Gidemeyenler ve Kalamayanlar Derneği

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
21 Aralık 2025 - 17:11
21 Aralık 2025 - 17:11 ⏱ 2 dk Okuma Süresi
 2  62
Gidemeyenler ve Kalamayanlar Derneği

“Gidene mi zor, kalana mı?”

Bu soru artık romantik bir cümle değil. Bir süredir insanların gecenin bir yerinde göğsüne çöken, cevabı olmayan bir ağırlık.

Çünkü gerçek şu: İkisi de aynı yerden kanıyor.

Bugün bu sorunun etrafında dolananlar derneğinin resmî olmayan ama kalabalık bir üyesi olarak yazıyorum. Yetkim yok, kürsüm yok. Ama içimde yıllardır kapanmayan bir tutanak var. Onu tutuyorum.

Şöyle bir teoriyle başlayayım: Devrim dediğimiz şey her zaman bağırarak gelmez. Bazen sessizce yer değiştirir. Kimsenin tam olarak gelemediği, ama kimsenin de gerçekten gidemediği bir yerde buluruz kendimizi. Ne giden gitmiş sayılır, ne kalan kalabilmiştir. Herkes kapının eşiğinde durur. Birbirine iyi niyetle bakılır, “sonra konuşuruz” denir. Sonra hiç gelmez.

Çünkü kapı bozuk. 

Bunu en başta fark etmemek insanın kendine söylediği en zarif yalandır. Umut, tam kapı kolunu tuttuğunda elinde kalan o soğuk metal parçasıdır. Çevirirsin, döner. Bir şey çalışıyormuş gibi yapar ama hiçbir yere açılmaz. O an anlarsın: Bazı şeyler sırf sen vazgeçme diye, çalışıyormuş gibi davranır.

İçerisi hiçliktir. Ama öyle bağıran, karanlık bir hiçlik değil. Daha tehlikelisi: Sessiz, düzenli, alışılmış bir boşluk. İnsana “burada kalabilirsin” diyen türden. Bu sokakta çilingirin adresi yoktur. Belki de hiç olmamıştır. Belki kapıyı açacak birine hiç ihtiyaç yoktur; biz sadece kapalı kalmaya alışamamışızdır.

Asıl acı olan şu: İnsan bazen kapıyı değil, kapının ardında biri var sanma fikrini sever. Bir ses, bir hareket, bir ihtimal. O ihtimal yavaş yavaş sönünce, kapı hâlâ orada durur ama insan içerden çekilir.

O yüzden soruya geri dönelim.

Gidene mi zor, kalana mı?

Belki de asıl zor olan, gidecek cesareti kendinde bulamayan bir kalışla, kalacak yeri kalmamış bir gidiş arasında askıda kalmaktır. Bu bir tercih değildir. Bu, kapı eşiğinde insanın kendini unuttuğu o uzun duraktır.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Sude Arslan Sosyal Çalışmacı - Köşe Yazarı