Kabulleniş

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Çünkü neydi ki hâlbuki… Yaşayıp gidecektik. Şimdi ben de öyle yapacağım. Yaşayıp gideceğim.

17 Ağustos 2026 - 08:35
17 Ağustos 2026 - 08:35 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  29
Kabulleniş

Kabulleniş

Evet, pes ettim artık.

​Bunu söylemenin bile insanın içinde nasıl bir boşluk bıraktığını şimdi anlıyorum. O kadar yoruldum ki mücadele etmekten… Sürekli bir şeyleri düzeltmeye, yetişmeye, oldurmaya çalışmaktan. Her defasında “Biraz daha çabalarsam olacak.” dedim kendime. Biraz daha sabır, biraz daha emek, biraz daha zaman…

​Ama olmadı.

​Üstelik garip olan şu ki ben yaklaştıkça her şey benden biraz daha uzaklaştı sanki. Ellerimi uzattıkça mesafe büyüdü. Daha çok çabaladıkça daha çok yoruldum. Ve en kötüsü, nedenini anlayamadım.

​İnsan, nedenini bildiği acıyla bir şekilde baş ediyor. Bir açıklaması oluyor hiç değilse. “Bunun için olmadı.” diyebiliyor. Benimse elimde cevaplardan çok sorular kaldı. Nerede yanlış yaptım? Gereğinden fazla mı istedim, fazla mı inandım yoksa bazı şeylerin zamanı hiç gelmeyecek miydi?

​Bilmiyorum.

​Bildiğim tek şey, artık eskisi kadar gücümün olmadığı.

​Belki de kabulleniş tam burada başlıyor: Her şeyi anlayabilmekten vazgeçtiğin yerde. Her sorunun bir cevabı olmadığını, her emeğin karşılığını bulmadığını ve ne kadar istersen iste bazı kapıların açılmadığını kabul ettiğin yerde…

​Uzun zaman kabullenmenin yenilmek olduğunu düşündüm.

​Şimdi ise "Belki de insanın en büyük yenilgisi, çoktan bitmiş bir savaşın içinde hâlâ kendini tüketmeye devam etmektir." diye düşünüyorum.

​Bir de sandığın hiçbir şeyin aslında sandığın şey olmadığını anlamak var.

​İnsan buna kaç kere alışabilir, bilmiyorum. Her seferinde “Artık şaşırmayacağım.” diyorsun. İnsanları tanıdığını, ne yapabileceklerini öğrendiğini, bundan sonra hiçbir şeyin seni hazırlıksız yakalayamayacağını sanıyorsun. Sonra biri çıkıyor ve yine şaşırtıyor seni. Hem de tam “Bunu yapmaz.” dediğin yerden.

​Belki de benim en zor kabullendiğim şey bu oldu: kötülüğün varlığı.

​Yok saydığımdan değil. Varlığını biliyordum elbette. Ama insanın içinde bu kadar kolay yer bulabileceğine inanmak istemedim. Hep bir sebep aradım yapılanların ardında. "Belki kırılmıştır." dedim. Belki çaresizdir. Belki onun da bilmediğim bir hikâyesi vardır. İnsanların yanlışlarını anlamaya çalıştım; çünkü anlamlandırabilirsem affetmenin de kolaylaşacağını düşündüm.

​Ama bazı şeylerin açıklaması yokmuş.

​Bazı insanlar yalnızca yapabiliyor oldukları için incitebiliyor, yalnızca ellerinde fırsat olduğu için can yakabiliyormuş. Bunu kabul etmek istemedim. “Hayır,” dedim içimden, “İnsan bu kadarını yapmaz.” Sonra hayat, sanki bütün itirazlarımı duymuş gibi inkâr ettiğim ne varsa birer birer gözümün önüne koydu.

​Ben görmemekte direndikçe o, gözüme soka soka gösterdi.

​Ve insanın içindeki iyiliği kaybetmeden kötülüğün varlığını kabul etmesi ne kadar zormuş.

​Belki beni asıl yoran da buydu. Yaşananlardan çok, her defasında içimdeki o saf inancı korumaya çalışmak. İnsanların aslında iyi olduğuna, bir yerde vicdanlarının sesini duyacaklarına, kimsenin bir başkasının hayatını bilerek zorlaştırmak istemeyeceğine inanmak…

​Neydi ki hâlbuki?

​Yaşayıp gidecektik.

​Birbirimizin hayatından biraz incitmeden, biraz eksiltmeden geçip gidecektik. Kimsenin kimseden bu kadar büyük bir beklentisi yoktu belki. Biraz anlayış, biraz vicdan, biraz da insanlık…

​Bu kadar zor olmamalıydı.

​Ama galiba kabulleniş tam da burada başlıyor: Dünyanın senin kalbinin kurallarına göre işlemediğini anladığın yerde.

​Belki de artık kabul ediyorum.

​Her şeyi düzeltemeyeceğimi, herkesi anlayamayacağımı, ne kadar iyi niyetle yaklaşırsam yaklaşayım karşımdakinin de aynı yerden bakmasını sağlayamayacağımı… Bazı insanların değişmeyeceğini, bazı soruların cevapsız kalacağını, bazı emeklerin karşılıksız çıkacağını ve bazı hayal kırıklıklarının hiçbir zaman tam olarak geçmeyeceğini kabul ediyorum.

​Evet, pes ettim.

​Ama belki de ilk kez bunu bir yenilgi gibi söylemiyorum.

​Çünkü bazen pes etmek, vazgeçtiğin şeyden çok kendini seçmektir. Sürekli savaşmaktan yorulmuş ruhunu elinden tutup o savaşın içinden çıkarmaktır.

​Bundan sonra kimsenin kötülüğünü inkâr etmek zorunda değilim. Kimseyi zihnimde olduğundan daha güzel bir yere koymak zorunda da değilim. İnsanları oldukları hâlleriyle görebilirim artık. İyiyi iyi, kötüyü kötü…

​Ve yine de kendim kalabilirim.

​Belki kabulleniş budur.

​Olanları sevmek değil.

​Unutmak hiç değil.

​Sadece artık değiştiremeyeceğin şeylerle savaşmayı bırakıp geriye kalan kendini alarak yoluna devam etmek.

​Çünkü neydi ki hâlbuki…

​Yaşayıp gidecektik.

​Şimdi ben de öyle yapacağım.

​Yaşayıp gideceğim.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow