HACEL OBASI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Anadolu’nun hüzünlü ve sitem dolu ezgilerinden biri olan Hacel Obası'nın hikayesi.

4 Temmuz 2026 - 20:55
4 Temmuz 2026 - 20:55 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 1  113
HACEL OBASI

HACEL OBASI

Anadolu’nun hüzünlü ve sitem dolu ezgilerinden biri olan Hacel Obası (asıl adıyla Hacı Ali Obası), Sivas’ın Şarkışla yöresine ait, kavuşamayan iki kalbin ve bir hayal kırıklığının hikâyesidir.

​Söylenene göre "Hacı Ali Obası", zamanla ağızdan ağıza dolaşarak "Hacel Obası" hâlini almıştır. Türkünün arkasında yatan hikâye, rivayete göre şöyledir:

​Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Sivas Şarkışla'da Mustafa adında yoksul ama gururlu bir delikanlı ile obanın/köyün varlıklı ailelerinden birinin kızı olan Ayşe yaşamaktadır. Ayşe, güzelliği ve alımıyla yöredeki tüm gençlerin dikkatini çeken, adeta erişilmez bir kızdır. Ancak onun gönlü Mustafa’dadır. İki genç birbirlerine sevdalanır ve uzun süre gizli gizli buluşarak büyük bir aşk yaşarlar, birbirlerine söz verirler.

​Ancak bir gün köye dışarıdan bir talip gelir. Okumuş, üniformasını giymiş bir subay (bazı anlatılarda Teğmen Nazım veya askeri okul öğrencisi Nevzat olarak geçer). Dönemin şartlarında asker olmak, şehirde yaşamak ve "devlet memuru" statüsüne sahip olmak büyük bir zenginlik ve itibar göstergesidir. Subayın ayağındaki parlak askeri botlar (potinler) ve sunduğu şehir hayatı imkânı, hem Ayşe’nin ailesinin hem de Ayşe'nin aklını çeler.

​Ayşe, Mustafa’ya verdiği söze rağmen ya ailesinin baskısıyla ya da statü ve lüks bir hayat cazibesine kapılarak bu evliliği kabul eder. Mustafa ise hiç beklemediği bu darbeyle sarsılır. Sevdiği kadının kendisini bir çift "potin" ve rütbe uğruna terk etmesini gururuna yediremez. İçindeki derin kırgınlığı, öfkeyi ve sitemi sazının tellerine dökerek o meşhur dizeleri söyler.

​Türküde geçen neredeyse her kelime, aslında Mustafa'nın Ayşe'ye ve onun seçimine duyduğu öfkenin tasviridir:

​"Hacel obasını engin mi sandın / Ayağında potini var, zengin mi sandın"

Mustafa burada doğrudan rakibine ve Ayşe'nin yanılmasına sitem eder. "Ayağına askeri bot giydi diye onu hemen zengin ve ulaşılamaz mı sandın?" diyerek tepki gösterir.

​"Merdivenden tıkır mıkır inişin / Çığıştıyor altın ile gümüşün / Önce söz verip de sonra dönüşün"

Burada Ayşe’nin gelin giderken taktığı altınların, takıların sesine (çığıştırmak/ses çıkarmak) gönderme yapılırken, en can yakıcı kısım "Önce söz verip de sonra dönüşün" dizesiyle yüzüne vurulur.

​Mustafa'nın aşk acısı ve bu büyük sitemi, hiçbir zaman unutulmamış ve dille de bir çığlığa dönüşecek olan bu güzel türküyle günümüze kadar ulaşmıştır.

Türküde, edebî açıdan cımbızlanması gereken; "her olur olmazı dengin mi sandın" cümlesidir. Ama son cümlede sitemler birden unutulur ve aşk hasretinin o an acısı duyulur: "Ay da geçti göremedim yâr seni." Burada tek duygu, sevgiliyi özlemektir. Sevgili elin olmuşken, onu göremeyişin katlanılmaz hasreti... 

Suya gider bir incecik yolu var

Sıktırmış kemeri ince beli var

Söylerim söylemez datlı dili var

Ay da geçti göremedim yâr seni

Suya gider helkeleri doldurur

Kınalı ellerin suya daldırır

O yârin sevdası beni öldürür

Ay da geçti göremedim yâr seni

Tiren gelir acı acı seslenir

Yağmur yağar çit entere ıslanır

Zalım anan duyar sana herslenir

Ay da geçti göremedim yâr seni

Tatlı diller, ince beller ve diğer söyleyişler; nasıl da güzel Karacaoğlan geleneğini yansıtıyor. ("Karacaoğlan geleneği" benim adlandırmam bu arada. Sebeplerini belki sonra anlarız.) 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Bünyamin Çoban Siyahlar İçinde Gelen, Bir Dağ Evinde Akşamüstü, Macera Takımı Hazine Avında kitaplarının yazarı.