ALMANYA TRENİ 6.CI BÖLÜM - KASABADAN KÖYE GELİN GÖNDERME VE DÜĞÜN

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

"Şakire Gelin'in düğünü, köyün son büyük düğünüydü."

30 Temmuz 2026 - 12:35
30 Temmuz 2026 - 12:35 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 10  60
ALMANYA TRENİ 6.CI BÖLÜM - KASABADAN KÖYE GELİN GÖNDERME VE DÜĞÜN

KASABADAN KÖYE ATLA GELİN GÖNDERME VE DÜĞÜN

Bazen bir gelin yalnızca bir eve değil… Bir köyün hafızasına gelir.”

Nihayet beklenen gün gelmişti.

Daha güneş doğmadan kasabanın taş sokakları hareketlenmişti.

Evlerin önünde kadınlar son hazırlıkları yapıyor, genç kızlar bohçaların düğümlerini sıkıca bağlıyor, çocuklar ise süslenen atların etrafında heyecanla dolaşıyordu.

Şakire’nin çeyizi günlerdir konuşuluyordu.

Odalar dolusu el emeği…

İşlemeli yorganlar…

Kanaviçeler…

İncecik danteller…

Rengârenk oyalı yazmalar…

Kırlentler…

Dokuma kilimler…

Perdeler…

Bakır kazanlar…

Sandıklar dolusu çeyiz…

Kasabadan gelen kadınlardan biri hayranlıkla,

“Bu kadar çeyizi bir arada ilk defa görüyorum.”

dedi.

Bir başkası gülümseyerek,

“Bu çeyiz bir eve değil, koca bir köye yeter.”

diye karşılık verdi.

Gerçekten de herkes aynı şeyi söylüyordu.

Kasabada o güne kadar görülen en gösterişli çeyizlerden biriydi.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte üç at hazırlandı.

Birine büyük ceviz sandıkları yüklendi.

Diğerine kilimler, yorganlar ve bohçalar bağlandı.

Üçüncü ata ise bakırlar ve diğer ev eşyaları yerleştirildi.

En önde duran beyaz at ise yalnızca gelin içindi.

Yelesine kırmızı kurdeleler bağlanmış, alnına nazarlık takılmıştı.

İnce işlemeli gelin örtüsü omuzlarına bırakılan Şakire sessizce kapıya çıktı.

Fatma Ana gözyaşlarını gizlemeye çalışarak son kez başını düzeltti.

“Allah mesut etsin kızım.”

dedi.

Şakire cevap veremedi.

Boğazındaki düğüm konuşmasına izin vermiyordu.

Kapının önünde bekleyen kadınlardan biri gülerek,

“Haydi Şakire…”

“Ata bin…”

“Gelin gidiyorsun.”

dedi.

İki kadın koluna girerek onu yavaşça beyaz ata bindirdi.

O an avluda derin bir sessizlik oluştu.

Ardından dualar yükselmeye başladı.

Annesi gözyaşlarını sile sile kızına bakıyordu.

Babası dimdik durmaya çalışıyordu.

Ama gözlerinin dolduğu her hâlinden belliydi.

Gelin alayı ağır ağır kasabadan ayrıldı.

Tozlu yollar…

Dere kenarları…

Patika yollar…

Bağlar…

Bahçeler…

Her adım Şakire’yi çocukluğundan biraz daha uzaklaştırıyordu.

Yol boyunca türküler söylendi.

Kadınlar mani okudu.

Çocuklar atların peşinden koştu.

Uzun yolun sonunda köy görünmeye başladığında davul sesi çoktan dağlara yayılmıştı.

Köy meydanı insanlarla doluydu.

Herkes gelin alayını bekliyordu.

“Şakire Gelin geliyor!”

Sesleri köyün bir ucundan diğer ucuna kadar yayıldı.

At köy meydanına girerken herkes ayağa kalktı.

Memduh uzaktan gelini izliyordu.

Kalbi yerinden çıkacak gibiydi.

Şakire ağır ağır attan indirildi.

Kaynanası onu kapıda karşıladı.

“Evin bereketiyle geldin kızım.”

dedi.

Şakire sağ ayağıyla eşiği geçti.

Arkasından dualar yükseldi.

“Allah ağız tadı versin.”

“Yuvanız daim olsun.”

“Bir yastıkta kocayın.”

Ardından düğün başladı.

O gün yalnız iki aile değil…

Neredeyse bütün köy aynı sofrada buluşmuştu.

Üç davar kesildi.

Biri damat tarafından…

Biri gelin tarafından…

Biri de köylülerin ortak ikramı olarak.

Büyük bakır kazanlarda etli pilavlar kaynadı.

Kazanların başında kadınlar hiç durmadan yemek pişirdi.

Misafirlerin biri kalkıyor, diğeri oturuyordu.

Davul hiç susmuyordu.

Zurna köyün her sokağında yankılanıyordu.

Gençler halay çekiyor…

Yaşlılar dualar ediyor…

Çocuklar ise atların peşinde koşarak bayram sevinci yaşıyordu.

Akşam olduğunda ateşler yakıldı.

Türküler söylendi.

Köyün dört bir yanından gelen insanlar geç saatlere kadar eğlendi.

Şakire, gelin tülünün ardından bütün bu kalabalığı izledi.

İçinden,

“Demek insan bazen bir ata binerek bambaşka bir ömre gidiyormuş.”

diye geçirdi.

Memduh da uzaktan ona baktı.

İkisi de konuşmadı.

Ama gözleri aynı cümleyi söylüyordu.

“Artık aynı yoldayız.”

O gece yapılan düğün yıllarca unutulmadı.

Köylüler uzun zaman boyunca,

“Şakire Gelin’in düğünü gibisi bir daha olmadı.”

diye anlattılar.

Çünkü gerçekten de öyle oldu.

Kısa bir süre sonra köyde yaşanan büyük bir kavganın ardından kalabalık düğünler yasaklandı.

Günler süren gelin alayları…

Davullar…

Zurnalar…

Atlı düğünler…

Büyük şölenler…

Artık eskisi gibi yapılamadı.

Bu yüzden yıllar sonra köylüler hep aynı cümleyi kuracaktı:

“Şakire Gelin’in düğünü, köyün son büyük düğünüydü.”

Ve o düğün…

Yalnızca iki gencin evlendiği bir gün değil…

Bir dönemin de sessizce kapanan son sayfası olmuştu.

Devam edecek…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.