KARA YILAN ( Büyüklere Masallar Serisi -Masal 1)

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bu masallar çocuklar için değil, bir zamanların çocukları içindir.

2 Mayıs 2026 - 18:35
2 Mayıs 2026 - 18:35 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 8  40
KARA YILAN ( Büyüklere Masallar Serisi -Masal 1)

KARA YILAN (Büyüklere Masallar Serisi- Masal 1)

​Bir yoktu, bir vardı. Her gaybın görünür, her kaybın bulunur olduğu zamanlardı. Ulu dağların eteği yar, başı kardı. Uzak köylerin birinde, elleri nasırlı, sözü hatırlı, akıllı mı akıllı bir Gülce hatun yaşardı.

Kışın odununu kendi keser, tohumunu kendi eker, ekinini kendi biçer, ekmeğini bir yetim kızıyla böler yerdi. Azıcık aşım, ağrısız başım der, gül gibi geçinir giderdi. Eşinden kalan bir horoz, iki tavuk, bir avuç toprak, iki cana fazlasıyla yeterdi. Ana kız birlikte yer içer, birlikte ağlar, birlikte gülerdi. Kızı takılıp düşecek olsa, o daha yere varmadan koşar, taştan yeri kuştüyü yastık ederdi. Ne kadar yükü olsa da omuzlarında, Gülce’nin süt kokulu kuzusu vardı yanında. Korkusuzdu Gülce, ne yıldırırdı gözünü kara kış, ne de karanlık gece. Ta ki o gece…

Kan ter içinde uyandı Gülce. Bir kabus ki, sanki gerçek. Kara bir yılan giriyordu yuvasına, ölümü taşıyordu kınalı kuzusuna. O gün bugündür bir korku aldı Gülce’yi. Derler ki, ne kadar severse, kaybetmekten o kadar korkar insan. Korkuları mıydı bu rüyayı var kılan, yoksa gerçek mi olacaktı o kara yılan?

Güneş doğdu, ay battı, günler günleri kovaladı. O kara rüyadaki o kara yılan, Gülce’nin yüreğinde yuvaladı. Eridi soldu gül yüzü, kuzusundan başka bir şey görmez oldu kara gözü. Ne yapayım edeyim de, olacaksa olmadan engelleyeyim diye hal çare düşünür oldu. Konuya komşuya döktü içini, yine de atamadı kara yılanın zehrini.

Dediler ki; yakın bir köy var, orada nene hatun yaşar. Çok görmüş geçirmiş, çok yedirmiş içirmiştir. Bilirse senin derdinin dermanını, ancak o bilir. Bir an bile durmadı Gülce. Bu dert aklında durdukça, bitmiyordu gün, geçmiyordu gece. Aldı kuzusunu yanına, düştü nene hatunun yoluna.

Sora sora buldu evi. Dokunsan kırılacak, üflesen yıkılacak bir evin önüne vardı. En az nene hatun kadar yaşlı, görmüş geçirmiş bir ev, bacası dumanlı. Dokunur dokunmaz gıcırdayarak açıldı tahta kapı. İsli, puslu bir odanın, yamalı minderli divanında, ufak tefek yaşlı bir kadın gördü Gülce hatun. ‘Hoş geldin’ dedi kadın, 'Nedir derdin? Anlamak zor değildi, bakışları bile dertliydi. Elini tuttuğu kuzusuyla, yaklaştı kadının yanına.

Gülce garipsemedi, soruyu iki etmedi. Anlattı o kara rüyayı ve ruhunu zehirleyen kara yılanı. Nene hatun dikkatlice baktı Gülce’ye ve yanındaki küçük kızına. ‘Senin elinin ereceği var, eremeyeceği var. Gücünün yeteceği var, yetemeyeceği var. Gözlerinin göreceği var, göremeyeceği var. Nasırlı ellerine mi güveniyorsun, taşı sıkan gücüne mi, yoksa şahin gibi gözlerine mi? Korkuların olmuş bir kara yılan, güvendiğin her şey yalan.’ dedi.

Gülce hatun, iyice sararıp soldu. Kara yılana kurban mı verecekti kuzusunu? Neydi bu rüyanın anlamı? Var mıydı bu derdin dermanı? Kapandı ayağına, ‘Peki ne yapmalı? ‘ diye sordu hatuna. Yaşlı hatun, şefkatle baktı. Tuttu kollarından Gülce’yi, ayağa kaldırdı. ‘Kusurluysan, kusursuza inan. Göremiyorsa gözlerin gece önünü, geceyi gündüz edene dayan.’ dedi.

Gülce, zor duruyordu ayakta. Aldı kuzusunu, düştü evinin yoluna. Derdinin çaresi bu son sözlerdeydi. Peki ama nene hatun ne demek istemişti? Dilinde bir name gibi tekrar ede ede evine vardı Gülce. ‘Kusurluysan, kusursuza inan. Göremiyorsa gözlerin gece önünü, geceyi gündüz edene dayan.’

Gece olmuştu yine. İçindeki kara yılan büyürdü geceleri Gülce’nin. Yer yatağını serdi,yatırdı kuzusunu öpe koklaya. Kim bilir kaç gece geçmişti uyumadan, gözleri hasretti uykuya. Sırtını karşı duvara yasladı. Bitmeyen gece nöbeti başladı. Dilinde nene hatunun son sözleri. ‘Kusurluysan, kusursuza inan. Göremiyorsa gözlerin gece önünü, geceyi gündüz edene dayan.’  

Artık hali, takati kalmamıştı Gülce’nin. Günlerdir  uykusuzdu. Gözleri istemsizce kapandı, uykunun tatlı çağrısına koşarken son kez şu cümleyi mırıldandı. ‘Allahım, yavrum sana emanet.’

​Gülce, horozun sesiyle uyandı. Uyuyakaldım diye kendisinden utandı. O kadar saat nasıl geçmişti, gece gündüze nasıl ermişti anlamadı. Gözleri telaşla yavrusunu aradı. Yatağında uyuyordu masum can. Ne kabus vardı ne de kara yılan. Evinin bahçesine çıktı. Uzun zamandır ilk kez, derin bir nefes aldı. Çevresine bakındı. Ağaçlara, kuşlara. Bir uykuya bile yenik düşmüştü, ne kadar acizdi. Kara yılan o gece gelse ne yapabilirdi? ’ Nereye kadar ?’ diye sordu kendine. Hayalse bu kara yılan, korkularıysa sadece, cana ziyan. Gerçek ise bu kara yılan. Gelse, görseydi de alsaydı yılanın canını. Bitiremezdi dünyanın kara yılanlarını. Nene hatunun ilk sözlerini hatırladı. "Senin elinin ereceği var, eremeyeceği var. Gücünün yeteceği var, yetemeyeceği var. Gözlerinin göreceği var, göremeyeceği var. Nasırlı ellerine mi güveniyorsun, taşı sıkan gücüne mi, yoksa şahin gibi gözlerine mi? Korkuların olmuş bir kara yılan, güvendiğin her şey yalan". Bu sözler aydınlattı onu gün gibi, güneş gibi. Şimdi anlamıştı Nene hatunun dediğini. Utandı verdiği anlamsız mücadeleden ve saçma korkularından, gelse de ne yapabilirdi artık o kara yılan. İşte o an bir kuş kadar hafif hissetti. Ellerini kaldırıp göğe, kusursuza şükretti.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ayşen Engin İngilizce öğretmeni olarak görev yapmaktayım. Bilimsel makalelerde tercüme ve editörlük yaptım.Yerel bir gazetede köşe yazarlığı yapıyorum. Talim Terbiye Kuruluna bağlı kitap denetimleri konusunda eğitim aldım. Hikayelerim , deneme yazılarım ve şiirlerim var.Diksiyon , seslendirme ve drama eğitimi aldım ve bu konularda; şiir seslendirme,kitap seslendirme, tonlama, telaffuz ve diksiyon dersleri verdim.Görmeyen çocuklar için gönüllü kitap seslendirmeleri yapıyorum ve çocuklar için Mavi Masallar isimli bir sesli masal kanalım var.