DOĞA

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bazı insanlar hayatı hızla geçip giderken fark etmez; toprağın kokusunu, rüzgârın sesini, bir ağacın gölgesini… Çünkü modern dünyanın gürültüsü çoğu zaman insanın kendi iç sesini bile bastırır. Bu hikâye, tam da o gürültünün içinden çıkıp sessizliği yeniden duymayı öğrenen bir gencin yolculuğunu anlatıyor. “Doğa”, sadece doğaya dönmekle ilgili bir hikâye değil; insanın kendine dönüşünü anlatan bir yolculuk. Bazen bir ağacın altında otururken, bazen akan suyu dinlerken, bazen de hiçbir şey yapmadan dururken insanın aslında ne kadar yorulduğunu fark etmesini… Bulut’un hikâyesinde doğa yalnızca bir mekân değil; öğreten, dinleyen ve insanı değiştiren canlı bir yol arkadaşıdır. Çünkü doğa acele etmez. Ve belki de bu yüzden, insana en çok ihtiyacı olan şeyi hatırlatır. Durmayı, dinlemeyi ve gerçekten yaşamayı. Bu hikâyeyi okurken, kendi içindeki sessizliği de duyabilmen dileğiyle…

17 Mayıs 2026 - 21:38
17 Mayıs 2026 - 21:38 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 5  41
DOĞA

                       DOĞA 

Bulut üniversite de mimamırlık okuyordu. Herkes onun iyi bir geleceği olacağını söylüyor, çizimleri ve projeleri beğeniliyordu. Ama son zamanlarda yaptığı şeylerin içinde kendini bulamıyordu. Kağıt üstünde çizdiği binalar büyüdükçe, içindeki boşluk da büyüyor gibiydi. Betonlar katman katman yükselirken, içinde bir şeyler eksiliyordu. Okullar tatil olduğunda herkes plan yapmıştı. Arkadaşlarından kimisi denize gidecek, kimisi şehirde kalıp eğlenecekti. Bulut ise hiçbirine dahil olmak istemiyordu.             Gürültüye tahammülü kalmamıştı. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan insanlara…   Bitmeyen telefon bildirimlerine…Ve en çok da, durmadan bir şey üretmesi gerekiyormuş gibi hissetmeye…  Oysa o sadece biraz durmak nefes almak istiyordu.       Hiçbir şey yapmadan bir şeylerin olmasına izin vermek.    Bu yüzden annesinin çocukken götürdüğü köy aklına geldi. Orada bir de evleri vardı. Yıllardır gitmemişti. Ama hatırladığı tek şey sessizlik ve sakinlikti.                        Ya da o zamanlar sessizlik sandığı şey… Bir çantaya birkaç parça eşya koyup kimseye uzun uzun bir şeyler anlatmadan. “Biraz dinlenmeye gidiyorum” diyerek çıktı yola. Aslında dinlenmekten fazlasını arıyordu.        Belki kendini.  Belki de kaybettiğini bile fark etmediği bir şeyi.   Köye geldiği ilk gün kendini garip hissetti. Telefon çekmiyordu çoğu yerde. İlk başta eli sürekli cebine gitti. Bildirim yoktu. Ses yoktu. Koşuşturan kimse yoktu.    Şehirde alıştığı şey sessizlik değil sadece gürültünün bir türü olduğunu fark etti.   Buradaki sessizlik ise canlı gelmişti. Rüzgâr vardı. Toprak kokusu vardı. Uzaklarda ağaçların arasından geçen kuşların sesi…. Hepsi ayrı ayrı bir şey söylüyordu sanki.  Bulut ilk gece zor uyudu. Çünkü ilk kez gerçekten sessizdi etraf.  Rüzgârın sesi bile farklı geliyordu. Sanki bir şey anlatmak istiyor gibiydi ama kelimeleri yoktu işte, belki de biz duymayı unutmuştuk.   Birkaç gün sonra o sessizliğin içinde bir huzur bulmaya başladı.  Ve bir sabah, içinden gelen bir dürtüyle köyün dışındaki tepeye doğru yürümeye başladı. Rüzgârın sesi o gün daha da farklı geliyordu.  Sanki bir şey anlatmak istiyordu. Belki de Bulut, ilk kez gerçekten dinlemeye hazırdı.  Tepenin başına varıp yere oturdu. Otların arasında bir sürü karınca bir düzen içinde, hiç durmadan çalışıyorlardı. Birkaç metre ötede küçük bir dere akıyordu. Suyun sesi, şehirde duyduğu hiçbir şeye benzemiyordu. “Biz neyi yanlış yaptık acaba?” diye sesli düşünürken.  Tam o sırada arkasından bir ses.  “Yanlış yapmadık. Sadece unuttuk” dedi.  Bulut arkasını döndüğünde. Yaşlı bir adam, elinde bastonuyla yavaş yavaş ona doğru geliyordu. Yüzünde yumuşak bir gülümseme vardı. “Ne unuttuk?” diye sordu Bulut.  “Dinlemeyi,” dedi adam. Yanına oturarak. “Doğaya karşı yaşamamayı, onunla birlikte yaşamayı.” “Ben zaten buradayım,” dedi Bulut. “Bu yetmiyor mu?” Adam gülümseyerek. “Burada olmak yetmez evlat. Birlikte olmak başka bir şey." dedi.  “Nasıl yani?” Yaşlı adam bastonuyla toprağa dokunarak devam etti. “Sen buna basıyorsun. O seni taşıyor. Sen onu zorluyorsun, o sana yine veriyor. Ama bu tek taraflı. Birlikte yaşamak… Karşılık vermek demek evlat." dedi.  Bulut sessizce düşünürken.  “Ben Bekir,” dedi adam bir süre sonra. “Ben de Bulut.”       O gün Bulut, Bekir amcayla birlikte uzun süre oturdu. Konuştular, sustular, dinlediler.  Bulut doğanın acele etmediğini ve hiçbir şeyin de geç kalmadığını fark etmişti.  Ertesi gün Bulut aynı yere geri gelmişti. Bu sefer amacı oturup  düşünmek değildi. Doğaya katkıda bulunmak istiyordu. Köyün kenarında küçük, boş bir arazi vardı. Önce eski alışkanlığıyla orayı düzenlemek, plan yapmak, çizmek, şekil vermek istedi; fakat bir anda  “Ben yine aynı şeyi mi yapıyorum?” diye düşünerek diz çöküp, toprağı eline aldı. “Bu sefer seni dinleyeceğim,” dedi.  O gün toprağı zorlamadan, küçük dokunuşlar yaptı. Taşları ayırdı. Suyu azar azar verdi. Yabani otların bir kısmını söktü.  Ve akşam eve döndüğünde, uzun zamandır hissetmediği kadar huzurlu hissetti kendini.  Günler geçtikçe Bulut’un mimarlığa bakışı da değişmeye başlamıştı.  Eskiden bir yere baktığında, hemen “Buraya ne yapılır?” diye düşünürdü. Şimdi ise kendine  “Burada zaten ne var?” diye sormaya başlamıştı. Bir gün eline defterini aldı ve gördüklerini anlamak için.  Ağaçların gölge düşürme şeklini çizdi. Rüzgârın yönünü not aldı. Güneşin gün içindeki hareketini izledi. Ve doğanın zaten kusursuz bir mimar olduğunu fark etti.  Onun yapması gereken, doğaya rağmen bir şey inşa etmek değildi, onunla birlikte düşünmekti.  Bugünlerin birinde, köyün içinden geçen dar patikadan her sabah okula giden küçük bir çocuk vardı. Adı Güneş’ti. Saçları hep dağınık olurdu, sanki rüzgârla konuşmuş gibi. Gözleri sürekli etrafa bakardı. Meraklı, sessiz ama dikkatli bir çocuktu.  Güneş birkaç gündür  her sabah, o arazinin yanında biri olduğunu görüyordu.  Bulut da çocuğu görüyordu.  İlk birkaç gün çocuk sadece bakarak geçip gitti.  Bir gün merakına yenilerek Bulut'un yanına giderek.. “Abi… Merhaba ben Güneş" dedi çekinerek. “Sen burada ne yapıyorsun?” Bulut ise gülümseyerek "Merhaba Güneş ben de Bulut. Toprağı, doğayı öğreniyorum.” dedi.                  “Ne öğreniyorsun?”                             “Nasıl birlikte yaşanır…”                    Güneş tam anlamadı ama hoşuna gitmişti.   O günden sonra her sabah uğramaya başladı. Önce izledi. Sonra dayanamayarak;  “Ben de yardım edebilir miyim?” dedi.   Bulut "Tabi edebilirsin. Ama önce dinleyeceğiz.” dedi.  Güneş oturdu . Ve dinlemeye başladı. Başta sıkıldı sesizlikten fakat sonra…  Rüzgârın, kuşların, yaprakların  sesini duymak hoşuna gitti.  Ve sessizliğin aslında hiç de sessiz olmadığını fark etti. Aylar geçmiş o küçük arazi artık yemyeşil olmuştu.  Bunu Bulut tek başına yapmamıştı doğaya eşlik etmişti. Toprak kendi yolunu bulmuştu.  Bir gün Güneş elini toprağa koyarak.  “Abi,” dedi, “Burası sanki bizi tanıyor.” Bulut ise "Evet ama biz de onu tanımaya başladık Güneş." dedi.  Bir akşam Bulut yine tepeye çıktığında Bekir amca oradaydı.      “Nasıl gidiyor evlat?" diye sordu.       Bulut gökyüzüne bakarak. “Artık ne yapacağımı daha iyi biliyorum,” dedi. “Ben mimar olacağım… Ama eskisi gibi değil Bekir amca dedi."  “Nasıl?” yani “Doğaya rağmen değil… doğayla birlikte  yapacağım işimi" dedi ve biraz durup düşünerek; “Belki daha az şey yapacağım ama daha doğru olacak." Bekir amca yüzünde oluşan gülümsemeyle başını sallayarak  “İşte o zaman gerçekten yapmış olacaksın evlat." dedi.  "Doğaya karşı değil, doğayla birlikte yaşamak…  Belki büyük şeyler yapmak değildir fakat küçük şeyleri fark etmektir.  Belki kontrol etmek değil de eşlik etmektir  Ve belki de en önemlisi…Konuşmayı bırakıp,  dinlemeyi hatırlamaktır.  Çünkü doğayla birlikte yaşamak güzeldir.  Bazen bir şey yapmak değil, sadece orada olmaktır. Bazen değiştirmek değil, anlamaktır olay" dedi Bekir amca.  Ve bazen de en büyük adım…  Hiç acele etmemektir belki de diyerek ekledi Bulut.  Rüzgâr yine esiyordu. Fakat bu kez onu duyanlar vardı. 

                              DİLEK SARIKAYA 

                        Menajer : İlayda can /                                          Dilara sarıkaya 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow