Gümüş Şekerliğin Hatırlattıkları

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Modern dünyanın gölgesinde yalnızlaşan Sema Hanım, bayram sabahı telefonuna düşen ruhsuz, toplu mesajların ve uzaklardaki kızının tatil fotoğrafının burukluğunu yaşamaktadır. Sehpa üzerindeki emektar gümüş şekerlik, onu kırk yıl öncesinin şerbet kokulu, kapıları ardına kadar açık ve çocuk sesleriyle şenlenen o samimi mahalle bayramlarına götürür. Geçmişin sıcaklığı ile günümüzün dijital mesafesi arasında sıkışan öykü, apartman boşluğunda yankılanan son bir çocuk neşesiyle bayramın gerçek özünün hâlâ direndiğini hatırlatır.

29 Mayıs 2026 - 19:32
29 Mayıs 2026 - 19:32 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 11  46
Gümüş Şekerliğin Hatırlattıkları

Sema Hanım, pencerenin kenarındaki berjerine oturmuş, sokağın sessizliğini izliyordu. Telefonunun ekranı ardı ardına yanıp sönüyor, ekranda beliren toplu bayram mesajları, renkli emojiler ve hareketli animasyonlar odayı anlık ışıklarla aydınlatıyordu. Dijital dünyanın getirdiği bu hızlı ve pratik tebrikler, onun içindeki o derin, eski bayram özlemini bastırmaya yetmiyordu. Derin bir iç çekti ve bakışlarını sehpanın üzerindeki gümüş şekerliğe çevirdi. Zihnindeki zaman tüneli, onu kırk yıl öncesinin o gürültülü, neşeli ve telaşlı bayram sabahlarına alıp götürdü.

​Onun çocukluğunda bayram, günler öncesinden evleri saran tatlı bir panikle başlardı. Günler süren hummalı temizliklerin ardından, mutfaktan yükselen baklava şerbetinin o ağır ve davetkar kokusu tüm sokağa yayılırdı. Bayram sabahları ise adeta bambaşka bir senfoniydi. Yeni kıyafetler ve ayakkabılar yatağın başucuna konur, kutusundan çıkarılıp defalarca hayranlıkla seyredilirdi; kıyafetin sadece bir kumaş değil, saf bir neşe kaynağı olduğu zamanlardı. O sabahlar mahallede hiçbir ev kapısını kapatmazdı. Çocuklar ellerinde poşetlerle sokakları doldurur, her kapıdan şeker, mendil ya da heyecanla beklenen o gıcır gıcır demir paraları toplardı. Büyüklerin elleri öpülürken tütün kolonyasının keskin kokusu genzi yakar, bayramlaşmalar sadece bir ritüel değil, göz göze gelinen ve kalpten kalbe akan sıcacık bir kucaklaşma olurdu. Kimse uzak kalmaz, küsler barışır ve sofralar alabildiğine genişlerdi.

​Düşüncelerinden sıyrılıp bugüne dönen Sema Hanım, elinde titreyen telefonunu yavaşça kaldırdı. Kızından gelen mesajı açtı; seyahat ettikleri tatil köyünden, arkada masmavi bir deniz manzarasıyla çekilmiş bir aile fotoğrafı göndermiş ve altına kısa bir not düşmüştü: "İyi bayramlar anneciğim, dönünce uğrayacağız."

​Günümüzün bayramları, artık takvimdeki uzun tatil fırsatlarına dönüşmüştü. Şehirler boşalıyor, akraba ziyaretlerinin yerini deniz kenarındaki şezlonglar alıyordu. Artık kapı zilleri yerine telefon bildirimleri çalıyor, aynı anda yüzlerce kişiye gönderilen kopyala-yapıştır mesajlar, eski bayram kartpostallarının üzerindeki o el yazısı samimiyetini mumla aratıyordu. Sokaklar o eski çocuk koşturmacalarından uzaktı; evdeki şekerlikler doluydu ama onları eksiltecek o küçük, neşeli eller artık kapıyı çalmıyordu. Bayram, modern dünyanın yoğun temposunda sadece bir nefes alma molasına indirgenmiş gibiydi.

​Sema Hanım telefonu yavaşça sehpaya bıraktı. Tam o sırada apartman koridorundan iki küçük çocuğun neşeli kıkırdaması ve ardından üst kat komşusunun kapı zili sesi duyuldu. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Zaman değişiyor, bayramı yaşama şekilleri başkalaşıyordu. Eski bayramların o kolektif coşkusu, o eski mahalle sıcaklığı azalmış olabilirdi; ama apartman boşluğunda yankılanan o çocuk seslerinde, bayramın özü hâlâ bir yerlerde direniyordu. Yerinden kalktı, şekerliğini eline aldı ve kendi kapısının zili çalmadan hemen önce, o eski günlerin hiç tükenmeyen umuduyla antreye doğru yürüdü.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.