Denizin Sakladığı Mektuplar

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bazı kayıpların mezarı olmaz, geriye yalnızca bekleyiş kalır.

29 Haziran 2026 - 17:22
29 Haziran 2026 - 17:22 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  29
Denizin Sakladığı Mektuplar

Denizin Sakladığı Mektuplar

Kasabanın en eski evi,

Uçuruma yakın olan değildi aslında.

En eski ev,
İçinde beklemekten yorulmuş bir kadın yaşayan evdi.

Duvarlarında tuz kokusu vardı.
Pencereleri rüzgârla konuşurdu geceleri.
Çatısı yağmuru içeri alır,
Sobası geç yanardı.

Ama kadın
Her sabah önce sandığı açardı.

Çünkü bazı insanlar
Güne kahvaltıyla değil,
Hatıralarla başlar.

Sandığın içinde;
Birkaç sararmış gömlek,
Eski bir çocuk ayakkabısı
Ve kimseye göstermediği mektuplar vardı.

Kocasından kalan değil…
Kocasına yazılmış mektuplar.

Çünkü adam giderken
Arkasında bir ölüm bırakmamıştı.

Bir ihtimal bırakmıştı.

Ve insan bazen
Ölüye değil,
İhtimale yas tutardı.

Yıllar önceydi.

Kasabanın balıkçıları
Henüz denize türkü söyleyerek açılırdı o zamanlar.

Kadının kocası da,
İki oğlunu yanına alıp
Şafaktan önce çıkmıştı limandan.

En küçüğü daha çocuktur aslında,
Uykusunu gözlerinden silmeden binmişti tekneye.

Kadın,
Arkalarından bakarken
Yalnızca üşümüştü biraz.

İnsan, felaket yaklaşırken
Önce içi üşür zaten.

Öğlene doğru
Rüzgâr sertleşmiş.

Akşamüstü
Deniz karar vermişti..

Kasabanın erkekleri,
Fenerlerle kıyıya koşmuş,
Kadınlar dua etmiş,
Çocuklar anlamadan ağlamıştı.

Ama deniz,
O gece hiçbirini geri vermedi.

Ne adamı.
Ne çocukları.

Sadece dalgaları bıraktı kıyıya.

Kadın o günden sonra,
Siyah giyinmeye başladı.

Ama bu bir yas değildi.

Bu,
Eve dönemeyen insanların gölgesiydi.

Yıllar geçti.

Kasabanın taş yolları değişti.
Balıkçılar yaşlandı.
Bazı evler yıkıldı.
Bazı çocuklar büyüdü.

Kadının kızı dul kaldı sonra.

İki torunla döndü annesinin evine.

Ev artık daha kalabalıktı
Ama daha yalnızdı nedense.

Çünkü fakir evlerde,
İnsan sayısı arttıkça,
Sessizlik de büyürdü.

Torunlardan biri,
Geceleri öksürürdü uzun uzun.

Diğeri,
Denizi merak ederdi sürekli.

“Dedem nasıl kayboldu?” diye sorardı.

Kadın cevap vermezdi.

Çünkü bazı acılar
Konuşulunca değil,
Susulunca yaşardı.

Akşamları,
Eski lambanın altında çorba içerlerdi.

Kaşık sesleri duyulurdu yalnızca.

Kadın bazen
Boş sandalyeye de tabak koyardı.

Kimse bir şey demezdi.

Yoksulluk,
İnsana birçok şeyi öğretir.

En çok da
Sormamayı.

Bir gece,
Yağmur başladı yine.

Çatı damlıyordu.
Rüzgâr kapıyı titretiyordu.

Torunlar uyumuştu.
Kızı dikiş dikiyordu köşede.

Kadın sessizce kalktı.

Yıllardır açmadığı sandığı çıkardı yatağın altından.

Parmakları titriyordu.

Yaşlılıktan değil.

İnsan bazı şeylere,
Elli yıl geçse de alışamıyordu çünkü.

Mektupları çıkardı tek tek.

Kırılmış zarflar.
Nem kokusu.
Solmuş mürekkep.

İlk mektubu açtı.

“Bugün küçük oğlan,
senin gibi yürümeye başladı.
Ayakkabısının burnu yine delinmiş.
Kızın seni sorup duruyor.
Ben iyiyim.
Yalan söyledim.
İyi değilim.”

Sonra başka bir mektup.

“Bu ev sensiz çok rüzgâr alıyor.
Kapıyı tamir etmeye çalıştım olmadı.
Galiba bazı şeyler
erkek eli olmayınca eksik kalıyor.”

Bir başkası.

“Bugün seni pazarda gördüğümü sandım.
Arkandan koştum.
Bir yabancı çıktı.
İnsan en çok da,
umutlarından utanıyor.”

Kadın okudukça
Odanın içi büyüyordu sanki.

Yağmur artıyordu.
Gece derinleşiyordu.

Kızı dikişi bırakıp baktı ona.

İlk kez o gece,
Annesini yaşlı gördü.

Çünkü insan,
Ağlarken değil,
Beklemekten yorulunca yaşlanırdı.

Kadın son mektubu eline aldı.

Açmadı hemen.

Uzun süre baktı yalnızca.

Sonra fısıltıyla konuştu:

“Ben sizi öldü diyemedim.”

Rüzgâr sustu.

Ev sustu.

Deniz uzakta karanlığa çekildi.

Kadın mektubu açtı.

İçinde yalnızca tek cümle vardı:

“Bir gün dönecek olursan
evi satmadım.”

O gece sabaha kadar uyumadı kadın.

Sobanın yanında oturdu.
Ellerini dizlerine koydu.

Sanki kapı çalacakmış gibi.

Sanki yıllar
yanlışlıkla geçmiş gibi.

Çünkü bazı kadınlar
Dul kalmaz aslında.

Yarım kalır.

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow