EL-BİRUNİ (ZAMANIN VE MEKÂNIN ÖTESİNDEKİ DEHA)

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
15 Haziran 2026 - 15:45
15 Haziran 2026 - 15:45 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 5  63
EL-BİRUNİ (ZAMANIN VE MEKÂNIN ÖTESİNDEKİ DEHA)

EL-BİRUNİ (ZAMANIN VE MEKÂNIN ÖTESİNDEKİ DEHA)**

Güneş, Harezm’in uçsuz bucaksız bozkırları üzerine kızıl bir kor gibi çökerken, on yedi yaşındaki bir genç, elindeki derme çatma usturlapla gökyüzünü adeta bir nakkaş gibi işliyordu. Yıl 990 civarıydı. Yaşıtları çarşı pazarın gürültüsünde kaybolmuşken; o, ufka düşen son ışık hüzmesinin açısını hesaplamakla meşguldü.

Bu genç, tam adıyla **Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Biruni** idi. Yaşadığı dönemde "Biruni" yani "taşralı" lakabıyla anılacaktı çünkü o, sarayların korunaklı duvarlarında değil, hayatın ve doğanın tam kalbinde doğmuştu. Ama ironiktir ki, bu "taşralı" genç, ileride kralları ayağına getirecek, çağının bin yıl ilerisine geçerek insanlığın evren algısını kökten değiştirecekti.

Harezm’de başlayan hayatı, Orta Asya’nın o dönemki çalkantılı siyasi iklimi yüzünden bir göçebe gibi geçti. Savaşlar, yıkılan hanedanlar ve kaçışlar… Biruni’nin gençliği, kütüphanelerin yakıldığı, bilim insanlarının sığınacak liman aradığı bir kargaşa çağında şekillendi. Ancak onun zihni, dışarıdaki fırtınadan etkilenmeyecek kadar berrak bir kütüphaneydi.

Cürcan’a kaçtığı dönemde, Ziyaroğulları sarayında ünlü eseri *Âsâr-ül Bâkiye* ’yi (Geçmiş Yüzyıllardan Kalan Eserler) yazdı. O, sadece gökyüzünü merak etmiyordu; insanlığın zamanı nasıl ölçtüğünün peşindeydi. Yahudilerin, Hıristiyanların, Perslerin ve eski Türklerin takvimlerini inceledi. Zamanı standardize etmek, onun için evrenin ritmini anlamanın ilk adımıydı.

> "Gerçeğin peşinde olan insan, önyargılarından, kendi kültürünün getirdiği körlükten ve kibirden sıyrılmalıdır. Ancak o zaman kâinat kapılarını ona açar."

> — *El-Biruni*

Onun bu tarafsızlığı ve dehası, dönemin en sert ve en güçlü hükümdarının gözünden kaçmadı: **Gazneli Mahmud.**

---

Sultan Mahmud, Harezm’i fethettiğinde ganimetlerin en büyüğünü altın odalarında değil, kütüphanelerde buldu. Biruni’yi Gazne’deki sarayına davet etti — ya da daha doğru bir tabirle, onu sarayının baş tacı ve bir nevi "esiri" yaptı.

Gazneli Mahmud’un Biruni için söylediği şu söz, tarihin altın sayfalarına kazınmıştır:

> "Sarayımın en değerli hazinesi, Ebu Reyhan el-Biruni’dir."

Ancak bu ilişki her zaman dikensiz bir gül bahçesi değildi. Sultan, gücün ve kılıcın temsilcisiydi; Biruni ise aklın ve hakikatin. Bir gün Sultan Mahmud, Biruni’yi sınamak istedi. Sarayın dört kapısı vardı. Biruni’den, sultanın hangi kapıdan çıkacağını tahmin etmesini istedi. Biruni, bir kâğıda notunu yazıp odadaki minderlerden birinin altına koydu. Sultan, duvarda yeni bir kapı açtırıp oradan çıktı ve gururla geri dönüp kâğıdı açtırdı. Kâğıtta şu yazıyordu: *"Sultan bugün yeni bir kapı açtırıp oradan çıkacak."*

Sultan öfkeden deliye döndü; tılsımcılıkla, büyücülükle suçladığı bu dâhinin sarayın penceresinden atılmasını emretti. Biruni, alt kattaki koruyucu tentelerin üzerine düşerek sağ kurtuldu. Sultan daha sonra pişman olup onu geri çağırdığında, Biruni ona astrolojinin veya kehanetin değil, sadece olasılık hesaplarının ve insan psikolojisinin matematiğini kullandığını sakin bir dille anlattı.

---

Sultan Mahmud’un Hindistan seferleri, Biruni için bir askeri fetih değil, muazzam bir bilimsel keşif yolculuğuydu. Ordunun arkasından Hindistan topraklarına giren Biruni, burada yıllarca kaldı. Çoğu İslam aliminin "putperest" diyerek sırtını döndüğü bu coğrafyada o, Sanskritçe öğrendi. Hint bilginleriyle (Panditler) sabahlara kadar tartıştı. Onların kutsal metinlerini, matematik sistemlerini inceledi.

Bu muazzam gözlemlerin sonucunda, bugün antropolojinin ve dinler tarihinin ilk kurucu eseri sayılan **Tahkîk ma li'l-Hind** (Hindistan Tarihi) adlı başyapıtını yazdı. Biruni, bir toplumu yargılamadan, onları kendi şartları içinde anlamanın dünyadaki ilk örneğini sergilemişti.

---

Biruni’yi modern bilimin öncüsü yapan en büyük mucizelerden biri, Pakistan yakınlarındaki **Nandana Kalesi**’nde gerçekleşti. Elinde ne gelişmiş uydular vardı ne de modern ölçüm cihazları. Sadece bir usturlap, derin bir geometri bilgisi ve sarsılmaz bir mantık...

Daha önce Abbasi Halifesi Me'mun döneminde dünyanın çapı, düz bir ovada kilometrelerce yürünerek ölçülmeye çalışılmıştı. Biruni bu yöntemin hataya açık olduğunu biliyordu. O, kimsenin yürümesine gerek kalmayan dâhiyane bir yöntem geliştirdi.

```

Biruni'nin Trigonometrik Ölçüm Yöntemi:

1. Yüksek bir dağın zirvesine çıktı.

2. Ufuk çizgisinin alçalma açısını (dip açısını) ölçtü.

3. Dağın yüksekliğini ve trigonometriyi (sinüs ve kosinüs kurallarını) kullanarak

   dünyanın yarıçapını hesapladı.

```

Bugün koskoca teknolojik imkânlarla hesaplanan dünya yarıçapı ile Biruni'nin o gün kalede oturduğu yerden hesapladığı değer arasında **%1'den bile az** (sadece birkaç kilometrelik) bir fark vardı. O, tek bir dağın tepesinden bakarak, üzerinde bastığı devasa kürenin büyüklüğünü insanlığın avcuna bırakmıştı.

Bununla da kalmadı; henüz Galilei ve Kopernik doğmadan yüzyıllar önce, dünyanın kendi ekseni etrafında dönme olasılığı üzerine kafa yordu. "Dünya dönüyor mu?" sorusuna, dönemin Aristocu dogmalarına meydan okuyarak, *"Bu, matematiksel olarak tamamen mümkündür ve fiziki bir çelişki doğurmaz"* yanıtını verdi. Ayrıca yerçekimi fikrini Newton'dan çok önce sezmiş, "dünyanın merkezindeki çekim gücünden" bahsetmişti.

---

Gazneli Mahmud’un ölümünden sonra tahta geçen Sultan Mesud, Biruni’nin kendisine ithaf ettiği astronomi şaheseri *Kanun el-Mesudi*’yi görünce hayran kaldı. Biruni’ye ödül olarak bir fil yükü gümüş para gönderdi.

Yaşlı ve yorgun Biruni, develerle ve fillerle kapısına getirilen bu serveti nezaketle reddetti. Parayı getirenlere sarayın penceresinden bakarak tarihe geçecek şu sözleri söyledi:

> "Bu gümüşleri geri götürün. Ben bilimi, dünya malı için değil; bilimin kendisi için ve hakikate olan aşkımdan ötürü yapıyorum. Bana ihtiyacım olan tek şeyi, yani çalışacak bir odayı ve mürekkebi verin, yeter."

Biruni, 1048 yılında Gazne'de, 75 yıllık ömrünün son nefesini verirken bile yatağında baş ucundaki bir fıkıh alimine mirastaki bir matematik problemini soruyordu. Alim, "Bu haldeyken bile mi?" diye şaşırınca, Biruni şu muazzam cevabı verdi: *"O konuyu bilmeyerek ölmek mi iyidir, yoksa öğrenerek ruhumu teslim etmek mi?"*

---

### Biruni’nin İnsanlığa Mirası 

| **Jeodezi & Matematik** | Dünyanın çapını ve yarıçapını trigonometrik yöntemlerle sıfıra yakın hatayla hesapladı. |

| **Astronomi** | Dünyanın dönme ihtimalini savundu; Güneş ve Ay tutulmalarını, boylamları hesapladı. |

| **Antropoloji** | Hindistan'ın kültür ve din yapısını tarafsızca inceleyerek ilk antropolojik eseri yazdı. |

| **Farmakoloji (Eczacılık)** | *Kitabü’s-Saydele* eseriyle şifalı bitkileri ve ilaçların kimyasal yapılarını derledi. |

| **Fizik** | Elementlerin ve sıvıların özgül ağırlıklarını bugünkü değerlerine inanılmaz yakınlıkta ölçtü. |

Batı dünyasının, onun yaşadığı çağa **"The Age of Al-Biruni" (Biruni Çağı)** demesi boşuna değildi. O, dogmaların karanlığında, aklın ve deneyin meşalesini yakan, zamanın ötesinde bir dehaydı. El-İdrisi dünyayı haritaya dökerken, Biruni o dünyanın hem ağırlığını hem kalbini hem de gökyüzündeki yerini hesaplamıştı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Mehmet Kurtar Ben Mehmet Kurtar. Uşak’ta yaşıyorum; evliyim, iki çocuk babasıyım. Hayatım bir yandan ailemin sıcaklığıyla, bir yandan sınıfın içindeki seslerle akıp gidiyor. Coğrafya öğretmeniyim. Yeryüzünü anlatıyorum ama aslında insanı, zamanı ve mekânın ruhunu anlatmaya çalışıyorum. Coğrafya alanında yüksek lisans yaptım. Bununla yetinmedim; Coğrafi Bilgi Sistemleri ve İlahiyat önlisans programlarını da bitirdim. Bilgi benim için sadece meslek değil, anlam arayışının bir parçası. Haritalar kadar sorular da ilgimi çekti; dağların oluşumu kadar insanın bu dünyadaki hikmeti… Yazmak ise hayatıma çok daha erken girdi. Çocukluğumdan beri şiir yazarım. Şiir, kendimi en sahici hâlimle ifade ettiğim ilk dil oldu. Zamanla hikâyeler yazmaya başladım. Kelimeler benim için hep bir yolculuktu; bazen içime, bazen geçmişe, bazen de çocukların hayal dünyasına doğru. Çocuk hikâye kitabı yazarıyım. Yayınlanmış bir eserim var: “Asaf – Adaletin Peşinde: Zamanda Yolculuk Ertuğrul Gazi.” Bu kitapta hem tarihi hem de değerleri, çocukların kalbine dokunacak bir dille anlatmaya çalıştım. Amacım öğretmekten çok, sevdirmekti. Ben yazarken iz bırakmayı değil, anlam taşımayı dert ediniyorum. Coğrafya sınıfta, edebiyat satırlarda; ama yolculuk hep aynı: İnsana, hakikate ve adalete doğru.