Bir Elmanın İki Yarısı mı? Yoksa Aynı Kalıptan Çıkma Çerezler mi?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
27 Ocak 2025 - 22:10
27 Ocak 2025 - 22:10 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 7  993
Bir Elmanın İki Yarısı mı? Yoksa Aynı Kalıptan Çıkma Çerezler mi?

Bu kadar kolay olmamalı her şey. Telefon ekranında bir tuşa basarak "arkadaş" olunamamalı mesela. Ya da bir fotoğrafa "kalp" koyarak yakınlık kurulamamalı. Düşünün: Bir tuşla hayatımıza aldığımız birine zor günümüzde sırtımızı nasıl yaslayabiliriz ki? Ekranın arkasındaki yüzü, mimikleri, gözlerinin içindeki gerçekliği bilmediğimiz birini nasıl bu kadar hızla hayatımızın merkezine koyabiliriz ki?

Dün bir kez daha sosyal medya ekran süremi kontrol edip kendimi rahatlattım. Bana verilen yirmi dört saatten sadece bir saate yakınını ekran başında geçirmiştim. Kalan yirmi üç saati prizden uzak yaşadığımı bilmek beni mutlu etti. Fakat asıl düşündüren şu oldu: Bu bir saat bile beni istemediğim bir kalıba sokmaya yetiyor mu acaba? Çünkü fark ettim ki sosyal medya, bizi ince ince kesip aynı kalıptan çıkma çerezlere dönüştürüyor.

Herkes aynı kitapları okuyor, aynı filmleri izliyor, aynı tür müzikleri dinliyor ve aynı manzaraların fotoğrafını çekip paylaşmaya çalışıyor. Sonra da biriyle ortak bir şey bulduklarında buna "kader" diyorlar. Düşünün, sırf aynı müzik grubunu sevdiğimiz için biriyle dost olabileceğimizi zannediyoruz. Ne fena!

Şimdi neden bunları yazıyorum, anlatayım: Dün bir kafede arkadaşları aracılığıyla tanışan iki genç gördüm. Sohbetleri, kulak misafiri olamayacağım kadar yüksek sesleydi, ne yapayım. Kız, çocuğa bir ara şunu söyledi: "İnanamıyorumm! Sen de mi Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı okudun!" Çocuk başıyla onayladı, hatta ilk okuduğu kitaplardan biri olduğunu söyledi. Birkaç kitap daha andıktan sonra kızın gözleri parladı: "Resmen bir elmanın iki yarısıyız!"

O an kahvemi boğazıma kaçırmamak için kendimi zor tuttum. İçimden mırıldandım: Hayır ahmaklar, bir elmanın iki yarısı değilsiniz. Sadece edebiyat öğretmenleriniz aynı!

Sosyal medya işte tam da burada devreye giriyor. Hepimizi tekdüzeleştiriyor. Normalde sokakta yürürken yüzüne bile bakmayacağımız birini, ekran başında saatlerce stalk'layıp "ruh eşimiz" sanabiliyoruz. Herkesin aynı trendlere koşup, aynı pozları verdiği bir dünyada, o "kendine özgü" hissettiğiniz anlar aslında algoritmanın size diktiği bir kıyafetten başka bir şey değil.

Mesela sosyal medyada herkes sabahları erken kalktığını, yoga yaptığını, badem sütlü kahve içtiğini söylüyor. Ama bu insanlardan birini sabah 07.00’de kahve almak için markette görseniz pijamayla geziyor olur. Hepimiz bir yandan olduğumuz kişiyi saklıyor, diğer yandan olamadığımız biri gibi davranıyoruz.

Bir düşünün: Bir elmanın iki yarısı mı olmak isterdiniz yoksa farklı ağaçların ayrı dallarında büyüyen, kendine has meyveler mi? Bence ikincisi çok daha güzel. Çünkü aynı olmak kolaydır. Zor olan, başka bir kalıbın içine sığmamaktır. Siz siz olun, zor'a talip olun...

Unutmayın, hayat sadece algoritmaların size sunduğu hazır menülerden ibaret değil. Bazen farklı tatları denemek, kendi tarifinizi yaratmak lazım. Yoksa herkesin “trend” sandığı o hikâyelerde sadece bir figüran olmaktan öteye geçemezsiniz.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı