ALMANYA TRENİ 5.Cİ BÖLÜM - NİŞAN GÜNÜ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

"O gün takılan yüzükler, yalnızca iki gencin parmağını değil; kaderlerini de birbirine bağladı."

29 Temmuz 2026 - 09:23
29 Temmuz 2026 - 09:23 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 12  65
ALMANYA TRENİ 5.Cİ BÖLÜM - NİŞAN GÜNÜ

ALMANYA TRENİ 5.Cİ BÖLÜM - NİŞAN GÜNÜ

Nihayet beklenen gün gelmişti.

Daha güneş doğmadan Şakirelerin evinde bir hareket başlamıştı. Avlunun taşları sabahın serinliğini hâlâ üzerinde taşıyordu. Tavuklar kümesten çıkıyor, tandırdan yükselen ilk duman gökyüzüne doğru ince ince süzülüyordu.

Evde ise kimsenin oturmaya vakti yoktu.

Kadınlar bir odadan diğerine koşturuyor, mutfaktan yükselen mis gibi börek ve çörek kokuları bütün evi sarıyordu. Büyük bakır kazanlarda şerbet hazırlanıyor, tepsilere dizilen un kurabiyeleri özenle örtülüyordu. Bir köşede cevizli baklavalar, diğer tarafta ev yapımı tatlılar misafirleri bekliyordu.

Komşu kadınlardan biri gülerek seslendi:

“Bugün Şakire’nin nişanı var. Bugün yorulmak yok!”

Kahkahalar avluya yayıldı.

Şakire ise odasında sessizce oturuyordu.

Kalbi, çocukluğundan beri hiç bu kadar hızlı çarpmamıştı.

Bir yandan seviniyor, bir yandan da doğup büyüdüğü evden ayrılacağı günlerin yaklaştığını düşündükçe boğazı düğümleniyordu.

Tam o sırada kapı usulca açıldı.

Kasabanın en maharetli kadınlarından Fatma Ana içeri girdi.

Elinde ince dişli tahta tarak, yanında rengârenk kurdeleler vardı.

“Haydi bakalım gelin kız…” dedi gülümseyerek.

“Bugün seni herkes konuşacak.”

Şakire sessizce tabureye oturdu.

Fatma Ana uzun siyah saçlarını büyük bir özenle taramaya başladı. Her tarağın geçişinde saçlar ipek gibi omuzlarından dökülüyordu.

Sonra saçlarını iki kalın örgü hâline getirip ince kırmızı kurdelelerle bağladı.

Başına işlemeli yazmasını örterken aynadan ona baktı.

“Gelin oluyorsun ha…”

Şakire utangaçça gülümsedi.

Fatma Ana saçının son telini de düzelttikten sonra omzuna hafifçe dokundu.

“Korkma kızım… Memduh seni üzmez. O ağırbaşlı çocuktur.”

Şakire aynaya baktı.

Karşısındaki genç kız artık çocukluğundaki Şakire değildi.

Yüzünde hem heyecan hem de mahcup bir mutluluk vardı.

Gözleri doldu.

Ama bu kez dökülen yaşların içinde hüzünden çok umut vardı.

Öğleye doğru evin önünde at sesleri duyulmaya başladı.

Avludaki çocuklar koşarak kapıya çıktı.

“Geldiler!”

“Geldiler!”

Kadınlar aceleyle başörtülerini düzeltti.

Erkekler ayağa kalktı.

Memduh’un ailesi ağır ağır avluya giriyordu.

Önde Memduh’un babası…

Ardından amcaları…

En arkada ise yüzünde utangaç bir tebessüm taşıyan Memduh…

Üzerinde en temiz takım elbisesi vardı.

Ayakkabılarını kendi elleriyle boyamış, saçlarını özenle taramıştı.

Kalbi öyle hızlı atıyordu ki bunu herkes duyacak sanıyordu.

İçeri buyur edildiler.

Misafirlere yer gösterildi.

Şerbetler ikram edildi.

Ev, insan sesleriyle dolup taşmıştı.

Şakire, annesinin işaretiyle elinde kahve tepsisiyle odaya girdi.

Başını kaldırmaya cesaret edemiyordu.

Fincanları tek tek uzatırken ellerinin hafifçe titrediğini hissediyordu.

Tam Memduh’un önüne geldiğinde istemeden göz göze geldiler.

Bu yalnızca birkaç saniye sürdü.

Ama ikisinin de kalbi aynı anda hızlandı.

Memduh gülümsemek istedi.

Şakire ise utancından gözlerini hemen yere indirdi.

Bir süre sonra nişan yüzükleri getirildi.

Kadınlar sessizleşti.

Odadaki herkes ayağa kalktı.

Yaşlılardan biri dua okumaya başladı.

Eller semaya açıldı.

“Allah bu iki gence huzur versin…”

“Yuvalarını daim etsin…”

“Ağızlarının tadını bozmasın…”

Duaların ardından kırmızı kurdeleyle birbirine bağlanan iki yüzük ortaya çıkarıldı.

Şakire’nin elleri heyecandan titriyordu.

Memduh da en az onun kadar heyecanlıydı.

Yüzüğü eline aldığında bir an durdu.

Sonra büyük bir dikkatle Şakire’nin parmağına taktı.

O küçücük altın halka, yalnızca bir nişan yüzüğü değildi.

İki ayrı hayatın aynı yolda yürüyeceğine dair verilen ilk sözdü.

Ardından Şakire de Memduh’un parmağına yüzüğü taktı.

O an odadakiler alkışladı.

Kadınlar sevinçle “Allah bir yastıkta kocatsın!” diye seslendi.

Kimileri gözyaşlarını gizlice sildi.

Kimileri ise mutluluktan gülümsüyordu.

Kalabalık yeniden sohbet etmeye başlamıştı.

Ama Şakire ile Memduh için dünya birkaç dakikalığına sessizleşmiş gibiydi.

Şakire yüzüğüne baktı.

İçinden geçen cümleyi kimse duymadı.

“Belki de kaderim gerçekten değişiyor…”

Memduh ise uzaktan ona baktı.

İçinden sessizce şükretti.

“Allah’ım… Bu emaneti bana layıkıyla taşımayı nasip et.”

O gün yalnızca iki genç nişanlanmamıştı.

İki yarım kalmış hayat, aynı umutla geleceğe doğru ilk adımını atmıştı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.