Mahkûm

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

5. Bölüm

1 Ağustos 2025 - 14:48
1 Ağustos 2025 - 14:48 ⏱ 9 dk Okuma Süresi
 0  668
Mahkûm
Mahkûm

 BÖLÜM 5

 (Sanki)

Aşk hastalığının ilk belirtisi, sorgulamayı bırakmaktır.

Funda, artık dumanı tüten kahvesine değil, karşısında oturan adama bakıyordu. Gelmemek için birçok sebebi vardı belki ama gelmek için… Yüreğini sıkıştıran, onu uykusuz bırakan sebebi henüz bilmiyordu. Bilmediği birçok gerçeği bu adamdan öğrenmişti. Belki de ‘sebebi’ yine bu adamdan öğrenirdi diye gelmeye karar verdi. Ya da sadece kendine bir neden ararken güç bela bu bahaneyi bulmuştu. Sessizliği paylaştıkları şu birkaç dakikada, kafasının içinde neler döndüğünü merak ederken buldu kendini.

Ölümden korkmadığını söylerken bile tek korkusu, kader mahkûmu arkadaşlarının korkularıydı. Kafasındaki sesler sanki sadece onları haykırıyordu. Başkaları için endişelenmekten, ölüm korkusuna yer kalmamıştı. Bu iyi miydi, kötü mü, emin olmasa da gerekirse onunla sessizliği bile paylaşabileceğini hissediyordu artık.

Yağmur camı dövmeye başladığında adam başını kaldırıp dışarıya baktı. Yüzünde beliren hafif tebessümle birlikte Funda’nın yüzüne de aynı ifade yerleşmişti; ama henüz bundan habersizdi. 

“Bizim oralarda pek yağmur yağmaz…” Ali’nin sessizliği bozmasıyla Funda, meraklı bakışlarını esmer adama çevirdi.

“O yüzden kimse kaçmaz yağmurdan. Çünkü oralarda yağmur rahmettir. Tek bir damlası boşa gider diye ödleri kopar da çatılarından akan suların altını kovalarla doldururlar. Annemin de vardı, renk renk, boy boy kovaları… O gün yağmur yağdıysa bizi o dolan kovaların suyu ile yıkardı. Yanan cayır cayır sobanın hemen dibindeki büyük leğen… Ara sıra elindeki tas ile kafamıza vururdu. Çünkü biz hareket ettikçe yerler su içinde olurdu.” Dedi yüzündeki acı dolu tebessümü korurken konuşmaya devam etti.

“Sanırım o günlerden sonra bir başkası tarafından ilk defa yıkanacağım. Mavi leğenden gasil taşına oradan da musallaya…” dedi acılı bir tebessümle. Funda’nın ise bütün bedeni titremiş yutkunmakta zorlanmıştı. Karaladığı deftere bakarken çizdiği musalla taşına dolu gözleriyle baktı. Kalemi hızla masaya bırakırken ellerinin titrediğini yeni fark ediyordu. 

“Sana söylemiştim doktor, sen buraya ait değilsin.” Dediğinde, Funda titreyen göz bebeklerini esmer adama çevirdi.

“Neden yapıyorsun bunu? Sadece yardım etmeye çalıştığımı görmüyor musun? Üstelik sana rağmen” dedi kızgınlıkla.

“Sebebimiz aynı demek ki… Çünkü ben de sana yardım etmeye çalışıyorum. Buradaki insanlarla kurduğun her bağ, o dar ağacında onlarla kopacak. Ve sen ömrünün geri kalanını onların yasını tutarak geçireceksin. Gözlerini her kapattığında onların yüzlerini hatırlayacaksın. Belki de ipte sallanışlarını…”

“Yeter!” diyerek bağırdığında ağlıyordu. Esmer adamın dudaklarından dökülen her sözcüğü dehşetle dinlemişti Şaşkın ve kızgındı. Bu kadarı da fazlaydı… Gözlerini araladığında ‘Ben demiştim’ diyen bakışlara yumruklarını sıkarak baktı. Profesyonelliği bir an bıraktığı için kendine kızdı ama nihayetinde insandı. Derin bir nefes alarak kalktığı sandalyeye geri oturdu.

“Bırak da ona ben karar vereyim” dedi soğukkanlılıkla. Sesi biraz soğuk ve tavırlı çıkmıştı. 

“Peki.” Diyerek geriye yaslanan adam ile kaşları havaya kalktı. ‘Peki mi?’

Bir an da tavır değiştiği için şaşkındı. Belli ki onunla oynuyordu. Bıkkınca bir nefes veren Funda, bu oyuna katılmaya karar verdi.

“Günlerini nasıl geçiriyorsun?” Diye sordu.

Amacı Ali’nin sert kabuğunu kırıp onunla bir sohbetin içine girmekti. Belki o zaman onu daha iyi tanıyabilme fırsatı bulurdu. En azından kafasından neler geçiyor bilmek istiyordu.

“Kitap okuyorum” Dedi hiç düşünmeden.

“Ne okuyorsun mesela?”

“Yasak olmayan ne varsa…” Omzunu silkerek.

“Sana kitap getirebilirim. İstediğin bir şey var mı?” diye sordu heyecanla. Sonunda onunla paylaşacağı bir şey bulmuştu.

“Benim istediklerimi buraya sokamazsın. Hem biz kitaplaşıyoruz zaten aramızda. Başka kitaba gerek yak” diyerek kestirip atmıştı ama Funda’nın da pes etmeye niyeti yoktu.

“Ben de kitaplaşmak isterim, sakıncası yoksa…” diye sorarken şirin olmaya çalışıyordu. Bu hâli Ali’nin tebessümüne neden oldu ama hemen sildi. 

“Peki.” Dedi omuzlarını silkip dudaklarını büzerek. Bu yeni iletişimleri Funda’nın hoşuna gitmişti. Öyle ki kalbi pır pır ediyordu ama farkında olamayacak kadar mutluydu.

“Son okuduklarımızı getirelim” derken bile esmer adam ile bir şeyleri paylaşmanın heyecanı sarmıştı içini. 

“Son okuduğum kitabı solcu Mehmet’e verdim.”

“Solcu Mehmet derken… Sen ülkücü değil miydin?” diye sordu çatık kaşlarıyla. Yanlış mı hatırlıyordu acaba? Belki de dosyasına bir daha bakmalıydı.

“Düşüncelerimiz farklı olabilir ama düşman değiliz.” Dedi umursamazca.

“Ama zaten bu yüzden burada değil misiniz?”

“ Hayır. Ben kardeşim dediğim adamın sırtına bıçak saplayan kalleş yüzünden buradayım.”

“Ama o katil de bir solcu değil miydi?” diye sordu Funda merakla.

“Öyleydi. Ama her şeyden önce kötü bir insandı. Bu dünya ada iki tür insan var. İyi insan ve kötü insan, başka yok… Ve o adam kötü bir insandı. Üstelik ona arkası dönük birine bıçak saplayacak kadar.”

“Böyle düşünmene sevindim” diyen Funda, aynı zamanda şaşkındı. Ali matruşka gibiydi. İçini açtıkça başka gizemli bir sürpriz onu karşılıyordu. Onunla sohbet etmek şimdiden bağımlılık yapmıştı.

 “Yani kavga etmiyor musunuz?”

“İlk zamanlar kavga ettiğimiz doğru ama sonra müdür babanın başını çok ağrıttılar tepedekiler. Biz de kavga etmemeye gayret ettik. O sırada birbirimizi tanıma fırsatı olunca bir şekilde beraber yaşamayı öğrendik.”

“Müdürünüzü seviyorsunuz galiba?” Diye soran Funda ile esmer adamın yüzünde acı bir tebessüm oluştu.

“Babamız gibidir.” Bunu öyle içten söylemişti ki içim sıcacık olmuştu. Sonra o adamın da onları ne kadar çok düşündüğü aklıma gelmiş hüzünle dolmuştu içim. Bir babanın oğullarını kendi elleriyle ölüme göndermesi acıların en büyüğü değil de neydi? Düşünmek bile istemedi Funda. O zaman anladı Funda müdürün sabahki tavrını.

“Yolun sonunda dar ağacına da beraber kol kola gidecekken neden düşmen kalalım?” diyerek duraksayıp konuşmaya devam etti.

“Sen yanmasan, ben yanmasam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”

 “Nazım Hikmet… Solcu değil miydi?” diye sordu Funda. 

“Ruhun kafesteyse, bedenin özgür olsa da bir şey fark etmiyor… Dediğim gibi tek ortak noktamız sevgi Hoş gün geçtikçe ortak noktalarımız zamanımızın aksine çoğalıyor. En çok da bu yüzden solcu Mehmet’i severim. Yanındaki kim olursa, kurşunun önüneatlayacak kadar cesur biridir.”

Funda gülümsedi.

“Güvendiğin biri olması güzel.”

“Aynı yolun yolcusuyuz.” Dedi dudakları kıvrılarak.

“Her lafın sonunu böyle bitirmek zorunda mısın?” diye homurdanan Funda’nın kaşları çatılmıştı.

Ali’nin gülümsemesi büyürken gamzeleri ortaya çıktı. Funda’nın o an, ifadesi yüzünde donmuş gülümsemenin esmer adama ne kadar çok yakıştığını düşünüyordu. Zaman genç kız için adeta durmuştu. Ali ise saniyeler sonra yüzüne dalgınca bakan genç kız ile gülümsemesi silinmişti. Esmer adam rahatsızca yerinden kıpırdanıp bakışlarını kaçırarak boğazını temizledi. Funda daldığı gamzelerden yüzeye çıktığında, tuhaf kasvetli ortamın yeni farkına varmıştı.

“Tamam. Bir dahaki gelişinde kitap getirirsin.” 

“İstediğin…”

“Yok.”

“Peki. O zaman bugünlük burada bitirelim.” 

Ali başını olumlu anlamda sallayıp ayaklandığında, “Bana kendini açtığın için teşekkür ederim Ali.” Dedi Funda, içinden gelen bir dürtüyle.

“Umarım Pişman olmazsın Doktor.” 

“Kes şunu!” diyerek yüzünü buruşturdu Funda.

“Tamam tamam” kıkırdamayla konuşup kapıyı tıklattı Ali. Gardiyanlar içeriye girerken Ali’ye tebessümle baktı memur. Gözlerini hayranlıkla esmer adamın üstünde tutuyordu belli ki ona saygı duyup seven gardiyanlar da vardı. Funda mutlulukla gülümsedi. Bu bir nebze içini rahat ettirmişti. Zira biliyordu ki cezaevlerinde işkenceler meşhurdu. Onun arkasını kollayanların da olması iyi hissettirmişti. İçinin rahatlamış olmasını bile sorgulayamıyordu. Çünkü genç kız farkında olmasa da Ali’nin korktuğu o bağ çoktan sıkı sıkıya kenetlenmişti.

Ali, son kez Funda’ya tebessümle bakıp koridorda kaybolurken genç kız gidişini izledi. Görüş açısından kaybolduğunda silinmeyen keyifli gülümsemesiyle müdürü bulmaya karar verdi. Sabahki patavatsızlığını telafi etmek istiyordu. Zira onu artık daha iyi anlayan bir yanıyla çoktan kuşanmıştı. 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Hanife Demir Merhaba! Ben Hanife , üç çocuklu bir anne, eş ve aynı zamanda geniş hayal dünyasını kaybetmeyi asla başaramamış bir polisiye yazarıyım. Çocukluğumdan beri hayal gücüm o kadar genişti ki, bazen gerçek dünyaya geri dönmekte zorlanıyordum. Neyse ki o dönemin izlerini hâlâ taşıyorum ve bu, polisiye yazarken fazlasıyla işime yarıyor. Tabii, geniş bir hayal dünyasına sahip olmak kadar, evde geniş bir sorumluluk alanına da sahibim: Üç çocuk! Çocuk yetiştirmek başlı başına bir dedektiflik işi zaten. Kayıp oyuncakların izini sürmek, kim odaya gizlice kurabiye götürdü gibi gizemleri çözmek derken kendimi doğal bir dedektif gibi hissetmeye başladım. Bu da beni polisiye yazmaya teşvik etti! Evde sürekli suç mahali var ama endişelenmeyin, en kötü suçluların ellerinde bir kutu boya ve masum gülümsemeleri oluyor. Eğitim hayatım boyunca hayal gücüm sınır tanımadı ve gerilim dolu hikayeler kafamın içinde bir yerde kendi hikâyesini yazdı. İlk başta gerçek dünyada suçları çözmek için dedektif olmayı düşünsem de, daha sonra kağıt üzerinde suç işlemeyi daha cazip buldum. Polisiye romanlarımda, karakterlerim sürekli karanlık sokaklarda, gizemli olayların peşinde koşarken ben de okuyucularıma hep en iyisini sunmaya çalışıyorum. Başarılarıma gelirsek, henüz Nobel almadım ama üç çocuğu aynı anda ilgilenip bir bölüm yazmak, bence takdir edilmesi gereken bir başarı. Her kitabımda biraz daha derinlere inerek okurlarıma, her sayfada “katil kim?” dedirtmeyi seviyorum. Boş zamanlarımda (ki gerçekten var mı, emin değilim), hayal gücümdeki sınırsız dünyalarda dolaşmayı ve yeni hikayeler yaratmayı sürdürüyorum. Polisiye yazarlık benim için sadece suçları çözmek değil, aynı zamanda okurlarımı beklenmedik sürprizlerle şaşırtmak demek. Başa dönecek olursak; İlk kitabım biraz sürpriz oldu. Sadece kafamın içinde dönüp duran olayları kağıda döktüğümde farkına vardım kalemimdeki cevheri. Sonunda amacımı ve beni ben yapan o hayali bulmuştum. İlk kitabım (Konuşan Gözler )2023 yılının Mart ayında Flora yayınlarında ücretsiz olarak basıldı. Konuşan Gözler hikâyesi olan bir roman. Yazılırken çok büyük bir yol kat etti diyebiliriz. O yüzden ben de yeri bambaşkadır. Zaten beni yazar yapan kitaptır, ötesi yok. İçindeki karakterleri de hâlâ yaşatıyorum. En son, Dark Polisiye’nin altıncı kitabında “Galata Canavarı” adlı bir öyküde yeniden yazıldı. Şimdi de Dark Kadın adlı kitapta “Sinderalla’nın kayıp ayakkabısı “ ismiyle anıldı. Her geçen gün yazdıklarım ile büyüyorum. Yazabilir miyim, merakıyla başladığım bir aşk romanı da ücretsiz onay alınca ve basılınca daha büyük beklentiler içine girdim. Şimdilerde Kâbus adlı romanımı yayınevine göndermiş onay bekliyorum. Poyabir gibi büyük bir suç örgütüne üye olduğumu da unutmamak lazım. Ama aramızda kalsın. Gelecekteki planım mı? Suç dünyası durmuyor, benim de yazacak daha çok cinayetim ve çözecek daha çok gizemim var. Eşim ve çocuklarım bu maceraya biraz şaşkın, biraz da sabırla eşlik ederken, ben kapalı bir perdenin arkasında, başka suçlarımı hikayeleştirip yazmaya devam edeceğim. Ve kim bilir, belki bir gün dünya literatürüne adımı kazıyacağım... Hayaller büyük ama imkansız değil!