkileri)

  4. Değer görme ihtiyacı (prestij ve başarma duygusu)

  5. Kendini gerçekleştirme

Bu durumda kadının önünde iki seçenek bulunmaktadır:

Birincisi; ihtiyaçlarının başkaları tarafından karşılanmasını beklemek ve alma-verme dengesi içerisinde sürekli veren taraf olarak yaşamını sürdürmek.

İkincisi ise aklının, bedeninin ve duygularının yönetimini tüm boyutlarıyla kendi denetimine alarak yaşamını kendisinin şekillendirmesidir.

Sosyal medyada Betül Mardin'e atfedilen şu söz de bu düşünceyi desteklemektedir:

Hayatını...

Sen ele al.

Sen yönlendir.

Sen şekillendir.

Yoksa senin yerine

Bir başkası yapar...

Bu söz, kendine yabancılaştırılmış ve kendisine düşman hâline getirilmiş kadınlarda; özellikle geleceğin kadınları olan yeni nesilde güçlü bir içsel ve düşünsel dönüşüm yaratmalıdır.

Yaşamımız, canımız ve bedenimiz biricik ve eşsizdir.

Her şeyin bir anlamı olmalı.

 

                           

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

ŞULE BECER Yazar Ressam Şair Köşe Yazarı / Ege Üniversitesi Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı Tezli Yüksek Lisans TV Programcısı